yukari
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 1/5 - 1 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Istiklâl Marsi'nin Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy'u Anma Günü (12 Mart)
#31
Çanakkale Sehitleri ve Yazilisi

Ne Mehmet Akif ne Esref Bey o gece uyuyabildiler... Mehmet Akif daha sonra, yine beraber geçen hayat safhalarinda o geceyi daima hatirladi. Çünkü o gece Mehmet Akif, Çanakkale destanini yazmadan canini almamasi için Allah'a yalvardi: Bu, bir çocuk yakarisi idi. Masum, tertemiz, hiçbir fâni hissin ucuna dokunamadigi bir yalvaris...

Esref Bey anlatir: Hayatimda, Mehmet Akif kadar vakar ve ciddiyetini muhafaza eden insanlara az rastlamisimdir: Bu, mücerret bir tevekkül duygusunun neticesi degildi: Kadere riza gösterme felsefesinin yaninda, dünya nimetlerine olan istignanin da tezahürü idi. Biz Istanbul'dan çikarken, ailesine, Teskilât-i Mahsusa'nin hiçbir murakabe ve teftise tâbi olmayan müstakil kasasindan para birakmasi için öyle israr etmistim ki, beni reddederse kiracagini anladiktan sonra muvafakat etmis ve emin olunuz, kizararak:
- Siz ne isterseniz yapiniz. Rica ederim, bu mevzulara beni muhatap yapmayiniz., demisti. Fâni nimetler için bu kadar müstagni bir insanin, sahsî mevzular üzerinde hassas olmamasi mümkün müydü?

El-Muazzam istasyonundaki o çöl gecesi, heyecan ve edebî kudretini, vataninin ve milletinin saadeti, istiklâli, fazileti ugruna vakfetmis büyük bir sairin, rabbani ve ilâhî olduguna süphe olmayan heyecan ve vecdi andiran istigrakina sahit oldu. Akif, âdeta cezbe hâlinde idi... Çok az konusan bu büyük sair, simdi, bir çaglayan hâlinde idi. Benimle degil, âdeta kendi kendisine konusuyordu: Milletinin büyüklügüne, kahramanligina, yigitligine inanmisti. Inaniyordu... Medeniyet ve teknik, iste bütün vasitalariyla Çanakkale'ye yigilmisti: Para, vasita, malzeme, insan, her sey boldu. Ya biz? Biz bunlarin sadece birisinden degil, her seyinden mahrumduk. Neyimiz vardi? Mehmetçigin imâni.... Âsim'in nesli dedigi ve babasinin talebesi Köse Imam'in oglu olan Âsim, 1914-1918 Birinci Dünya Harbi'nin ve daha sonra 1918-1932 Millî Mücadele devrinin destanini yaratmis olan o essiz, o fedakâr, o kahraman neslin bir örnegi idi: Çanakkale'de, Sarikamis'ta. Galiçya'da, Filistin'de, daha sonra Inönü'de, Sakarya'da, Dumlupinar'da kahramanlik destani yaratmis olan o bulunmaz nesil, Âsim'in nesli idi... Akif o gece. bu neslin maddî manevî terkibini, gelecek nesillere anlatmadan canini almamasi için Allah'a yalvardi. Hem nasil yalvaris!.. Kalin, davudi, erkek bir sesi vardi. Kelimelerin ve harflerin hakkini vererek konusurdu. Âdeta, kendi nefsine karsi ant içiyor ve bu ahdi, gönülden inandigi Tanrinin yüce varligina iletiyordu:
- Yarabbi!.. Bana bu destani bir âciz kulunun ifadesinin azamîsi içinde yâd edebilmenin saadet ve imkânini bahset. Bu ulvî vazifeyi bana nasip et, sonra emanetini al. Yarabbi!.. Bana bu lütfü çok görme. În'am ve ikraminin namütenahi hazinesinden bu âciz kulunun su duasini bargâh-i ulûhiyetinde kabul eyle...

Ve, duasi, hiçkiriklarla kesiliyordu. Sabahi böylece bulduk. Onu teskin etmek ne mümkündü ne de aklima böyle bir müdahale geliyordu. Bu, bir heyecan ve ilham manzarasi idi ve ben onu görebilmis olmakla mübâhi mahdut fânilerden idim. Sesim degil, nefesim çikmiyordu:
Simdi sizlere bir hakikati iblâg edeyim... Çanakkale Destanini Mehmet Akif, Hicaz yolculugu devam ederken, daha yolda yazdi ve ancak ondan sonradir ki, tabiî hüviyetine girebildi.

