"Efsane degilim ama çok çalisiyorum."
Klasik müzikseverlerin heyecanla takip ettigi 37. Uluslararasi Istanbul Müzik Festivali, farkli cografyalardan usta sanatçilari misafir etmeye devam ediyor.
Dün aksam da Aya Irini Müzesi'nde genç yasina ragmen adinin önüne 'efsane' sifati eklenen bir sanatçi vardi. Dünyanin en önemli viyolonsel sanatçilarindan Han-Na Chang, ilk kez Istanbul'da festival takipçileriyle bulustu. Ünlü sef Klaus Weise yönetimindeki Bilkent Senfoni Orkestrasi esliginde unutulmaz bir konser veren sanatçi, klasik müzik dünyasinda "harika çocuk" sifatiyla ünlenmisti. Kisa sürede olaganüstü parlak bir uluslararasi kariyere imza atan ve dünyanin en saygin salonlarinda konserler veren Chang, ustalikli ve büyüleyici yorumuyla biliniyor. 28 yasindaki G.Koreli sanatçi, ayni zamanda Harvard Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde egitimine devam ediyor. Konser öncesi görüstügümüz Han-Na Chang'in müzigini ve kendisini daha yakindan tanimaya çalistik.
Genç yasta 'efsane' olarak degerlendirilmek nasil bir duygu? Bu durum size fazladan nasil bir sorumluluk yüklüyor?
Kendimi asla bir efsane olarak görmüyorum. Fakat insanlara böyle degerlendirmeler yaptiklari için mütesekkirim. Yaptiklarima deger verilmesi beni çok mutlu ediyor. Ancak eserlerini yorumladigim bestecileri ve müzik adamlarini düsündükçe daha isin çok basinda oldugumu düsünüyorum. Onlarin seviyesine ulasmak için çok daha fazla çalismam gerektiginin farkindayim. Müzigin en güzel tarafi da ilerledikçe çok daha fazla ilerleyebilecegini bilmen ve hissedebilmen.
Bu kadar genç yasta büyük bir ilgiyle karsilasmanizin nedeni sizce ne? Dogulu köklere sahip olup Bati'da yasamanizin etkisi var mi?
Dogulu olmamin müzigimi etkileyip etkilemediginden çok fazla emin degilim. 10 yasindayken New York'a geldim. Avrupa'da birçok konser verdim. Gerçekten bu sorunun cevabini bilmiyorum. Bildigim tek sey, büyük bir sorumlulugum oldugu. Konserlerimin ayni olmamasina özen gösteriyorum. Her konser benim için çok önemli, insanlar sizden güzel seyler bekliyor. Daha iyi olmak için sürekli çaba harciyorum.
Müzik hayatiniz nasil basladi? Bu süreçte size en çok destegi kim verdi?
Tek çocuk oldugum için ailem benim müzikle ilgilenmemi çok istedi. Annem ilk önce bana piyano aldi, ancak piyanoyu fazla sevmedim. Alti yasinda okula basladigimda bu kez annem bana viyolonsel aldi. Çok hosuma gitmisti, her yere tasiyabiliyordum, iki elimi rahatça kullanabiliyordum ve çalmaktan büyük zevk aliyordum. Çello üzerine çok çalistim, büyük bestecilerin eserlerini çalmaya basladim. 11 yasimdayken Paris'teki 5. Uluslararasi Rostropovich Viyolonsel Yarismasi'nda hem birinciligi hem de Çagdas Müzik Ödülü'nü aldim. Sonrasinda benim için vazgeçilmez bir tutku haline geldi.
Müziginizde size ilham veren duygular neler?
Müzik benim hayatimdaki en önemli sey, tek sey degil. Dünyada müzikten baska da çok sey var. Dünyada neler olup bittigini ögrenmek müziginize çok fazla sey katabiliyor. Her geçen gün müzigi daha çok hissediyorum. Bestecilerin hislerini ve ne demek istediklerini daha çok algiliyorum. Örnegin Beethoven disaridan bir sey duymadigi halde akliyla ve kalbiyle bir seyler duyuyordu. Bu örnekler beni daha güçlü yapiyor.
Yorumlamayi en çok sevdiginiz besteciler kimler?
Bach, Beethoven ve Brahms.
Felsefe egitimi de aliyorsunuz. Neden felsefe egitimi almak istediniz, bu egitim müziginize nasil yansiyor?
Felsefe, bana dünyanin ne kadar büyük oldugunu gösteriyor. Ben kimim, nereden geliyorum, nereye gidiyorum, burasi neresi sorularini düsünmemi sagliyor ve insanlarin aslinda ne kadar çesitli olduklarini gösteriyor. Müzik de insanin bilinçaltinin bir ifadesi bana göre. Müzik kesinlikle akilla ilgili degil; ruhla ilgili. Müzik anlasilmaz, hissedilir. Felsefe ve müzik iliskisi hayatimda iyi bir denge olusturuyor.
Popüler müzigin etkin oldugu bir müzik dünyasinda klasik müzigin yerini ve gelecegini nasil degerlendiriyorsunuz?
Klasik müzik her zaman var olacaktir. Iki yüz yil öncesinden devam eden tek müzik bu tür mesela. Özellikle benim kusagimin insanlara ögretmesi gereken, klasik müzigin kesinlikle zor bir sey olmadigi. Otuz dakikalik bir senfoni insani nerelere alip götürüyor, tamamen bambaska dünyalar, bambaska seyler hissediyorsun. Bunun için ne vize ne pasaport hiçbir sey gerekmiyor, sadece dinlemeniz yeterli ve bu, inanilmaz bir yolculuk.
Klasik müzik albümlerinin çok az sattigi bir dönemde sizin albümleriniz büyük ilgi görüyor, bunu neye bagliyorsunuz?
Bunun nedenini bilmiyorum, ama albümlerimi kesfedip dinleyenlere çok mütesekkirim. Dürüst bir müzisyen olmaya, ne hissettigimi insanlarla paylasabilmeye çalisiyorum. Sadece çalip geçmek degil hakikaten bir seyler paylasmak için bu albümleri hazirliyorum.
Han-Na Chang'in gelecek hayali ne?
Amacim ve gelecege dair planlarim hep ayni. Klasik müzigi mümkün oldugunca daha çok insana ulastirabilmek. Gittigim ülkelerde beni dinlemeye gelenlere çok daha güzel konserler sunabilmek. Daha iyi olabilmek için daha çok çalismak.