Mithat Cemal KUNTAY
Necid Çöllerinde Mehmet Akif, Bogaziçi Yayinlari, 1992
www
Cevapla
#32
Mehmet Akif: Islamci Bir Sairin Romani


… O Istanbul Lisesinin (Sultanisinin )Malûmat-i Medeniye, Hukukiye ve Iktisadiye Muallimligi için açilan müsabaka imtihaninda muvaffak oldugu zaman Naim Bey Orta Ögretim Umum Müdürü idi. Istanbul Maarif Müdürlügüne yazilan tâyin tezkeresini almak üzere bu Daireye gittigi zaman Mümeyyiz Osman Bey, «Müdürü Umumî Beye sizi götürmeliyim» diye onu aldi, Naim Beyin oturdugu küçük bir odaya girdiler. Mümeyyiz «imtihanda muvaffak olan... efendi» diye tanitinca Naim Beyin kendisine yaptigi iltifata bakti da, «acaba Akif Bey beni bu zata vaktile söylemis miydi?» diye kuruntuya bile kapilmisti…

…Akif hasta olarak Misir'dan Istanbul'a döndügn zaman, Istiklâl Savasi destaninin yazilmamis olmasindan müteessirdi;
— Iyilesirsem, diyordu, bu destani ben yazacagim ve orada Naimi, Hüseyin Kâzim'i, Süleyman Nazif'i kendi dilleriyle konusturacagim. Sonuncusu hakkinda ne diyecegini belki azçok sezme kaabildir. Fakat ne Naim, ne Hüseyin Kazim Beylerin Istiklâl harbi hakkinda ona dediklerini, yazik ki, bugün tahmin bile mümkün degildir…

… Arkadasi Lütfi Bey asker oldugu için, ikide bir ona:
- Ömer Bey, bu Çanakkale Harbi ne olacak? diye sorardi.
Ilk zamanlari bu subay harb kaidelerini anlatir ve sonra insan kudreti disinda bir sebep olmazsa biz orada tutunamayiz, diye cevap verirdi. Bunlari isitince O:
- Aman Ömer Bey, ne diyorsun sen, Çanakkale bizim tek dayangacimiz, o yikilirsa halimiz ne olur ? derdi ve baslardi aglamaya...

Ömer Lütfi Bey, Akif'in teselliye muhtaç oldugunu anlamisti. Artik bundan sonra ayni sual karsisinda kalinca, O, «böyle olursa, göyle giderse» biz orada dayaniriz demeye bagladi. Fakat Akif, «söyle giderse, böyle olursa» sartlarina tahammül edemiyor, hattâ dinlemiyordu bile... Ona «bütün dünya toplanip gelse, merak etme, Çanakkale düsmez» denmeliydi…

…Bir aralik Namik Kemal'in "Silistre" adli piyesi hatirina geldi. O zaman büsbütün müteessir olmustu: «Bu büyük adam, diyordu, hiç olmazsa Silistre'yi sahneye koymustu. Ondan sonraki nesil, sözlerinin önünde Silistre'den on kat, yüz kat daha büyük kahramanlik menkibelerini gördüler de bizim yazarlar bu manzaralari ne bir piyes, ne de bir roman içine sokamadilar. Yazik degil mi buna?»…

Emin ERISIRGIR
www
Cevapla
#33
... Iste o günlerden birinde, bir ögle yemeginden sonra büromda çalisirken yine bizi ziyarete geldigini görmüstüm. Akif, bir parça dalgindi.
Simdi onun kirk yil önce bir yaz gününde gazetenin daracik yazi odasinda marangoz elinden yeni çikmis adi tahtadan bir masanin yaninda; yani basimda cüssesinden gicirdayan ciliz bir tahta iskemle üzerinde oturdugunu görür gibi oluyorum. (...) kocaman bir el kursun kalemlerden birini kavriyor. Aslan pençesini andiran bir toplu igne kadar ufaklasan kalemi elinde tuttugu bir kâgit tomari süratle gezdiriyor... Iste genç gözlerime çarpan yedi kelime;
Korkma sönmez bu safaklarda yüzen al sancak... Onun çalistigini görünce kendisini lafa tutmadim. Isime devam ettim. Aradan ne kadar zaman geçti bilmem. Belki yirmi dakika, belki yarim saat. Birden neseli bir sesle bana hitap ettigini duydum.
- Dinle bakalim delikanli!
-Buyur üstad...
Sana bîr sey okuyacagim. Bakalim nasil bulacaksin?
Ve Estagfurullah üstad dememe vakit birakmadan gayet hafif bir sesle okumaya basladi. (...)
-Sehlimümteni...
- O kadar ileriye gitme... Begenirler mi dersin?
- Hakimiyeti Milliye'nin bunu nesredecek nüshasi kapisilir kanaatindeyim. Tamamladiniz mi?
- Henüz degil... Fakat yarin ögle üzerine kadar bitirmeye mecburum.
- Neden bu acele üstadim?
- Acemi çapkin, bunu Istiklâl Marsi Komisyonu'na verecegim. Hakimiyet'e degil. En son müddet yarin.
- Öyle ise üstad... bes yüz lirayi kazanacagimiza yemin edebilirim.
Gözlerini odanin bir kösesine daldirarak heyecandan bogulan bir sesle:
- Bes yüz lira mi, dedi, onu almayacagima seni temin ederim. Fakat bugünkü isyani en iyi ben ifadelendirmek istiyorum. Bunun için bilemezsin içimde ne büyük bir istek var...


Nizamettin Nazif TEPEDELENCIOGLU
www
Cevapla
#34
ACEM SAHI *


“Be-merdî ki mülk-i serâser zemin
Neyerzed-ki hûnî çeked ber zemin.” **
Sâdî
Gürz-i girân-i zulmünü ey kanli nâsiye;
Eyvân-i zer-cidârina as ziynetin diye!

Al kanli bir kefenle donat hayme-gâhini,
Canlarla yak mesâil-i mâtem- penâhini!

Makberlerin hufeyre-i muzlim-dehanlari,
Dendân-i gayz u kahra sebîh üstühanlari

Yâd eylesin mezâlimini tâ ebed senin,
Ey cephesi, kitâbesi bin kanli medfenin!

Ey bir hayâle tuhfe kilan bin hakîkati,
Ey âhenîn eliyle kazip kabr-i milleti,

Nûr-i hayât ufuklarini herc ü merc eden
Leylin sedîd zulmetini rûha mezc eden’

Envâr-i mihr-i fikri sen ey hâksâr eden,
Meyyitlerin izâmi gibi târumâr eden!

Ey hâdimi serâçe-i mâtem fesanlarin!
Rahs-i akûr-i zulmüne pâmâl olanlarin

Gül-gonce-i mezâri midir tâc-i devletin?
Tutmussa da avâlim-i efkâri söhretin,

Zannetme ki hükûmetinin efseriyledir...
Sadî'lerin mezâr-i çemen-ber-seriyledir.

Sa'dî'lerin mezâri, evet, bir avuç türâb...
Tahtinsa bir cihan ki senin âsüman-meâb!

Lâkin o kabre bence fedâ taht ü efserin...
Makber-güzîn olup da sükût eyliyenlerin

Feryâd-i vâpesînine degmez bu velvelen...
Mudhik gelir nigâh-i temâsâma hâilen!

Bin mülkü, milleti yok eden pençe-i felek,
Bir sahsi süphesiz ebedî kilmamak gerek.

Mâzî ki iste makbereler mâverâsidir,
Milletlerin haziyre-i zair-cüdâsidir

Atfeylesen nigâhini ka'r-i zalâmina;
Milletlere gözün ilisir na's nâmina!

Dârâ'larin o nâsiye-i târumârini,
Ecdâdinin izâmini, çökmüs mezârini

Pîs-i nigâh-i ibretine al da bir düsün...
Çoktur bu rütbe dagdaga bir kabza hâk için!

Iklîmler alan o muazzam Napolyon'un
Bir hufredir kazandigi sey. Iste bak onun

En son serîri makbere-i mâtemîsidir,
Akreplerin nedîmi, yilanlar enisidir!

Yer kalmamis sarây-i muallâna bak utan:
Mâtem-sarâylarla dolu sâha-i vatan!

Emr-i cihan-mutâi bu dünyâyi râm eden
Eslâfinin -bugün düsünürsek -degil iken

Toprak olan dehenleri feryâda muktedir,
Hâlâ senin bu velvele-i nahvetin nedir?

“Riyâset be-dest-i kesânî hatâst
Ki ez-destsan-i desthâ ber-hudâst” ***
Sa'dî

Bu müdhis velvelen Irân'i dâim inletir sanma.
"Muzaffersin!" diyen sesler bütün hâindir, aldanma.

Zaferyâb oldugun kimdir? Düsün bir kerre, millet mi?
Adâlet isteyen bir kavmi vurmak gâlibiyyet mi?

Nasîbin yok mudur bir parça olsun âdemiyyetten?
Nasil aldirmiyorsun yükselen feryâda milletten?

Emîn ol bunca mazlûmun yüreklerden kopan âhi,
Tependen indirir elbette bir gün lâ'netu'llâhi!

Siginmis oldugun sevket-sarây-i zulmü pek muhkem
Hayâl etmektesin... Lâkin ne bârûlar, ne müstahkem

Penâh-i bî-amanlar, heybet-i Kahhâr-i Mutlak'la,
Kökünden devrilip bir anda yeksân oldu toprakla!

O, bir çok memleket vîrân edip yaptirdigin eyvân
Harâb olmaz mi? Kabristâna dönmüsken bütün Iran?

Evet, Irân'i kabristâna döndürdün, helâk ettin;
Kefen yaptin girîbân-i ümîdi çâk çâk ettin!

"Bütün dünyâ için bir damla kan çoktur" diyorlar, sen,
Su ma'sûm ümmetin seller akittin hûn-i pâkinden!

Yüzünden perde-i temkîni artik kaldirip attin:
Ne mâhiyyet, nasil fitrattasin, dünyâya anlattin!

Livâü'1-hamd-i hürriyyet iken Islâm için gâyet,
Nedir pâmâl-i istibdâdin olmak öyle bir râyet?

Kazak celbeyleyip tâ Rusya'dân sâdâti çignettin;
Yezîd'in rûhu sâd olsun... Emînim çünkü sâd ettin!

Sehâmet gösterip binlerce Beytullâh'i bastirdin;
Secâat arz edib birçok ricâlullâhi astirdin!

Ne Allah'tan hayâ ettin, ne Peygamber'den âr ettin:
Devirdin kâ'be-i ulyâ-yi dîni, hâk-sâr ettin!

Hamâset perverân-i kavmi tuttun bir bir öldürdün,
Umûmen Sark'i aglattin, umûmen Garb'i güldürdün..

Hayir, hiçbir gülen yok, sizliyor Garb'in da vicdâni,
Görüp ecsâd-i mazlûmîne mesher hâk-i Irân'i!

O Sâ'dî'ler, o Hâfiz'lar, o Firdevsî, o Râzî'ler,
Gazâlî'ler, o Kutbüddin, o Sa'düddin, o Kâdîler.

Yetistirmis; o Örfi'nin, o birçok sems-i irfanin
Ziyâsindan tenevvür eylemis iklîmi dünyânin,

Bugün makhûr-i nâdânîsidir bir firka haydûdun!
Nedir pinhân olan esrâri bilmem, bunda Ma'bûd'un.

Hayir, Ma'bûd'a ircâinda yoktur bunlarin ma'nâ:
Yataklik eylemez cânîye -hâsâ- bir zaman Mevlâ.

Sehâmet perverâ, Sâhâ! Zaman, bî-dâdi kaldirmaz;
Hatâ etmektesin sâyed diyorsan "Kimse aldirmaz."

Bu istibdâda artik bir nihâyet ver ki: Istikbâl
Karanlik derler amma iste pek meydanda: Izmihlâl!

*********************

* Mehmet Akif bu manzumeyi Mithat Cemal ile beraber yazmislardir. Birinci parça Mithat Cemal'e ait olup, ikinci parça Mehmet Akif'indir.

** "Bastan basa bütün dünya, bir damla kanin yere dökülmesine degmez."

*** "Zalimliginden halkin Allah'a sigindigi kimselerin, devlet basinda kalmalari dogru degildir."
M.Akif ERSOY
www
Cevapla
#35
ÂHIRET YOLU

Sokakta sâde bir "âmîn!" sadâsidir gidiyor:
Mahalle halki birikmis, imam duâ ediyor.

Basik bir ev; kapinin iç yaninda bir tâbût,
Basinda çinlayan âvâzi dinliyor, mebhût;

Denildi: "Fâtiha!'; âmîni kestiler bu sefer,
Gögüsler inledi, derken, açik duran eller,

Hazîn alinlari bir kerre oksayip indi;
Deminki zemzemeler bir zaman için dindi.

Duyuldu sonra imâmin nidâ-yi magmûmu,
Diyordu:
- Söyleyin Allâh için su merhûmu,

Nasil bilirsiniz ey müslümanlar?
- Iyi biliriz!
-Yarin huzûr-i Ilâhîde toplanip hepiniz,

Bu yolda hüsn-i sehâdet edersiniz ya?
- Evet!
- Imâm efendi, helâllik da iste, merhamet et...

- Helâl edin hadi öyleyse simdi hakkinizi.
- Helâl edin hadi bekletmeyin adamcagizi!



Cemâatin yüreginden kopup "helâl olsun!"
Nidâ-yi saffeti, birden cenâze, ah-i derûn,

Misâli ugradi evden; fezâda yükseldi.
Içerde basladi bir cûs-i nevhadir simdi;

Bas örtüsüyle kadinlar gözüktü pencereden:
- Biraktin öyle mi, en sonra kardesim, bizi sen?

- Yikildi dostlar evim, barkim... Âh gitti kocam!..
- Dayim melek gibi insandi; ben nasil yanmam!

- Tamam otuz senedir komsuyuz da bir kerre,
Kizip da "ey!" demis insan degildi, hemsîre!

- Zavalli Remziye! Boynun büküldü evlâdim...
- Babam ne oldu?
- Baban... Öldü.
- Etme Ayse Hanim,

Bu söylenir mi ya? Hicrân olur zavalli kiza...
- Ayol, su öksüzü bir parçacik avutsaniza...

Açin da cumbayi etrâfa baksin aglamasin...
Göründü cumbada baktim ki tombalak, sarisin,


Sevimli bir küçücek kiz... Besinde ancak var.
Donuk yanaklari üstünde parlayan yaslar,

Zavallinin eriyen ruh-i bî-günâhi idi.
Benim o mersiye yâdimda agliyor ebedî.



Sefine pâre ki: sirtinda mevc-i bî-hissin,
Yüzer... Önünde ademden nisâne bir engin,

Çeker durur onu sâhil-cüdâ açiklarina;
Bakar mi bir tasin üstünde durmus agliyana?

Cenâze dûs-i cemâatte çalkalandikça,
O tahta pâreye benzerdi, düsmüs emvâca.

Nasil duyar ki uzaklarda inleyen kadini?
Nasil görür ki yetîmin hurus eden yasini?

Bu hây ü hûy-i kiyâmet-nümûn içinde söner,
Samîm-i hilkati sûzân eden enîn-i beser.



Degilmis öyle genis nâlenin hudûdu meger:
Sokak bitip dönülürken kesildi mâtemler.

O tahta pâre-i câmid, o igbirâr-i samût,
Güzer-gehindeki esbâhi bir mehîb sükût

Içinde hasr ederek dalgalarla seyrediyor;
Zemîne bakmiyor artik semâ deyip gidiyor.



Bu mahmilin neye sik sik degissin efrâdi?
Suâli fikre büyük bir hakîkat anlatti:

Evet bekâ ezecek cism-i zâr-i fânîyi,
Vücûd çekmiyecek ömr-i câvidânîyi,

Bu bâr-i müdhisin altinda titreyip dizler,
Dayanmiyor üç adimdan ziyâde dûs-i beser!



Agir agir gidiyorken cenâze kâfilesi,
Nihâyet oldu musallâ birinci merhalesi.

Çikinca üstüne son minberin hatîb-i memât,
Açildi dîde-i im'âna perde perde hayât.



Senin en son serîrindir su bî pervâ uzanmis tas;
Ki nermin hâb-gâhindan çikar, bir gün vurursun bas!

Elinde yok halâs imkâni, mâdâme'l-hayât ugras...
O, mutlak sedd-i râhindir, asilmaz.. Muktedirsen as!'



Musallâ: Müncemid bir mevcidir esk-i yetîmânin;
Musallâ: Ahidir, berceste, mâtem-zâr-i dünyânin;

Musallâ: Minber-i teblîgidir dünyâda, ukbânin;
Musallâ-: Ders-i ibrettir durur pîsinde, irfânin.



Bu minberden iner nâsûta en müdhis hakîkatler,
Bu yerden yükselir lâhûta en hâlis kanâ'atler.

Civârindan geçer zulmette bî pâyan hayâletler:
Kefen-ber-dûs geçmisler, kalan üryan sefâletler!



Babam, kardeslerim, evlâdim, annem... Belki bunlardan
Muazzez bildigim kiymetli birçok yâr-i can el'ân

Bu tastan atfeder zanneylerim dünyâya son im'ân...
Benim rûhum bu heykelden duyar hâmûs bin efgân!



Serîr-i saltanatlar devrilir, alt üst olur dünyâ;
Müseyyed bürc ü bârûlar düser bir bir, bu tas hâlâ,

Zamânin dest-i tahrîbiyle, durmus, eyler istihzâ;
Bütün mevcûda hâkim bir adem timsâlidir gûyâ.



Namaz kilindi; duâ bitti. Kârban, yoluna
Düzüldü taht-i memâtin girip birer koluna.

Yarim sâat henüz olmustu. Yolcular durdu;
Demek ki; komsusu dünyânin âhiret yurdu.

Cenâze indi omuzdan yavas yavas, sonra,
Sokuldu servilerin ortasinda bir çukura,

Atildi üstüne üç bes kürek kemikli çamur
Kabardi topragin altinda bir an, bir ur!

Evet, çiban, ki yatan duymuyorsa dehsetini,
Dönün de arkadakinden sorun fecâ'atini·

Sükûn içinde uyurken su bir yigin toprak
Ilel'ebed o küçük rûh çirpinip duracak!...

M.Akif ERSOY
www
Cevapla
#36
ALINLAR TERLEMELI


Cihan altüst olurken, seyre baktin, öyle durdun da,
Bugün bir serserî, bir derbedersin kendi yurdunda!

Hayat elbette hakkin, lâkin ettir haykirip ihkâk;
Sagirdir kubbeler, bir ses duyar: Da'vâ-yi istihkâk

Bu milyarlarca da'vâdan ki inler daglar, enginler;
Otumius, agliyan âvâre bir mazlûmu kim dinler?

Emeklerken, sabî tavriyla, topraklarda sen hâlâ,
Beser dogrulmus, etmis, bir de baktin, cevvi istîlâ!

Yanar daglar uçurmus, gezdirir beyninde dünyânin;
Cehennemler batirmis, yüzdürür kalbinde deryânin;

Eser a'mâki, izler kesfeder edvâr-i hilkatten;
Deser âfâki, birseyler sezer esrâr-i kudretten;

Zemin mahkûmu olmustur, zaman mahkûmu olmakta;
O, heyhât, istiyor hâkim kesilmek bu'd-i mutlakta!

* *
*

Tabîat bin çelik bâzûya sahipken, ciliz bir kol,
Ne kâhir saltanat sürmekte, gel bir bak da, hayrân ol!

Hayir, bir kol degil, binlerce, milyonlarca kollardir,
Yek-âheng olmus, isler, çünkü birlesmekte muztardir:

Bugün ferdî mesâînin nedir mahsûlü? Hep hüsran;
Birer beyhûde yastir damlayan tek tek alinlardan!

Cihan artik degismis, infirâdin var mi imkâni,
Göçüp ma'mûrelerden boylasan hattâ beyâbâni?

Yasanmaz böyle tek tek, devr-i hâzir. Devr-i cem'iyyet.
Gebermek istemezsen, yoksa izmihlâl için niyyet,

"Su vahdet târumâr olsun!" deyip saldirma Islâm'a;
Uzaklassan da îmandan, cemâ'atten uzaklasma.

Isit, bir hükm-i kat'î var ki istînâfa yok meydan:
"Cemâ'atten uzaklasmak, uzaklasmaktir Allah(c.c.)'tan.

Nedir îman kadar yükselterek bir alçak ilhâdi,
Perîsân eylemek zâten perîsan olmus âhâdi?

Nasil yekpâre milletler var etrâfinda bir seyret?
Nasil tehvîd-i âheng eyliyorlar, ibret al, ibret!



Gebermek istiyorsan, baska! Lâkin, korkarim, yandin;
Ya sen mahkûm iken, saglik ölüm hakkin midir sandin?

Zimâmin hangi, ellerdeyse, artik onlarinsin sen;
Behîmî bir tahammül, varligindan hisse istersen!

Ezilmek, inlemek, yatmak sürünmek var ki, âdettir;
Ölüm dünyâda mahkûmîne en son bir sa'âdettir:

Desen bir kere "Insânim!" kanan kim? Hem niçin kansin?
Hayir, hürriyetin, hakkin masûn oldukça insansin.

Bu hürriyet, bu hak bizden bugün âheng-i sa'y ister:
Nedir üç dört alin? Bir yurdun alnindan bosansin ter.

M.Akif ERSOY
Istanbul, 3 Tesrinievvel 1334 (1918)
www
Cevapla
#37
BAYRAM


Âfâk bütün hande, cihan baska cihandir;
Bayram ne kadar hos, ne setâretli zamandir!

Bayramda güler çehre-i mâ'sûm-i sabâvet,
Ümmîd çocuk sûret-i sâfinda iyandir

Her cebhede bir nûr-i mücerred lemeânda;
Her dîdede bir rûh demâdem cevelândir.

Âlâm-i hayâtin iki kat büktügü ecsâd
Feyzindeki te'sîr ile âsûde revandir.

Ferdâ-yi sükûn perveridir sâl-i cidâlin,
Nevmîd düsen kalbe ümîd-âver-i candir.

Heycâ-yi maîsetteki feryâd-i mehîbin
Dünyâda biraz dindigi an varsa bu andir.

Subhunda bahârin su sabâhat bulunur mu?
Bak çehre-i gabrâya: Nasil sen, ne civandir!

Her sînede bir kalb-i meserret darabanda,
Her kalbde bir âlem-i esvâk nihandir.

Raksân oluyor cünbüs-i dûsiyle anâsir,
Gûya ki bütün sadr-i zemin pür-galeyandir.

Esbahi da cûsân ediyor feyz-i mübîni,
Yâ Rab bu nasil rûh-i avâlim-sereyandir!

Bayramda gelir yâ da ne hos hâtiralar ki:
Bin ömre verilmez, o kadar kadri girandir,

Iydin bana dâim görünür levh-i kerîmi:
Mâzî-i tufûliyyetimin yâd-i besîmi.

* *
*

Birinci gün hava bir parça nâ-müsâiddi;
Ikinci gün açilip, sonra pek güzel gitti.

Dedim ki: "Fâtih'e çiksam yavasça, bir yanda
Durup o âlemi seyreylesem de meydanda,

Ziyâret etsem ehibbâyi sonradan... Hos olur.
Bütün gün evde oturmak ne olsa pek bostur. "

Bu arzû-yi tenezzüh gelince, artik ben
Durur muyum? Ne gezer! Firladim hemen evden.

Gelin de bayrami Fâtih'te seyredin, zirâ
Hayâle, hâtira sigmaz o herc ü merc-i safâ,

Kucakta gezdirilen bir karis çocuklardan
Tutun da, tâ dedemiz demlerinden arta kalan,

Asirlar ölçüsü boy boy asâli nesle kadar,
Büyük küçük bütün efrâd-i belde, hepsi de var!

Adim basinda kurulmus besik salincaklar,
Içinde darbuka, teflerle zilli saksaklar,

Biraz gidin; Kocaman bir çadir... Önünde bütün,
Çoluk çocuk birer onluk verip de girmek için

Nöbetle beklesiyorlar. Acep içinde ne var?
"Caponya'dan gelen insan suratli bir canavar!"

Geçin: sirayla çadirlar. Önünde her birinin.
Diyor: "Kuzum, girecek varsa durmasin girsin."

Bagirmadan sesi bitmis ayakli bir îlân,
"Alin gözüm buna derler..." sadâsi her yandan.

Alettirikçilerin keyfi pek yolunda hele:
Gelen yapismada bir mutlaka o sapli tele.

Terazilerden adam eksik olmuyor; birisi
Inince binmede artik onun da hemserisi:

"Hak okka çünkü bu kantar... Frenk îcâdi giram
Degil! Diremleri dörtyüz, hesapta sasmaz adam."

- Muhallebim ne de kaymak!
- Sifalidir macun!
- Simit mi istedin aga?
- Yokmus onlugun, dursun.

O basta: Kuskunu kopmus egerli düldüller,
Bu basta: Paldimi düsmüs semerli bülbüller!

Baloncular, haciyatmazlar, firildaklar,
Horoz sekerleri, civ civ öten oyuncaklar;

Saginda atlikarinca, solunda tahtirevan
Önünde bir sürü çekçek, tepende çifte kolan

Öbek öbek yere çökmüs kömür çeken develer...
Ferâg-i bâl ile birden gevis getirmedeler.

Kosan, gezen, oturan, mâniler düzüp çagiran.
Davullu zurnali "dans" eyliyen, cosup bagiran,

Bu kâinât-i sürûrun içinde gezdikçe,
Çocuklarin tarafindaydi en çok eglence,

Güzelce süslenerek dest-i nâz-i mâderle;
Birer çiçek gibi nevvâr olan bebeklerle

Gelirdi safha-i mevvâc-i iyde baska hayât...
Bütün sürûr u setâretti gördügüm harekât!

Onar parayla biraz sallandirdilar... Derken,
Dururdu "Yandi!" sadâsiyle türküler birden,

- Ayol, demin daha yanmisti a! Herif sen de,
- Peki kizim, azicik fazla sallarim ben de.

"Deniz dalgasiz olmaz
Gönül sevdasiz olmaz
Yâri güzel olanin
Basi belâsiz olmaz!
Haydindi mini mini masallah
Kavusuruz insallah..."

Fakat bu levha-i handâna karsi, pek yasli,
Bir ihtiyar kadinin koltugunda gür kasli,

Uzunca saçli güzel bir kiz aglayip duruyor.
Gelen geçen "Bu niçin agliyor?" deyip soruyor.

- Yetim ayol... Bana evlâd belâsidir bu aci
Çocuk degil mi? 'Salincak' diyor...
- Salincakçi!

Kuzum, biraz da bu binsin... Ne var sevâbina say...
Yetim sevindirenin ömrü çok olur...
- Hay hay!

Hemen o kiz da salincakçinin mürüvvetine
Katildi aglamiyan kizlarin setâretine.

M.Akif ERSOY
www
Cevapla
#38
ÂMIN ALAYI

“Gözüm ki kane boyandi, sarâbi neyliyeyim?
Sarâbi neyliyeyim?
Ciger ki odlara yandi, kebâbi neyliyeyim?
Kebâbi neyliyeyim?
Ne yâre yaradi cismim, ne bana, bilmem hiç!
Ilâhi, ben bu bir avuç türâbi neyliyeyim?
Türâbi neyliyeyim?
Âmin! Amin!"
En önde, rahlesi âgus-i ihtirâminda
Agir agir yürüyen bir dokuz yasinda melek;
Bes on adim geriden, pîs-i ihtisâminda,
Safak ziyâlari hattâ ufûl edip gidecek
Kadar lâtîf, iki ma'sûmu bir açik payton
Vakâr u nâz ile çekmekte; arkasinda bunun,
Küçük adimli yaman bir tabur ki hayli uzun


O rûhtan daha sâfi olan yüreklerden,
Zaman zaman bir ilâhî terâne yükseliyor;
Bu cûs-i saffetin aksiyle tâ meleklerden
Zemîne dogru bir "amîn!" sadâsidir geliyor.
Muhîti her birinin bir sabâh-i nûrânûr,
Bütün bu kâfile efrâdi, pür-sürûd-i sürûr,
Yarip önünde duran halki muttasil gidiyor!


Bu bir ketîbe-i ma'sûmedir ki, ey millet:
Selâma durmalisin sanli rehgüzârinda;
Bu bir cenâh ki: Atîde bir ufak hareket
Yapip cihanlari oynatmak iktidârinda!
Gelir de sâye-i imdâd-i Hak'ta bir gün, bu,
Girer diyâr-i meâlîye dogrûdan dogru.
Bu ancak iste, eger varsa, sanli bir ordu!


Evet, ilerlemek isterse kârbân-i sebâb,
Yolunda durmaya gelmez. O çünkü durmiyarak
Sabâh-i sermed-i âtîye eylemekte sitâb;
O çünkü isteyemez hâle katlanip durmak!
Onun kudûmü için nâzenîn-i istikbâl,
Açar da sîne, o olmaz mi per-güsâ-yi visâl?
Durur mu artik onun karsisinda, mâzî, hâl?


Fakat o zemzemeler uçtu hep dudaklardan...
Sürûd-i nesve bu âlemde pek süreksizdir!
Agir agir geçiyorken alay sokaklardan,
Gelir de caddenin agzinda mihlanir, dikilir,
Mehîb-manzara bir anli sanli gerdûne;
Içinde pudrali üç kanli çehre! Neyse yine,
Yol açti bir iri ses mevkibin geçip önüne:


- Siz ey heyâkil-i bî-rûhu devr-i mâzînin,
Dikilmeyin yoluna kârbân-i âtînin;
Nedir tarîkini kesmekte böyle isti'câl?
Durun, ilerlesin Allâh için, su istikbâl.

M.Akif ERSOY
www
Cevapla
#39
ÂTIYI KARANLIK GÖREREK AZMI BIRAKMAK...


"Ogullarim: Gidiniz de Yusuf'la kardesini arastiriniz;
hem sakin Allah'in inayetinden ümidinizi kesmeyiniz.
Zira, kâfirlerden baskasi Allah'in inayetinden ümidini kesmez."
(Yusuf, 87)


Âtiyi karanlik görerek azmi birakmak...
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.

Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.
Imâni olan kimse gebermez bu ölümle:

Ey dipdiri meyyit, "Iki el bir bas içindir."
Davransana... Eller de senin, bas da senindir!

His yok, hareket yok, aci yok... Les mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana... Sen böyle degildin.

Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?
Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?

Âtiyi karanlik görüvermekle apistin?
Esbâbi elinden atarak ye'se yapistin!

Karsinda ziyâ yoksa, sagindan, ya solundan
Tek bir isik olsun buluver... Kalma yolundan.

Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!
Ey elleri bögründe yatan, saskin adam, kalk!

Herkes gibi dünyâda henüz hakk-i hayâtin
Varken, hani herkes gibi azminde sebâtin?

Ye's öyle bataktir ki; düsersen bogulursun.
Ümmîde saril simsiki, seyret ne olursun!

Azmiyle, ümidiyle yasar hep yasayanlar;
Me'yûs olanin rûhunu, vicdânini baglar

Lânetleme bir ukde-i hâtir ki: Çözülmez...
En korkulu câni gibi ye'sin yüzü gülmez!

Mâdâm ki alçakligi bir, ye's ile sirkin;
Mâdâm ki ondan daha mel'un daha çirkin

Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman,
Nevmid olarak rahmet-i mev'ûd-u Hudâ'dan,

Hüsrâna riza verme... Çalis... Azmi birakma;
Kendin yanacaksan bile, evlâdini yakma!



Evler tünek olmus, ötüyor bir sürü baykus...
Sesler de: "Vatan tehlikedeymis... Batiyormus!"

Lâkin, hani, milyonlari örten su yigindan,
Tek kol da "yapissam..." demiyor bir tarafindan!

Sâhipsiz olan memleketin batmasi haktir;
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktir.

Feryâdi birak, kendine gel, çünkü zaman dar...
Ugras ki: Telâfi edecek bunca zarar var.

Feryâd ile kurtulmasi me'mûl ise haykir!
Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kir!

"Is bitti... Sebâtin sonu yoktur!" deme, yilma.
Ey millet-i merhûme, sakin ye'se kapilma.

M.Akif ERSOY
19 Rabîülâhir 1331 - 14 Mart 1329 (1913)
www
Cevapla
#40
AZIM

Sa'dî, o bizim Sark'imizin rûh-i kemâli,
Bir ders-i hakîkat veriyor, iste meâli:

"Vaktiyle bes on kâfile sahrâya düzüldük;
Gündüz yürüdük hep, gece bir menzile geldik.

Çok geçmedi, baktim, bir adam hâsir ü hâib
Kosmakta... Meger eylemis evlâdini gâib.

Bîçâre gidip haymelerin hepsine sormus;
Bir tas bile görmüsse, hemen ogluna yormus.

Avâre peder, nerde bulursun onu! derken...
Gördüm ki ciger-pâresinin tutmus elinden,

Lebrîz-i meserret geliyor bizlere dogru,
Tasmis da gözünden akiyor simdi sürûru!

Yaklasti sütürbâna nihayet, dedi yekten:
"Evlâdimi buldum... Nasil amma? Onu bilsen...

Karsimda ne görsem, “O!” dedim geçmedim aslâ.
Aldatsa da tahmînimi binlerce heyûlâ,

Azmimde fütûr eylemedim, ye'si biraktim...
Mâdâm ki dünyâdadir elbet bulacaktim...

Kumlarda yüzüp, zulmetin a'mâkina daldim;
Hep rûh kesildim... Ne boguldum, ne bunaldim.

Tevfik-i Ilâhî edip en sonra inâyet,
Gördüm gözümün nûrunu karsimda nihâyet. "

Im'ân ile baksak oluyor iste nümâyan,
Sa'dî bize göstermede bir meslek-i irfan:

Bir gâye-i maksûda sitâb eyleyen âdem,
Tutmussa bidâyette eger azmini muhkem,

Er geç bulacak sa'y ile dil-hâhini elbet.
Zîrâ bu suûunzâr-i tecellîde, hakîkat,

Tevfik, taharrîye, taharrî ona âsik;
Azmin de emel lâzimidir, gayr-i müfârik.

Olsun da emel azm ü taharrîye mukârin;
Tevfik zuhûr eylemesin sonra... Ne mümkin!

Ba'zen iki üç haybet olur rehzen-i ümmîd...
Insan o zaman etmelidir azmini-tesdîd.

Ye'sin sonu yoktur, ona bir kerre düsersen
Hüsrâna düsersin; Çikamazsin ebediyyen!

Mahkûm olarak ye'se su bîçâre peder de,
Evlâdini sâyed o karanlik gecelerde,

Vaz geçmis olaydi aramaktan, ne bulurdu?
Elbet biri candan, biri cânandan olurdu.

M.Akif ERSOY
www
Cevapla




Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi