﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Korea-fans.com Türkiye & Kore Dostluk Forumu KOREA & TURKEY FRIENDSHIP - Korean Mythology and Tales]]></title>
		<link>https://www.korea-fans.com/forum/</link>
		<description><![CDATA[Korea-fans.com Türkiye & Kore Dostluk Forumu KOREA & TURKEY FRIENDSHIP - https://www.korea-fans.com/forum]]></description>
		<pubDate>Thu, 15 Oct 2026 23:46:11 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[The Legend of Tangun]]></title>
			<link>https://www.korea-fans.com/forum/konu-the-legend-of-tangun.html</link>
			<pubDate>Wed, 16 Nov 2016 18:25:45 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.korea-fans.com/forum/member.php?action=profile&uid=68445">dalnim</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.korea-fans.com/forum/konu-the-legend-of-tangun.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #000000;" class="mycode_color">The Legend of Tangun</span><br />
<span style="font-size: small;" class="mycode_size">Tangun Efsanesi</span></span><br />
<br />
<a href="http://hizliresim.com/0lVDrB" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://i.hizliresim.com/0lVDrB.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 0lVDrB.jpg]" class="mycode_img" /></a><br />
<br />
Bu hikaye yaklaşık olarak 4400 yıl önce, cennetin krallığında başlıyor. "Cennetin Efendisi" olan Hwanin adına bir adam yaşıyordu.<br />
<br />
Hwanin bir oğula sahipti ve oğlunun adı Hwanung'du.<br />
Hwanung büyüdükçe yeryüzündeki tüm vadiler ve sayısız dağların doruklarının arasında yaşamayı arzuladı. Bu onun en büyük arzusuydu ve Efendi Hwanin oğlunun  ölümlü dünyada yaşaması arzusu son derece umutsuz olduğu için seyrediyordu.<br />
<br />
En sonunda Efendi Hwanın oğlu Hwanung'un arzusunu yerine getirdi ve yeryüzünde Taebaek Dağı'nda onun için bir hayat seçti. Hwanın oğluna toprakları yönetmesini ve tüm insanlara mükemmel mutluluklar sağlamasını söyledi. Hwanin oğlunu yalnız göndermedi ancak güvenilir 3000 yardımcıyla gönderdi. <br />
<br />
Hwanung Mançurya ve günümüz Kuzey Kore arasındaki sınırda Taebake Dağı'na indi. Hwanung bölgeye ''Tanrının Şehri'' Shinshi olarak adlandırdı. Onun bulutlar, yağmur ve rüzgar bakanları ile birlikte yavaş yavaş Hwanung insanoğluyla ilgili kanunları, ahlaki davranış tarım, sanat ve tıp gibi çeşitli becerileri öğrenmeye başladı. Bu aralar hatta hayvanlar Hwanung'un tüm insanoğlu ile paylaştığı mükemmel mutluluğu gördükçe insan olmak istiyorlardı. Herkes onun liderliğini iyi karşıladı ve onun yönetimi altında yüceltilmiş hayatlar yaşadı. <br />
<br />
Bu arada Hwanung'un krallığındaki mağaralardan birinde yaşayan bir ayı ve bir kaplan vardı. Onlar gece gündüz hayvanların insan olabilmeleri için dua ediyorlardır. Onların dualarını duyması üzerine Hwanung onları çağırdı ve onlara 20 diş sarımsak ve misk otundan bir bağ verdi. Bunun üzerine onlara sadece bu kutsal yiyecekleri yemelerini ve 100 gün boyunca güneş ışığından uzak kalmalarını emretti. Kaplan kısa bir süre vazgeçti ve mağaradan ayrıldı ama ayı insan olmaya kararlıydı. Bununla birlikte ayı sağdık kaldı, 21 gün sonra bir kadına dönüştü Ungnyeo ismini aldı. <br />
<br />
Ayı-kadın Hwanung'un yaptığı her şey için çok minnettardı yine de istediği bir şey vardı. Ungnyeo (ayı-kadın) yalnız hissediyordu. Bununla birlikte bir yoldaşı yoktu o kısa zamanda üzgün olacaktı ve çocukla kutsanmak için sandal ağacının altına dua etti. Duaları Hwanung'un yüreğini sızlatmıştı, onu karısı olarak kabul etti ve çok geçmeden yakışıklı bir erkek evlat doğurdu. Onlar  "Altar Prens" ya da sandal ağacı anlamındaki Tangun (Dangun Wanggeom) adını verdiler. <br />
<br />
Tangun bilge ve güçlü bir lider haline geldi ve  M.Ö. 2333'de Pyongyang'a (günümüzde Kuzey Kore'nin başkenti ve en büyük şehridir) taşındı ve Choson'u (Sabahların Huzurlu Toprağı) kurdu. Sonunda, 1908 yaşında Taebaeksan'a dönerek dağ tanrısı oldu.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">English</span><br />
<br />
This story begins roughly 4, 400year ago in the kingdom of the heavens. There lived a man by the name of Hwanin (환인 –  桓因), the “Lord of Heaven”.<br />
<br />
Hwanin had a son and his sons name was Hwanung.<br />
As Hwanung grew older he yearned to live between all the valleys and numerous mountain peaks on the earth. This was his greatest desire, and it became increasingly difficult for Lord Hwanin to watch his son longing so desperately for a life in the mortal world.<br />
<br />
Eventually, Lord Hwanin granted Hwanung’s wish, and chose a life for him on Mount Taebaek on earth.  He told him to rule the lands and provide all humans with great happiness. The King did not send his son alone, but made sure he had 3000 helpers. <br />
<br />
Hwan-ung descended to Mount T'aebaeksan on the border between Manchuria and what is now North Korea. He named the place Shinshi, City of God. Along with his ministers of clouds, rain, and wind, slowly Hwanung began teaching the mortals about laws, moral conduct and various skills like agriculture, arts and medicine. At this time even the animals desired to be human as they saw the great happiness that Hwanung was sharing with all human-beings. Everyone welcomed his leadership and lived enriched lives under his rule.<br />
<br />
Meanwhile there was a bear and a tiger who lived in one of the caves in Hwanung’s kingdom. They prayed day and night to be able to become people instead of animals. Upon hearing their prayers, Hwan-ung called them to him and gave them 20 cloves of garlic and a bunch of mugwort. He then ordered them to only eat this sacred food and remain out of the sunlight for 100 days. The tiger shortly gave up and left the cave but the bear was determined to become human. However, the bear remained true and after 21 days was transformed into a woman and got the named Ungnyeo (웅녀 –  熊女). <br />
<br />
The bear-woman was so very grateful for everything Hwanung had done for her, yet still there was something she desired. Ungnyeo felt lonely. However, lacking a companion she soon became sad and prayed beneath a sandalwood tree to be blessed with a child. Hwan-ung, moved by her prayers, took her for his wife and soon she gave birth to a handsome son. They named him Tangun (Dangun Wanggeom (단군 왕검 –  檀君王儉), meaning "Altar Prince" or sandalwood. <br />
<br />
Tangun developed into a wise and powerful leader and in 2333 BC moved to Pyongyang and established the Choson ("Land of the Morning Calm") Kingdom. Finally, at the age of 1,908, he returned to T'aebaeksan where he became a mountain god.<br />
<br />
<a href="http://www.lifeinkorea.com/Information/tangun.cfm" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">* Kaynak / Source</a><br />
<a href="https://mannamimpact.wordpress.com/2012/11/27/dangun-the-birth-of-korea-korean-legend/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">** Kaynak / Source</a></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #000000;" class="mycode_color">The Legend of Tangun</span><br />
<span style="font-size: small;" class="mycode_size">Tangun Efsanesi</span></span><br />
<br />
<a href="http://hizliresim.com/0lVDrB" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://i.hizliresim.com/0lVDrB.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 0lVDrB.jpg]" class="mycode_img" /></a><br />
<br />
Bu hikaye yaklaşık olarak 4400 yıl önce, cennetin krallığında başlıyor. "Cennetin Efendisi" olan Hwanin adına bir adam yaşıyordu.<br />
<br />
Hwanin bir oğula sahipti ve oğlunun adı Hwanung'du.<br />
Hwanung büyüdükçe yeryüzündeki tüm vadiler ve sayısız dağların doruklarının arasında yaşamayı arzuladı. Bu onun en büyük arzusuydu ve Efendi Hwanin oğlunun  ölümlü dünyada yaşaması arzusu son derece umutsuz olduğu için seyrediyordu.<br />
<br />
En sonunda Efendi Hwanın oğlu Hwanung'un arzusunu yerine getirdi ve yeryüzünde Taebaek Dağı'nda onun için bir hayat seçti. Hwanın oğluna toprakları yönetmesini ve tüm insanlara mükemmel mutluluklar sağlamasını söyledi. Hwanin oğlunu yalnız göndermedi ancak güvenilir 3000 yardımcıyla gönderdi. <br />
<br />
Hwanung Mançurya ve günümüz Kuzey Kore arasındaki sınırda Taebake Dağı'na indi. Hwanung bölgeye ''Tanrının Şehri'' Shinshi olarak adlandırdı. Onun bulutlar, yağmur ve rüzgar bakanları ile birlikte yavaş yavaş Hwanung insanoğluyla ilgili kanunları, ahlaki davranış tarım, sanat ve tıp gibi çeşitli becerileri öğrenmeye başladı. Bu aralar hatta hayvanlar Hwanung'un tüm insanoğlu ile paylaştığı mükemmel mutluluğu gördükçe insan olmak istiyorlardı. Herkes onun liderliğini iyi karşıladı ve onun yönetimi altında yüceltilmiş hayatlar yaşadı. <br />
<br />
Bu arada Hwanung'un krallığındaki mağaralardan birinde yaşayan bir ayı ve bir kaplan vardı. Onlar gece gündüz hayvanların insan olabilmeleri için dua ediyorlardır. Onların dualarını duyması üzerine Hwanung onları çağırdı ve onlara 20 diş sarımsak ve misk otundan bir bağ verdi. Bunun üzerine onlara sadece bu kutsal yiyecekleri yemelerini ve 100 gün boyunca güneş ışığından uzak kalmalarını emretti. Kaplan kısa bir süre vazgeçti ve mağaradan ayrıldı ama ayı insan olmaya kararlıydı. Bununla birlikte ayı sağdık kaldı, 21 gün sonra bir kadına dönüştü Ungnyeo ismini aldı. <br />
<br />
Ayı-kadın Hwanung'un yaptığı her şey için çok minnettardı yine de istediği bir şey vardı. Ungnyeo (ayı-kadın) yalnız hissediyordu. Bununla birlikte bir yoldaşı yoktu o kısa zamanda üzgün olacaktı ve çocukla kutsanmak için sandal ağacının altına dua etti. Duaları Hwanung'un yüreğini sızlatmıştı, onu karısı olarak kabul etti ve çok geçmeden yakışıklı bir erkek evlat doğurdu. Onlar  "Altar Prens" ya da sandal ağacı anlamındaki Tangun (Dangun Wanggeom) adını verdiler. <br />
<br />
Tangun bilge ve güçlü bir lider haline geldi ve  M.Ö. 2333'de Pyongyang'a (günümüzde Kuzey Kore'nin başkenti ve en büyük şehridir) taşındı ve Choson'u (Sabahların Huzurlu Toprağı) kurdu. Sonunda, 1908 yaşında Taebaeksan'a dönerek dağ tanrısı oldu.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">English</span><br />
<br />
This story begins roughly 4, 400year ago in the kingdom of the heavens. There lived a man by the name of Hwanin (환인 –  桓因), the “Lord of Heaven”.<br />
<br />
Hwanin had a son and his sons name was Hwanung.<br />
As Hwanung grew older he yearned to live between all the valleys and numerous mountain peaks on the earth. This was his greatest desire, and it became increasingly difficult for Lord Hwanin to watch his son longing so desperately for a life in the mortal world.<br />
<br />
Eventually, Lord Hwanin granted Hwanung’s wish, and chose a life for him on Mount Taebaek on earth.  He told him to rule the lands and provide all humans with great happiness. The King did not send his son alone, but made sure he had 3000 helpers. <br />
<br />
Hwan-ung descended to Mount T'aebaeksan on the border between Manchuria and what is now North Korea. He named the place Shinshi, City of God. Along with his ministers of clouds, rain, and wind, slowly Hwanung began teaching the mortals about laws, moral conduct and various skills like agriculture, arts and medicine. At this time even the animals desired to be human as they saw the great happiness that Hwanung was sharing with all human-beings. Everyone welcomed his leadership and lived enriched lives under his rule.<br />
<br />
Meanwhile there was a bear and a tiger who lived in one of the caves in Hwanung’s kingdom. They prayed day and night to be able to become people instead of animals. Upon hearing their prayers, Hwan-ung called them to him and gave them 20 cloves of garlic and a bunch of mugwort. He then ordered them to only eat this sacred food and remain out of the sunlight for 100 days. The tiger shortly gave up and left the cave but the bear was determined to become human. However, the bear remained true and after 21 days was transformed into a woman and got the named Ungnyeo (웅녀 –  熊女). <br />
<br />
The bear-woman was so very grateful for everything Hwanung had done for her, yet still there was something she desired. Ungnyeo felt lonely. However, lacking a companion she soon became sad and prayed beneath a sandalwood tree to be blessed with a child. Hwan-ung, moved by her prayers, took her for his wife and soon she gave birth to a handsome son. They named him Tangun (Dangun Wanggeom (단군 왕검 –  檀君王儉), meaning "Altar Prince" or sandalwood. <br />
<br />
Tangun developed into a wise and powerful leader and in 2333 BC moved to Pyongyang and established the Choson ("Land of the Morning Calm") Kingdom. Finally, at the age of 1,908, he returned to T'aebaeksan where he became a mountain god.<br />
<br />
<a href="http://www.lifeinkorea.com/Information/tangun.cfm" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">* Kaynak / Source</a><br />
<a href="https://mannamimpact.wordpress.com/2012/11/27/dangun-the-birth-of-korea-korean-legend/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">** Kaynak / Source</a></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[The Sun and the Moon]]></title>
			<link>https://www.korea-fans.com/forum/konu-the-sun-and-the-moon--91207.html</link>
			<pubDate>Mon, 24 Oct 2016 16:32:19 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.korea-fans.com/forum/member.php?action=profile&uid=68445">dalnim</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.korea-fans.com/forum/konu-the-sun-and-the-moon--91207.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #FFA500;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">The Sun and the Moon </span></span><br />
<span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="color: #0000CD;" class="mycode_color">Güneş ve Ay</span></span><br />
<br />
<a href="http://hizliresim.com/2jbm5O" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://i.hizliresim.com/2jbm5O.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 2jbm5O.jpg]" class="mycode_img" /></a><br />
<br />
Bir zamanlar, sadece yıldız varken Güneş ve Ay'ın şafağının bir süre önce, vaktiyle oğlu ve kızı ile yoksul bir kadın yaşardı. Haesik, iki yaş büyük, bilge ve sorumlu oğlu olmakla beraber kızı Dalsun, masum ve güvenilir genç kalbi vardı. Kadın geçinmek için diğer ailelerin ev işlerini yapardı. Bir gün, kadın zengin bir adamın partisi için çalışmaya gitti ve oradan birkaç pirinç keki aldı.<br />
<br />
"Benim çocuklarım aç olmalı," dedi kadın aceleyle evde.<br />
<br />
Evine giderken, büyük bir kaplanla karşılaştı. ''Bana pirinç kekinden bir parça ver o zaman seni yemeyeceğim'' dedi kaplan. Kadın kaplana pirinç kekinden bir parça verdi. Ama kaplan kadını takip etti.<br />
<br />
'Bana pirinç kekinden bir parça ver o zaman seni yemeyeceğim'' diye tekrarladı kaplan. Kadın pirinç kekinden başka bir parça daha kaplana verdi. Kaplan daha fazla pirinç keki için ona sormaya devam etti. Kadın bütün pirinç kekini kaplana armağan etti. Artık kadının pirinç keki yoktu. Bu yüzden kaplan onu yedi.<br />
<br />
Hemen kaplan kadının elbiselerini giyip kadının evine gitti. O çocuk annesi gibi davrandı. ''Kapıyı açın canım'' dedi kaplan.<br />
<br />
''Sen annem değilsin. Senin sesin çok boğuk. Annemin sesi yumuşaktır.'' dedi erkek kardeş.<br />
<br />
"Ah, öyle mi? Hmm, soğuk aldım''.<br />
<br />
''O zaman ellerini göster bana'' dedi kız kardeş.<br />
<br />
Kaplan onlara ellerini gösterdi.<br />
<br />
''Senin ellerin çok çok kıllı ve koyu. Annemin elleri beyazdır'' dedi erkek kardeş.<br />
<br />
Kaplan un ile ellerini kapladı ve o beyaz ellerini çocuklara gösterdi. O zaman çocuklar kapıyı açtı. Kaplan ''Ben yemek yapacağım. Burada bekle'' diyerek eve girdi.<br />
<br />
Çok geçmeden erkek kardeş kaplanın kuyruğunu gördü.<br />
<br />
''O annemiz değil. O bir kaplan'' dedi erkek kardeş.<br />
<br />
''Ne yapmalıyız?'' dedi kız kardeş.<br />
<br />
''Buradan kaçmalıyız'' dedi erkek kardeş.<br />
<br />
Çocuklar evden dışarıya koştu ve kuyunun yakınındaki bir ağaca tırmandı. Kaplan onları köşede bucakta aradı. Çok geçmeden çocukların kuyunun içindeki suya yansıyan yüzlerini gördü.<br />
<br />
''Oh, siz kuyunun içindesiniz. Ben sizi bu kase ile çıkaracağım'' dedi kaplan.<br />
<br />
Kız kardeş ağaçtayken kaplana güldü. ''oh, siz ağacın üstündesiniz.''<br />
<br />
Kaplan ağaca tırmanmaya çalıştı. Ama bunu yapamadı.<br />
<br />
''Siz nasıl tırmandınız ağaca?'' dedi kaplan.<br />
<br />
''Yağ kullandık'' diye yalan söyledi erkek kardeş.<br />
<br />
Kaplan ellerini biraz yağ sürdü ve ağaca tırmanmaya çalıştı. Ama sadece aşağı kaydı. Kaplana gülerek kız kardeş ağaca nasıl tırmanmanın gizli sırrını anlattı.<br />
<br />
''Bir balta kullanabilirsin'' dedi kız kardeş. Sonra kaplan bir balta ile ağaç üzerinde küçük kesikler yaptı. Ardından ağaca tırmanabildi.<br />
<br />
Çocuklar korkmuştu bu yüzden tanrıya dua ettiler. ''Yaşamamızı istiyorsanız aşağıya bir ip uzatın lütfen'' yukarıya doğru bakarak tanrıya bakarak çocuklar yalvardı. <br />
<br />
Ardından gökten bir halat indi. Çocuklar bunun üzerine tutundu ve gökyüzüne yükseldi.<br />
<br />
Kaplan çocukları yakalayamadı. Kaplan da tanrıya dua etti.<br />
<br />
''Benim onları yakalamamı istiyorsanız bana da bir ip uzatın lütfen.''<br />
<br />
Ardından başka bir halat gökten indi. Kaplan gökyüzüne tutundu ve gökyüzüne yükseldi. Ama ip çürümüştü. Kaplan düştü.<br />
<br />
Çocukları gökyüzüne yükseldi. Cennette, erkek kardeş Haesik güneş ("Haenim") oldu ve kız kardeş Dalsun ay ("Dallim") oldu.<br />
<br />
- Bazı versiyonlarda kız kardeşin çok genç olduğundan karanlıktan korktuğunu söylemesi üzerine erkek kardeşi yerlerini takas etmeye karar verir ve onun güneş olmasına izin verir.<br />
<br />
<a href="http://asianfolktales.unescoapceiu.org/folktales/read/korea_2.htm" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">* Kaynak</a><br />
<a href="https://mannamimpact.wordpress.com/2012/11/07/the-sun-the-moon-a-korean-myth/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">** Kaynak</a><br />
<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #FFA500;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">The Sun and the Moon </span></span><br />
<span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="color: #0000CD;" class="mycode_color">Güneş ve Ay</span></span><br />
<br />
<a href="http://hizliresim.com/2jbm5O" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://i.hizliresim.com/2jbm5O.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 2jbm5O.jpg]" class="mycode_img" /></a><br />
<br />
Bir zamanlar, sadece yıldız varken Güneş ve Ay'ın şafağının bir süre önce, vaktiyle oğlu ve kızı ile yoksul bir kadın yaşardı. Haesik, iki yaş büyük, bilge ve sorumlu oğlu olmakla beraber kızı Dalsun, masum ve güvenilir genç kalbi vardı. Kadın geçinmek için diğer ailelerin ev işlerini yapardı. Bir gün, kadın zengin bir adamın partisi için çalışmaya gitti ve oradan birkaç pirinç keki aldı.<br />
<br />
"Benim çocuklarım aç olmalı," dedi kadın aceleyle evde.<br />
<br />
Evine giderken, büyük bir kaplanla karşılaştı. ''Bana pirinç kekinden bir parça ver o zaman seni yemeyeceğim'' dedi kaplan. Kadın kaplana pirinç kekinden bir parça verdi. Ama kaplan kadını takip etti.<br />
<br />
'Bana pirinç kekinden bir parça ver o zaman seni yemeyeceğim'' diye tekrarladı kaplan. Kadın pirinç kekinden başka bir parça daha kaplana verdi. Kaplan daha fazla pirinç keki için ona sormaya devam etti. Kadın bütün pirinç kekini kaplana armağan etti. Artık kadının pirinç keki yoktu. Bu yüzden kaplan onu yedi.<br />
<br />
Hemen kaplan kadının elbiselerini giyip kadının evine gitti. O çocuk annesi gibi davrandı. ''Kapıyı açın canım'' dedi kaplan.<br />
<br />
''Sen annem değilsin. Senin sesin çok boğuk. Annemin sesi yumuşaktır.'' dedi erkek kardeş.<br />
<br />
"Ah, öyle mi? Hmm, soğuk aldım''.<br />
<br />
''O zaman ellerini göster bana'' dedi kız kardeş.<br />
<br />
Kaplan onlara ellerini gösterdi.<br />
<br />
''Senin ellerin çok çok kıllı ve koyu. Annemin elleri beyazdır'' dedi erkek kardeş.<br />
<br />
Kaplan un ile ellerini kapladı ve o beyaz ellerini çocuklara gösterdi. O zaman çocuklar kapıyı açtı. Kaplan ''Ben yemek yapacağım. Burada bekle'' diyerek eve girdi.<br />
<br />
Çok geçmeden erkek kardeş kaplanın kuyruğunu gördü.<br />
<br />
''O annemiz değil. O bir kaplan'' dedi erkek kardeş.<br />
<br />
''Ne yapmalıyız?'' dedi kız kardeş.<br />
<br />
''Buradan kaçmalıyız'' dedi erkek kardeş.<br />
<br />
Çocuklar evden dışarıya koştu ve kuyunun yakınındaki bir ağaca tırmandı. Kaplan onları köşede bucakta aradı. Çok geçmeden çocukların kuyunun içindeki suya yansıyan yüzlerini gördü.<br />
<br />
''Oh, siz kuyunun içindesiniz. Ben sizi bu kase ile çıkaracağım'' dedi kaplan.<br />
<br />
Kız kardeş ağaçtayken kaplana güldü. ''oh, siz ağacın üstündesiniz.''<br />
<br />
Kaplan ağaca tırmanmaya çalıştı. Ama bunu yapamadı.<br />
<br />
''Siz nasıl tırmandınız ağaca?'' dedi kaplan.<br />
<br />
''Yağ kullandık'' diye yalan söyledi erkek kardeş.<br />
<br />
Kaplan ellerini biraz yağ sürdü ve ağaca tırmanmaya çalıştı. Ama sadece aşağı kaydı. Kaplana gülerek kız kardeş ağaca nasıl tırmanmanın gizli sırrını anlattı.<br />
<br />
''Bir balta kullanabilirsin'' dedi kız kardeş. Sonra kaplan bir balta ile ağaç üzerinde küçük kesikler yaptı. Ardından ağaca tırmanabildi.<br />
<br />
Çocuklar korkmuştu bu yüzden tanrıya dua ettiler. ''Yaşamamızı istiyorsanız aşağıya bir ip uzatın lütfen'' yukarıya doğru bakarak tanrıya bakarak çocuklar yalvardı. <br />
<br />
Ardından gökten bir halat indi. Çocuklar bunun üzerine tutundu ve gökyüzüne yükseldi.<br />
<br />
Kaplan çocukları yakalayamadı. Kaplan da tanrıya dua etti.<br />
<br />
''Benim onları yakalamamı istiyorsanız bana da bir ip uzatın lütfen.''<br />
<br />
Ardından başka bir halat gökten indi. Kaplan gökyüzüne tutundu ve gökyüzüne yükseldi. Ama ip çürümüştü. Kaplan düştü.<br />
<br />
Çocukları gökyüzüne yükseldi. Cennette, erkek kardeş Haesik güneş ("Haenim") oldu ve kız kardeş Dalsun ay ("Dallim") oldu.<br />
<br />
- Bazı versiyonlarda kız kardeşin çok genç olduğundan karanlıktan korktuğunu söylemesi üzerine erkek kardeşi yerlerini takas etmeye karar verir ve onun güneş olmasına izin verir.<br />
<br />
<a href="http://asianfolktales.unescoapceiu.org/folktales/read/korea_2.htm" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">* Kaynak</a><br />
<a href="https://mannamimpact.wordpress.com/2012/11/07/the-sun-the-moon-a-korean-myth/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">** Kaynak</a><br />
<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Jowangshin (조왕신)]]></title>
			<link>https://www.korea-fans.com/forum/konu-jowangshin-%EC%A1%B0%EC%99%95%EC%8B%A0--91197.html</link>
			<pubDate>Thu, 20 Oct 2016 08:55:36 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.korea-fans.com/forum/member.php?action=profile&uid=68445">dalnim</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.korea-fans.com/forum/konu-jowangshin-%EC%A1%B0%EC%99%95%EC%8B%A0--91197.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Jowangshin (조왕신)</span></span><br />
<span style="color: #FFA500;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Ateş Tanrıçası</span></span><br />
<br />
<br />
<br />
Jowangshin (Hangul, 조왕신) ateş tanrıçasıdır ve Kore Şamanizminin kalbidir. Ocak tanrıçası olarak, ona adanmış ritüeller genelde ev hanımları tarafından yapılır. Her ne kadar artık tapınılmasa da en ünlü Kore tanrılarından biri olmaya devam etmektedir. <br />
<br />
<span style="color: #FF4500;" class="mycode_color">Tarihi</span><br />
Jowangshin’a bin yıl boyunca Kore insanları tarafından tapılmıştır. Örneğin, Çinli Sanguo Zhi’nin bir tarih kitabında bir mutfak tanrısının kayıtları vardır. <br />
<br />
''Orada pek çok farklı ritüele onlar (Modern Güney Kore'de Samhan Konfederasyonu'nun insanları) sahiptirler ama onlar batı kollarında tüm mutfak tanrılarına ibadet ederler.''<br />
<br />
<span style="color: #FF4500;" class="mycode_color">Ritüel</span><br />
Jowangshin ocak üzerinde bir kil sunak içinde tutulan suyu ile somutlaştırılır. Ev kadını her sabah erken uyanır ve hazne içinde yakındaki bir kuyudan taze su döker. Şans diler ve daha sonra diz çöker. Jowangshin ritüeli özellikle güney Kore'de geliştirilmiştir. Ayrıca, Jowangshin Tteok (pirinç keki) ve meyve ile onurlandırılır.<br />
<br />
<span style="color: #FF4500;" class="mycode_color">Beş Tabu</span><br />
Jowangshin’in ev içerisindeki olayları etkilediğine inanılırdı. Bu yüzden cennete gitmek için ev hanımlarının beş kurala uyması gerektiğine inanılır.<br />
<br />
1. Sofrada küfür etmemek.<br />
2. Ocağın, sofranın üzerine oturmamak.<br />
3. Ocakta, sofrada ayaklarını koymamak.<br />
4. Mutfağını temiz tutmak.<br />
5. Diğer tanrılara da ibadet etmek.<br />
<br />
<span style="color: #FF4500;" class="mycode_color">Mitoloji</span><br />
Jowangshin kökeni Munjeon Bonpuli, Jeju Adası bir efsanesi görünür. Bu arada, Jowangshin beş tabusuna onur duymayanlar için intikamcı olabilir. <br />
<br />
Cennet elçisi Okhwang Chasa, görkemli ve korkutucu zırhından dolayı Hwanguyangssi evine giremez. Ama Jowangshin bu engeli nasıl aşacağını ona gösterir. Çözüm, güneş doğarken ailesini ziyaret için dağa gittiğinde Hwanguyangssi ele geçirmektir. Jowangshinin bunu yapma nedeni Hwanguyangssi’nin mutfağa çamurlu ayakkabılarını atması ve ona ihanet etmesidir. <br />
<br />
Başka bir rivayette üç ölüm tanrısı, Gangrim Doryeong, Hae Wonmaek, ve Yi Deokchun, Jowangshine'ye onlar kötü  Samajangja'yı yer altına gönderme teşebbüsündey iken yardımcı olmaktadırlar. Tanrıça ölüm tanrılarına Samajangja'nın ziyaretçi yerlerinde uyuduğunu veya Haenglangchae'nin ölümü engellediğini söyler. Burada, o yedi hazineden yapılmış bir taç giyen kocakarı olarak görünür. Bu ihanetin nedeni Samajangja’nın her sabah ve akşam ocağa ayaklarını koyması, ve mutfak çevresinde bıçak fırlatmasıdır. <br />
<br />
Bunun yanında yardımsever bir tanrıça da olabilir.  Chasa Bonpuli'da kahramanın (daha sonra ölüm tanrısı olacak) eşi Gangrim Doryeong'un mecaresi için hazırlıklarda Jowang'a pirinç keki veya tteok sunmaktadır. Gangrim Doryeong yeraltı dünyasına batıya gittiğinde, kambur bir kocakarı görür. Gangrim Doryeong yaşlı kadını takip eder ama bir türlü yakalayamaz. Gangrim Doryeong yorgunluktan bayılmak üzereyken kocakarı bir ağacın altına oturur. <br />
<br />
Gangrim Doryeong onun tteokunu dışarı çıkarttığı zaman kocakarı da onun tteokunu dışarı çıkarttı, hangisinin Gangrim Doryeong'un tteoku ile aynı olduğunu bakıldı ve test edildi. Kocakarının çok geçmeden Jowangshin olduğu açıklığa kavuştu ve şimdiye kadar Gangrim Doryeong'a rehberlik ettiği anlaşıldı. Aynı zamanda Jowangshin o yoldan 78 yola kılavuzluk etti ve yer altına kılavuzluk edeceğini söyledi. Jowangshin buna ek olarak Gangrim Doryeong'a şahsen kızgın olmasına rağmen eşinden dolayı ona yardım ettiğini belirtti.<br />
<br />
<span style="color: #FF4500;" class="mycode_color">Diğer Adları</span><br />
Joshin (Kitchen goddess, 조신, 竈王神)<br />
Jowanggaxi (Woman who is the king of the kitchen, 조왕각시, 竈王각시)<br />
Jowangdaeshin (Great goddess and king of the kitchen, 조왕대신, 竈王大神)<br />
Buttumakshin (Goddess of the hearth, 부뚜막신, 부뚜막神)<br />
<br />
Çeviri: TaeKey, dalnim<br />
<br />
<a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Jowangsin" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Kaynak </a></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Jowangshin (조왕신)</span></span><br />
<span style="color: #FFA500;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Ateş Tanrıçası</span></span><br />
<br />
<br />
<br />
Jowangshin (Hangul, 조왕신) ateş tanrıçasıdır ve Kore Şamanizminin kalbidir. Ocak tanrıçası olarak, ona adanmış ritüeller genelde ev hanımları tarafından yapılır. Her ne kadar artık tapınılmasa da en ünlü Kore tanrılarından biri olmaya devam etmektedir. <br />
<br />
<span style="color: #FF4500;" class="mycode_color">Tarihi</span><br />
Jowangshin’a bin yıl boyunca Kore insanları tarafından tapılmıştır. Örneğin, Çinli Sanguo Zhi’nin bir tarih kitabında bir mutfak tanrısının kayıtları vardır. <br />
<br />
''Orada pek çok farklı ritüele onlar (Modern Güney Kore'de Samhan Konfederasyonu'nun insanları) sahiptirler ama onlar batı kollarında tüm mutfak tanrılarına ibadet ederler.''<br />
<br />
<span style="color: #FF4500;" class="mycode_color">Ritüel</span><br />
Jowangshin ocak üzerinde bir kil sunak içinde tutulan suyu ile somutlaştırılır. Ev kadını her sabah erken uyanır ve hazne içinde yakındaki bir kuyudan taze su döker. Şans diler ve daha sonra diz çöker. Jowangshin ritüeli özellikle güney Kore'de geliştirilmiştir. Ayrıca, Jowangshin Tteok (pirinç keki) ve meyve ile onurlandırılır.<br />
<br />
<span style="color: #FF4500;" class="mycode_color">Beş Tabu</span><br />
Jowangshin’in ev içerisindeki olayları etkilediğine inanılırdı. Bu yüzden cennete gitmek için ev hanımlarının beş kurala uyması gerektiğine inanılır.<br />
<br />
1. Sofrada küfür etmemek.<br />
2. Ocağın, sofranın üzerine oturmamak.<br />
3. Ocakta, sofrada ayaklarını koymamak.<br />
4. Mutfağını temiz tutmak.<br />
5. Diğer tanrılara da ibadet etmek.<br />
<br />
<span style="color: #FF4500;" class="mycode_color">Mitoloji</span><br />
Jowangshin kökeni Munjeon Bonpuli, Jeju Adası bir efsanesi görünür. Bu arada, Jowangshin beş tabusuna onur duymayanlar için intikamcı olabilir. <br />
<br />
Cennet elçisi Okhwang Chasa, görkemli ve korkutucu zırhından dolayı Hwanguyangssi evine giremez. Ama Jowangshin bu engeli nasıl aşacağını ona gösterir. Çözüm, güneş doğarken ailesini ziyaret için dağa gittiğinde Hwanguyangssi ele geçirmektir. Jowangshinin bunu yapma nedeni Hwanguyangssi’nin mutfağa çamurlu ayakkabılarını atması ve ona ihanet etmesidir. <br />
<br />
Başka bir rivayette üç ölüm tanrısı, Gangrim Doryeong, Hae Wonmaek, ve Yi Deokchun, Jowangshine'ye onlar kötü  Samajangja'yı yer altına gönderme teşebbüsündey iken yardımcı olmaktadırlar. Tanrıça ölüm tanrılarına Samajangja'nın ziyaretçi yerlerinde uyuduğunu veya Haenglangchae'nin ölümü engellediğini söyler. Burada, o yedi hazineden yapılmış bir taç giyen kocakarı olarak görünür. Bu ihanetin nedeni Samajangja’nın her sabah ve akşam ocağa ayaklarını koyması, ve mutfak çevresinde bıçak fırlatmasıdır. <br />
<br />
Bunun yanında yardımsever bir tanrıça da olabilir.  Chasa Bonpuli'da kahramanın (daha sonra ölüm tanrısı olacak) eşi Gangrim Doryeong'un mecaresi için hazırlıklarda Jowang'a pirinç keki veya tteok sunmaktadır. Gangrim Doryeong yeraltı dünyasına batıya gittiğinde, kambur bir kocakarı görür. Gangrim Doryeong yaşlı kadını takip eder ama bir türlü yakalayamaz. Gangrim Doryeong yorgunluktan bayılmak üzereyken kocakarı bir ağacın altına oturur. <br />
<br />
Gangrim Doryeong onun tteokunu dışarı çıkarttığı zaman kocakarı da onun tteokunu dışarı çıkarttı, hangisinin Gangrim Doryeong'un tteoku ile aynı olduğunu bakıldı ve test edildi. Kocakarının çok geçmeden Jowangshin olduğu açıklığa kavuştu ve şimdiye kadar Gangrim Doryeong'a rehberlik ettiği anlaşıldı. Aynı zamanda Jowangshin o yoldan 78 yola kılavuzluk etti ve yer altına kılavuzluk edeceğini söyledi. Jowangshin buna ek olarak Gangrim Doryeong'a şahsen kızgın olmasına rağmen eşinden dolayı ona yardım ettiğini belirtti.<br />
<br />
<span style="color: #FF4500;" class="mycode_color">Diğer Adları</span><br />
Joshin (Kitchen goddess, 조신, 竈王神)<br />
Jowanggaxi (Woman who is the king of the kitchen, 조왕각시, 竈王각시)<br />
Jowangdaeshin (Great goddess and king of the kitchen, 조왕대신, 竈王大神)<br />
Buttumakshin (Goddess of the hearth, 부뚜막신, 부뚜막神)<br />
<br />
Çeviri: TaeKey, dalnim<br />
<br />
<a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Jowangsin" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Kaynak </a></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[A Daegam And A Thief]]></title>
			<link>https://www.korea-fans.com/forum/konu-a-daegam-and-a-thief.html</link>
			<pubDate>Sun, 26 Jul 2015 14:08:25 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.korea-fans.com/forum/member.php?action=profile&uid=2040">Maria</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.korea-fans.com/forum/konu-a-daegam-and-a-thief.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="color: #1E90FF;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">A Daegam And A Thief / Daegam ve Hırsız</span></span></span><br />
<br />
Profesyonel bir hırsız vardı. Komşusu hakim, bu hırsızı durdurmak ve bir daha hırsızlık yapmasına engel olmak için onu öldürmenin yolunu arıyordu. Bu sebeple hırsıza bahis oynamayı teklif etti.<br />
<br />
“Baksana! Muhteşem çalma becerilerin olduğunu duydum. Hadi bahse girelim.”<br />
<br />
“Öyle diyorsanız, efendim. Ne konuda bahse gireceğiz?”<br />
<br />
“Eşimin yüzüğünü çal. Eğer yaparsan, sana toprak vereceğim. Ancak gözüm yüzükte olacak.”<br />
<br />
“Pekâlâ, efendim. O halde yazılı bir anlaşma yapalım. Sonradan reddederseniz yapabileceğim bir şey yok.”<br />
<br />
Böylece yazılı anlaşma yaptılar.<br />
<br />
Hırsız evine geri döndü ve karısına hakim elbisesi dikmesini söyledi.<br />
<br />
“Hayatım, bana giyebileceğim bir hakim elbisesi dik. O hakiminki gibi olmalı.”<br />
<br />
“Ne için? Bu kıyafetler sadece hakimler için değil mi?”<br />
<br />
“Dediğimi yap.”<br />
<br />
Hırsız 3 gün hakimin evine gitmedi ki hakimin evindeki kimse uyuyamasın. Hırsız bu üç gün boyunca keyfine bakarken, hakim ne olur ne olmaz elinde silah hazır vaziyette bekliyordu.<br />
<br />
Dördüncü gece hırsız, hakimin evinin önüne korkuluk dikti. 3 gece gözüne uyku girmemiş hakim bu korkuluğu gerçek sandı ve korkuluğa ateş açtı. Korkuluk yere düşünce hakim korktu ve eşine:<br />
<br />
“Hayatım, ben adam öldürdüm. Üstünü örtmem lazım.”<br />
<br />
Ve arka bahçeye gitti. Bunun üzerine, hakim kıyafetlerini giymiş hırsız, hakimin karısına doğru yürüdü:<br />
<br />
“Hayatım, yüzüğün nerede? Yoksa kayıp mı ettin? Bana ver.”<br />
<br />
3 gündür uyuyamamış hakim eşi, hırsızı kocası sandı ve yüzüğü ona verdi. Bir süre sonra hakim gelip:<br />
<br />
“Yüzüğün hâlâ sende olduğundan emin ol.” deyince karısı:<br />
<br />
“Ne yüzüğü? Az evvel sana vermemi istedin ya?”<br />
<br />
Hakim o anda kandırıldığını anladı. Ertesi sabah hırsız, hakimin yanına geldi ve:<br />
<br />
“Efendim, söz verdiğiniz toprağı bana verin.” dedi.<br />
<br />
Yazılı anlaşma olduğundan dolayı hakim istemese de hırsıza toprak vermek zorunda kaldı.<br />
<br />
Böylece hakim topraklarının bir kısmını hırsıza verdi. Bu duruma doğal olarak içerledi çünkü hırsızı öldürmek isterken bunu başaramamış, dahası ona toprak vermek zorunda kalmıştı.<br />
<br />
Bu sebeple, hırsızı zorladı.<br />
<br />
“Hadi bir kez daha bahse girelim.” <br />
<br />
“Siz öyle isterseniz, elbette reddedemem. Bu seferki ne üzerine?”<br />
<br />
“Atım üzerine. Eğer şu beyaz atı çalarsan, ben kaybetmiş olacağım. Eğer başaramazsan, seni öldüreceğim.”<br />
<br />
“Anlıyorum. O halde yazılı anlaşma yapalım. Bu sefer bana ne vereceksin?”<br />
<br />
“Önceki kadar toprak.”<br />
<br />
Böylece ikinci anlaşmayı imzaladılar. Bu sefer, hırsız kendini dilenci kılığına soktu ve karısına:<br />
<br />
“Biraz sert içki hazırla. İçeni sarhoş edecek kadar sert olsun. Ayrıca bir şişe de normal içki hazırla.”<br />
<br />
Biftekleri, meyveleri, pirinç keklerini ve diğer şeyleri hazırladı. Hepsini alıp hakimin evinin önüne gitti. Bu arada hakim de 3 köle hazırlamış: Birinci köle atın üzerinde oturmakta, ikincisi dizginleri, üçüncüsü ise atın kuyruğunu tutmaktaymış. <br />
<br />
Dilenci kılığına giren hırsız gidip yanlarına oturdu ve:<br />
<br />
“Bunları doğum günü partisinden aldım geldim. Biraz burada yemek istiyorum.” dedi.<br />
<br />
Köleler içki ve yiyeceği görünce tadına bakmak istediler. İçlerinden biri:<br />
<br />
“Bana da biraz verebilir misin?”<br />
<br />
“Sorun değil.”<br />
<br />
Bunun üzerine hırsız, ona içki doldurdu. Yanında da biraz biftek verdi.<br />
<br />
“Buyur.”<br />
<br />
Diğerleri görünce onlar da istedi.<br />
<br />
“Bana da. Bana da.”<br />
<br />
Yiyip içen tüm köleler uykuya daldı. Hırsız makasını çıkardı ve atın bağlarını kesti. Atın üstündeki köleyi yere indirdi ve atı alıp evinin yolunu tuttu. Hakim atın durumuna göz atmak üzere uğradığında, 3 köleyi de uyur şekilde buldu.<br />
<br />
“Ne yapıyorsunuz siz! At nerede!”<br />
<br />
Köleler gözlerini açıp baktıklarında at ortada yoktu. Ertesi sabah hırsız, atı alıp hakimin evine gelince:<br />
<br />
“Ne yapacaksınız efendim?”<br />
<br />
“Sana verdiğim sözü tutmaktan başka ne yapabilirim ki?”<br />
<br />
Hakim, hırsıza daha çok toprak verdi ve böylece toprağına toprak katan hırsızın bir daha hırsızlık yapmasına gerek kalmadı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #9370DB;" class="mycode_color">Çeviri:</span> <span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Maria</span></span></span><br />
<br />
<img src="http://img537.imageshack.us/img537/8364/T6e2vr.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: T6e2vr.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #1E9000;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">English</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #1E90FF;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">A Daegam And A Thief</span></span><br />
<br />
There was an excellent thief who stole very well. A judge was living next door and tried to find a reason to kill the thief so that he would never steal again. He thus suggested a bet to the thief. <br />
<br />
"Look! I've heard that you have excellent stealing skills. Let's make a bet."<br />
<br />
"If you say so, sir. What is the bet?"<br />
<br />
"Steal my wife's ring. If you do that, I'll give you some land. But I'll keep an eye on the ring."<br />
<br />
"O.K. Sir. Let's make a written contract since, if you deny it later on, there is nothing I can do about it." <br />
<br />
They thus made a written contract.<br />
<br />
The thief came back home and told his wife to make a court dress.<br />
<br />
"Honey, make a court dress I can wear. But it must be the same as the judge's."<br />
<br />
"What is it for? Isn't it only for judges?"<br />
<br />
"Do as I say."<br />
<br />
The thief then didn't go to the judge's house for three days so that the people in that house wouldn't be able to sleep. While the thief was just relaxing time, the judge was armed with a gun to shoot the thief in case he came in.<br />
<br />
On the fourth night, the thief took a scarecrow and set it up in front of the judge's house. The judge who did not sleep at all for the three days mistook the scarecrow as the thief and fired at it. When the scarecrow fell down, the judge got scared and said to his wife, <br />
<br />
"honey, I've killed a man. I have to cover it with something." <br />
<br />
Then he walked to the back garden. When the thief disguising himself in the judge's clothes saw this, he came to the judge's wife and said, <br />
<br />
"honey, where is your gold ring? Haven't you lost it? Give it to me." <br />
<br />
She thought that the thief was her husband (because she didn't sleep, either, and, moreover, the thief disguised himself in the judge's clothes) and gave the ring to him to be sure. The thief naturally ran away with it. After a while, the judge came to his wife and said, <br />
<br />
"Make sure that you still have your ring with you."<br />
<br />
His wife said, <br />
<br />
"What ring? Didn't you ask me to give it to you just a moment ago?"<br />
<br />
The judge then realised that he had been deceived.<br />
<br />
On the next morning, the thief came to see the judge.<br />
<br />
"Sir. Please, give me the land you promised."<br />
<br />
The judge couldn't but give him the land since he'd signed the written contract.<br />
<br />
So the judge gave a part of the land he owned. He naturally resented this because he wanted to kill the thief, but he was unable to kill him and, moreover, he had to give away a part of his property. <br />
<br />
Thus he fetched the thief again.<br />
<br />
"Let's make another bet."<br />
<br />
"If you say it, I cannot but do so. What is it this time?"<br />
<br />
"It is my horse. If you steal that white horse, then I lose. If you won't, I'll kill you."<br />
<br />
"I see. Let's sign for a written contract again. What would you give me this time?"<br />
<br />
"I'll give you as much as before." <br />
<br />
They thus signed another contract. This time, he disguised himself as a beggar. He asked his wife, <br />
<br />
"Prepare some strong liquor. It should be strong enough for a person to be drunk. And, also, prepare another bottle of normal wine."<br />
<br />
He then prepared beef, fruits, rice cakes, and so on. He then took them to the judge's house. In fact, the judge ordered three servants to watch it; one of them to sit on the horse, another to hold the reins, and the last to hold the mane of its tail. <br />
<br />
However the thief disguising himself as a beggar sat near them and said, <br />
<br />
"I got these from somebody's birthday. I'll eat some here."<br />
<br />
When the servants saw the food and wine, they wanted to taste, in particular, the wine. So one of them said to the thief,<br />
<br />
"Hey, will you give me some?"<br />
<br />
"No problem."<br />
<br />
<br />
Then the thief poured wine for him.<br />
<br />
"Take this."<br />
<br />
The thief gave him a glass of wine with beef steaks. The others also wanted to have some wine.<br />
<br />
"Give me some, too."<br />
<br />
"Me, too." <br />
<br />
Thus all of the servants drank the strong liquor and fell asleep soon. The thief had prepared scissors and so he cut the reins and the mane with them. Then he put the servant down on the ground from the back of the horse and rode the horse home. When the judge came out to check out whether the horse was all right, he found out that the three servants were all asleep; one sitting on the ground, another holding a part of reins, and the last holding a part of the mane of the tail. <br />
<br />
"What the hell are you doing? Where is the horse?"<br />
<br />
The servants woke up to find that the horse was gone.<br />
<br />
On the next morning, the thief brought the horse back to the judge's.<br />
<br />
"What would you do sir?"<br />
<br />
"What would I do other than keeping my promise to you?"<br />
<br />
The judge reluctantly gave more land to the thief. The thief thus had enough land and never had to steal again.</div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="color: #1E90FF;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">A Daegam And A Thief / Daegam ve Hırsız</span></span></span><br />
<br />
Profesyonel bir hırsız vardı. Komşusu hakim, bu hırsızı durdurmak ve bir daha hırsızlık yapmasına engel olmak için onu öldürmenin yolunu arıyordu. Bu sebeple hırsıza bahis oynamayı teklif etti.<br />
<br />
“Baksana! Muhteşem çalma becerilerin olduğunu duydum. Hadi bahse girelim.”<br />
<br />
“Öyle diyorsanız, efendim. Ne konuda bahse gireceğiz?”<br />
<br />
“Eşimin yüzüğünü çal. Eğer yaparsan, sana toprak vereceğim. Ancak gözüm yüzükte olacak.”<br />
<br />
“Pekâlâ, efendim. O halde yazılı bir anlaşma yapalım. Sonradan reddederseniz yapabileceğim bir şey yok.”<br />
<br />
Böylece yazılı anlaşma yaptılar.<br />
<br />
Hırsız evine geri döndü ve karısına hakim elbisesi dikmesini söyledi.<br />
<br />
“Hayatım, bana giyebileceğim bir hakim elbisesi dik. O hakiminki gibi olmalı.”<br />
<br />
“Ne için? Bu kıyafetler sadece hakimler için değil mi?”<br />
<br />
“Dediğimi yap.”<br />
<br />
Hırsız 3 gün hakimin evine gitmedi ki hakimin evindeki kimse uyuyamasın. Hırsız bu üç gün boyunca keyfine bakarken, hakim ne olur ne olmaz elinde silah hazır vaziyette bekliyordu.<br />
<br />
Dördüncü gece hırsız, hakimin evinin önüne korkuluk dikti. 3 gece gözüne uyku girmemiş hakim bu korkuluğu gerçek sandı ve korkuluğa ateş açtı. Korkuluk yere düşünce hakim korktu ve eşine:<br />
<br />
“Hayatım, ben adam öldürdüm. Üstünü örtmem lazım.”<br />
<br />
Ve arka bahçeye gitti. Bunun üzerine, hakim kıyafetlerini giymiş hırsız, hakimin karısına doğru yürüdü:<br />
<br />
“Hayatım, yüzüğün nerede? Yoksa kayıp mı ettin? Bana ver.”<br />
<br />
3 gündür uyuyamamış hakim eşi, hırsızı kocası sandı ve yüzüğü ona verdi. Bir süre sonra hakim gelip:<br />
<br />
“Yüzüğün hâlâ sende olduğundan emin ol.” deyince karısı:<br />
<br />
“Ne yüzüğü? Az evvel sana vermemi istedin ya?”<br />
<br />
Hakim o anda kandırıldığını anladı. Ertesi sabah hırsız, hakimin yanına geldi ve:<br />
<br />
“Efendim, söz verdiğiniz toprağı bana verin.” dedi.<br />
<br />
Yazılı anlaşma olduğundan dolayı hakim istemese de hırsıza toprak vermek zorunda kaldı.<br />
<br />
Böylece hakim topraklarının bir kısmını hırsıza verdi. Bu duruma doğal olarak içerledi çünkü hırsızı öldürmek isterken bunu başaramamış, dahası ona toprak vermek zorunda kalmıştı.<br />
<br />
Bu sebeple, hırsızı zorladı.<br />
<br />
“Hadi bir kez daha bahse girelim.” <br />
<br />
“Siz öyle isterseniz, elbette reddedemem. Bu seferki ne üzerine?”<br />
<br />
“Atım üzerine. Eğer şu beyaz atı çalarsan, ben kaybetmiş olacağım. Eğer başaramazsan, seni öldüreceğim.”<br />
<br />
“Anlıyorum. O halde yazılı anlaşma yapalım. Bu sefer bana ne vereceksin?”<br />
<br />
“Önceki kadar toprak.”<br />
<br />
Böylece ikinci anlaşmayı imzaladılar. Bu sefer, hırsız kendini dilenci kılığına soktu ve karısına:<br />
<br />
“Biraz sert içki hazırla. İçeni sarhoş edecek kadar sert olsun. Ayrıca bir şişe de normal içki hazırla.”<br />
<br />
Biftekleri, meyveleri, pirinç keklerini ve diğer şeyleri hazırladı. Hepsini alıp hakimin evinin önüne gitti. Bu arada hakim de 3 köle hazırlamış: Birinci köle atın üzerinde oturmakta, ikincisi dizginleri, üçüncüsü ise atın kuyruğunu tutmaktaymış. <br />
<br />
Dilenci kılığına giren hırsız gidip yanlarına oturdu ve:<br />
<br />
“Bunları doğum günü partisinden aldım geldim. Biraz burada yemek istiyorum.” dedi.<br />
<br />
Köleler içki ve yiyeceği görünce tadına bakmak istediler. İçlerinden biri:<br />
<br />
“Bana da biraz verebilir misin?”<br />
<br />
“Sorun değil.”<br />
<br />
Bunun üzerine hırsız, ona içki doldurdu. Yanında da biraz biftek verdi.<br />
<br />
“Buyur.”<br />
<br />
Diğerleri görünce onlar da istedi.<br />
<br />
“Bana da. Bana da.”<br />
<br />
Yiyip içen tüm köleler uykuya daldı. Hırsız makasını çıkardı ve atın bağlarını kesti. Atın üstündeki köleyi yere indirdi ve atı alıp evinin yolunu tuttu. Hakim atın durumuna göz atmak üzere uğradığında, 3 köleyi de uyur şekilde buldu.<br />
<br />
“Ne yapıyorsunuz siz! At nerede!”<br />
<br />
Köleler gözlerini açıp baktıklarında at ortada yoktu. Ertesi sabah hırsız, atı alıp hakimin evine gelince:<br />
<br />
“Ne yapacaksınız efendim?”<br />
<br />
“Sana verdiğim sözü tutmaktan başka ne yapabilirim ki?”<br />
<br />
Hakim, hırsıza daha çok toprak verdi ve böylece toprağına toprak katan hırsızın bir daha hırsızlık yapmasına gerek kalmadı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #9370DB;" class="mycode_color">Çeviri:</span> <span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Maria</span></span></span><br />
<br />
<img src="http://img537.imageshack.us/img537/8364/T6e2vr.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: T6e2vr.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #1E9000;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">English</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #1E90FF;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">A Daegam And A Thief</span></span><br />
<br />
There was an excellent thief who stole very well. A judge was living next door and tried to find a reason to kill the thief so that he would never steal again. He thus suggested a bet to the thief. <br />
<br />
"Look! I've heard that you have excellent stealing skills. Let's make a bet."<br />
<br />
"If you say so, sir. What is the bet?"<br />
<br />
"Steal my wife's ring. If you do that, I'll give you some land. But I'll keep an eye on the ring."<br />
<br />
"O.K. Sir. Let's make a written contract since, if you deny it later on, there is nothing I can do about it." <br />
<br />
They thus made a written contract.<br />
<br />
The thief came back home and told his wife to make a court dress.<br />
<br />
"Honey, make a court dress I can wear. But it must be the same as the judge's."<br />
<br />
"What is it for? Isn't it only for judges?"<br />
<br />
"Do as I say."<br />
<br />
The thief then didn't go to the judge's house for three days so that the people in that house wouldn't be able to sleep. While the thief was just relaxing time, the judge was armed with a gun to shoot the thief in case he came in.<br />
<br />
On the fourth night, the thief took a scarecrow and set it up in front of the judge's house. The judge who did not sleep at all for the three days mistook the scarecrow as the thief and fired at it. When the scarecrow fell down, the judge got scared and said to his wife, <br />
<br />
"honey, I've killed a man. I have to cover it with something." <br />
<br />
Then he walked to the back garden. When the thief disguising himself in the judge's clothes saw this, he came to the judge's wife and said, <br />
<br />
"honey, where is your gold ring? Haven't you lost it? Give it to me." <br />
<br />
She thought that the thief was her husband (because she didn't sleep, either, and, moreover, the thief disguised himself in the judge's clothes) and gave the ring to him to be sure. The thief naturally ran away with it. After a while, the judge came to his wife and said, <br />
<br />
"Make sure that you still have your ring with you."<br />
<br />
His wife said, <br />
<br />
"What ring? Didn't you ask me to give it to you just a moment ago?"<br />
<br />
The judge then realised that he had been deceived.<br />
<br />
On the next morning, the thief came to see the judge.<br />
<br />
"Sir. Please, give me the land you promised."<br />
<br />
The judge couldn't but give him the land since he'd signed the written contract.<br />
<br />
So the judge gave a part of the land he owned. He naturally resented this because he wanted to kill the thief, but he was unable to kill him and, moreover, he had to give away a part of his property. <br />
<br />
Thus he fetched the thief again.<br />
<br />
"Let's make another bet."<br />
<br />
"If you say it, I cannot but do so. What is it this time?"<br />
<br />
"It is my horse. If you steal that white horse, then I lose. If you won't, I'll kill you."<br />
<br />
"I see. Let's sign for a written contract again. What would you give me this time?"<br />
<br />
"I'll give you as much as before." <br />
<br />
They thus signed another contract. This time, he disguised himself as a beggar. He asked his wife, <br />
<br />
"Prepare some strong liquor. It should be strong enough for a person to be drunk. And, also, prepare another bottle of normal wine."<br />
<br />
He then prepared beef, fruits, rice cakes, and so on. He then took them to the judge's house. In fact, the judge ordered three servants to watch it; one of them to sit on the horse, another to hold the reins, and the last to hold the mane of its tail. <br />
<br />
However the thief disguising himself as a beggar sat near them and said, <br />
<br />
"I got these from somebody's birthday. I'll eat some here."<br />
<br />
When the servants saw the food and wine, they wanted to taste, in particular, the wine. So one of them said to the thief,<br />
<br />
"Hey, will you give me some?"<br />
<br />
"No problem."<br />
<br />
<br />
Then the thief poured wine for him.<br />
<br />
"Take this."<br />
<br />
The thief gave him a glass of wine with beef steaks. The others also wanted to have some wine.<br />
<br />
"Give me some, too."<br />
<br />
"Me, too." <br />
<br />
Thus all of the servants drank the strong liquor and fell asleep soon. The thief had prepared scissors and so he cut the reins and the mane with them. Then he put the servant down on the ground from the back of the horse and rode the horse home. When the judge came out to check out whether the horse was all right, he found out that the three servants were all asleep; one sitting on the ground, another holding a part of reins, and the last holding a part of the mane of the tail. <br />
<br />
"What the hell are you doing? Where is the horse?"<br />
<br />
The servants woke up to find that the horse was gone.<br />
<br />
On the next morning, the thief brought the horse back to the judge's.<br />
<br />
"What would you do sir?"<br />
<br />
"What would I do other than keeping my promise to you?"<br />
<br />
The judge reluctantly gave more land to the thief. The thief thus had enough land and never had to steal again.</div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Funeral Clothes Which Wasn’t Used For A Funeral]]></title>
			<link>https://www.korea-fans.com/forum/konu-funeral-clothes-which-wasn%E2%80%99t-used-for-a-funeral.html</link>
			<pubDate>Sun, 26 Jul 2015 10:59:26 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.korea-fans.com/forum/member.php?action=profile&uid=2040">Maria</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.korea-fans.com/forum/konu-funeral-clothes-which-wasn%E2%80%99t-used-for-a-funeral.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align">
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #C71585;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Funeral Clothes Which Wasn’t Used For A Funeral<br />
Cenaze İçin Kullanılmayan Cenaze Elbiseleri</span></span></span><br />
<br />
Annesini desteklemek için elinden gelen her şeyi yapan bir adam vardı. Annesi hasta olduğunda, sonuçsuz kalana dek onu iyileştirmek için ne gerekiyorsa yaptı. Günlerden biri, yiyecek isteyen bir keşiş kapılarına geldi. Keşişe biraz yemek ve para verdi, annesinin hastalığını tedavi edebileceği herhangi bir şey olup olmadığını sordu. Keşiş bir yol olduğunu ancak zor olabileceğini söyledi.<br />
<br />
Oğlan, eğer başka yol yöntem yoksa vazgeçeceğini; ancak eğer bir yolu varsa devam edeceğini söyledi. Keşiş, 10 yaşlarındaki bir erkek çocuğun kollarını ve bacaklarını kesip geri kalan kısmı kazanda kaynattıktan sonra çorbayı annesine içirmesini söyledi.<br />
<br />
Adamın eşi, kendi çocuklarını kullanıp kullanamayacaklarını sordu çünkü diğer çocukları bu iş için kullanamazlardı. Keşiş “olur” dedi. Bununla birlikte, adam tereddüt ederek evet dedi. Eşi şöyle devam etti:<br />
<br />
“Annemiz ölürse başka annemiz olmayacak. Ama başka çocuğumuz olabilir, aynı şey değil. Haydi, kendi oğlumuzu kullanalım.”<br />
<br />
Böylece, kendi oğullarını kurban seçtiler. Tapınakta ders çalışan oğullarını almaya giderlerken çocukla yolda karşılaştılar. Eve döndüklerinde çocuğu bağlayıp ellerini kestiler. Ellerini ve bacaklarını gömdükten sonra geri kalan kısmı büyük bir kazanda kaynatmaya başladılar. Bir kap çorbayı annelerine içirdiler. Kısa süre sonra anne eski sağlığına kavuştu.<br />
<br />
Bundan bir süre sonra oğulları ortaya çıktı ve önlerinde eğildi. Ninesinin sağlık durumunu sordu.<br />
<br />
Anne-baba şok olmuştu:<br />
<br />
“Ah oğlum! Lütfen git, uzaklaş. Seni sevmediğimiz için yapmadık. Nineni kurtarmak için seni öldürmek zorundaydık.”<br />
<br />
Çocuk durumu anlayamadı ve sordu:<br />
<br />
“Anne! Baba! Ne diyorsunuz siz? Neden öldüğümü söylüyorsunuz?”<br />
<br />
“Galiba sen ruhsun! Lütfen, uzaklaş!”<br />
<br />
“Lütfen baba! Ben hayalet değilim, canlıyım!”<br />
<br />
Anne-babası çocuğa bir tabak yemek hazırladı, çocuk yemeği yedi. O an anladılar ki, gerçekten kendi oğullarıydı.<br />
<br />
O gece rüyalarında kendilerini daha önceden ziyaret eden keşişi gördüler. Keşiş dedi ki:<br />
<br />
“Dağ Tanrısı sizin annenize karşı görevinizi yerine getirdiğinizi biliyordu. Annenize karşı ne kadar vefalı olduğunuzu sınamak için beni evinize gönderdi. O gelen oğlunuz değildi, kaynattığınız dağ ginsengi idi. Eğer inanmazsanız, kazana bakın ve toprağa gömdüğümüz kollar ile bacakları çıkarın. Göreceksiniz.”<br />
<br />
Ertesi sabah, kazanda büyük boy bir ginsengin gövdesini, toprakta ise kol ve bacak diye gömdükleri kısmı yani bitkinin köklerini buldular. O günden sonra hep iyi yaşadılar ve annelerine saygıda kusur etmediler. Oğulları ünlü bir devlet adamı oldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #800080;" class="mycode_color">Çeviri:</span> <span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Maria</span></span></span><br />
<br />
<img src="http://img540.imageshack.us/img540/8186/f5iIOv.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: f5iIOv.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #800080;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">English</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Funeral Clothes Which Wasn’t Used For A Funeral</span></span><br />
<br />
There was a man who was doing his best to support his mother. When she became ill, he used every means to cure her illness only to fail. One day, a monk came to his house for food. He gave the monk some food and money and asked him whether he knew anything to cure the illness. The monk said that there was a method, but that it would be too difficult to do it. <br />
<br />
The son said that he would give up if there wasn't any other method, but that, if there was, he would do get it. The monk said that the method was to make a soup by boiling a 10 year old boy after cutting off his hands and legs and to feed the soup to the mother. <br />
<br />
The son's wife asked the monk whether their own child would be all right. The monk answered that it was. The wife suggested to the husband that they should use their own son since they couldn't use others. However, the husband hesitated to say yes. The wife went on to say,<br />
<br />
"Once mother is dead, we won't be able to have a mother. But we can have another child, though not the same. Let's use our child." <br />
<br />
They thus decided that their son would be the victim. They went to a temple to bring their son who was studying there. They met him on the way. When they came back home, they tied the son and cut off his hands. They buried the hands and the legs, put the body in a big pot, and began to boil it. They made a bowl of soup and gave it to the mother. Then the mother soon recovered her health. <br />
<br />
After a while, their son appeared and bowed to them. He asked after the grandmother's health.<br />
<br />
They were so shocked and shouted,<br />
<br />
"Oh, son. Please go away. It is not that we did not love you, but we had to kill you to save your grandmother."<br />
<br />
The young son did not know what they were talking about.<br />
<br />
"Mom! Dad! What are you talking about? Why are you saying that I'm dead."<br />
<br />
"You must be a spirit. Please, go away!" <br />
<br />
they shouted again.<br />
<br />
The son said, "Please, dad. I'm not a ghost. I'm alive."<br />
<br />
"If you are really alive, show us that you can eat something."<br />
<br />
They prepared the table and gave him food. The son ate it. They then realised that it was their real son. <br />
<br />
On that night, they had a dream in which the monk who visited them earlier. The monk said, <br />
<br />
"The god of a mountain knew that you were doing your duty to your mother. He wanted to know how faithful you were to your mother and sent me to your house. It was not your son, but mountain ginseng which you boiled. If you don't believe it, check out what's in the pot and, also, take out the hands and the legs you buried and you'll see." <br />
<br />
On the next morning, they found the main body of a big ginseng in the pot and they also realised that the hands and the legs were its roots. They lived well since then and respected their mother as usual. Their son became a famous government official.</div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align">
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #C71585;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Funeral Clothes Which Wasn’t Used For A Funeral<br />
Cenaze İçin Kullanılmayan Cenaze Elbiseleri</span></span></span><br />
<br />
Annesini desteklemek için elinden gelen her şeyi yapan bir adam vardı. Annesi hasta olduğunda, sonuçsuz kalana dek onu iyileştirmek için ne gerekiyorsa yaptı. Günlerden biri, yiyecek isteyen bir keşiş kapılarına geldi. Keşişe biraz yemek ve para verdi, annesinin hastalığını tedavi edebileceği herhangi bir şey olup olmadığını sordu. Keşiş bir yol olduğunu ancak zor olabileceğini söyledi.<br />
<br />
Oğlan, eğer başka yol yöntem yoksa vazgeçeceğini; ancak eğer bir yolu varsa devam edeceğini söyledi. Keşiş, 10 yaşlarındaki bir erkek çocuğun kollarını ve bacaklarını kesip geri kalan kısmı kazanda kaynattıktan sonra çorbayı annesine içirmesini söyledi.<br />
<br />
Adamın eşi, kendi çocuklarını kullanıp kullanamayacaklarını sordu çünkü diğer çocukları bu iş için kullanamazlardı. Keşiş “olur” dedi. Bununla birlikte, adam tereddüt ederek evet dedi. Eşi şöyle devam etti:<br />
<br />
“Annemiz ölürse başka annemiz olmayacak. Ama başka çocuğumuz olabilir, aynı şey değil. Haydi, kendi oğlumuzu kullanalım.”<br />
<br />
Böylece, kendi oğullarını kurban seçtiler. Tapınakta ders çalışan oğullarını almaya giderlerken çocukla yolda karşılaştılar. Eve döndüklerinde çocuğu bağlayıp ellerini kestiler. Ellerini ve bacaklarını gömdükten sonra geri kalan kısmı büyük bir kazanda kaynatmaya başladılar. Bir kap çorbayı annelerine içirdiler. Kısa süre sonra anne eski sağlığına kavuştu.<br />
<br />
Bundan bir süre sonra oğulları ortaya çıktı ve önlerinde eğildi. Ninesinin sağlık durumunu sordu.<br />
<br />
Anne-baba şok olmuştu:<br />
<br />
“Ah oğlum! Lütfen git, uzaklaş. Seni sevmediğimiz için yapmadık. Nineni kurtarmak için seni öldürmek zorundaydık.”<br />
<br />
Çocuk durumu anlayamadı ve sordu:<br />
<br />
“Anne! Baba! Ne diyorsunuz siz? Neden öldüğümü söylüyorsunuz?”<br />
<br />
“Galiba sen ruhsun! Lütfen, uzaklaş!”<br />
<br />
“Lütfen baba! Ben hayalet değilim, canlıyım!”<br />
<br />
Anne-babası çocuğa bir tabak yemek hazırladı, çocuk yemeği yedi. O an anladılar ki, gerçekten kendi oğullarıydı.<br />
<br />
O gece rüyalarında kendilerini daha önceden ziyaret eden keşişi gördüler. Keşiş dedi ki:<br />
<br />
“Dağ Tanrısı sizin annenize karşı görevinizi yerine getirdiğinizi biliyordu. Annenize karşı ne kadar vefalı olduğunuzu sınamak için beni evinize gönderdi. O gelen oğlunuz değildi, kaynattığınız dağ ginsengi idi. Eğer inanmazsanız, kazana bakın ve toprağa gömdüğümüz kollar ile bacakları çıkarın. Göreceksiniz.”<br />
<br />
Ertesi sabah, kazanda büyük boy bir ginsengin gövdesini, toprakta ise kol ve bacak diye gömdükleri kısmı yani bitkinin köklerini buldular. O günden sonra hep iyi yaşadılar ve annelerine saygıda kusur etmediler. Oğulları ünlü bir devlet adamı oldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #800080;" class="mycode_color">Çeviri:</span> <span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Maria</span></span></span><br />
<br />
<img src="http://img540.imageshack.us/img540/8186/f5iIOv.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: f5iIOv.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #800080;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">English</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Funeral Clothes Which Wasn’t Used For A Funeral</span></span><br />
<br />
There was a man who was doing his best to support his mother. When she became ill, he used every means to cure her illness only to fail. One day, a monk came to his house for food. He gave the monk some food and money and asked him whether he knew anything to cure the illness. The monk said that there was a method, but that it would be too difficult to do it. <br />
<br />
The son said that he would give up if there wasn't any other method, but that, if there was, he would do get it. The monk said that the method was to make a soup by boiling a 10 year old boy after cutting off his hands and legs and to feed the soup to the mother. <br />
<br />
The son's wife asked the monk whether their own child would be all right. The monk answered that it was. The wife suggested to the husband that they should use their own son since they couldn't use others. However, the husband hesitated to say yes. The wife went on to say,<br />
<br />
"Once mother is dead, we won't be able to have a mother. But we can have another child, though not the same. Let's use our child." <br />
<br />
They thus decided that their son would be the victim. They went to a temple to bring their son who was studying there. They met him on the way. When they came back home, they tied the son and cut off his hands. They buried the hands and the legs, put the body in a big pot, and began to boil it. They made a bowl of soup and gave it to the mother. Then the mother soon recovered her health. <br />
<br />
After a while, their son appeared and bowed to them. He asked after the grandmother's health.<br />
<br />
They were so shocked and shouted,<br />
<br />
"Oh, son. Please go away. It is not that we did not love you, but we had to kill you to save your grandmother."<br />
<br />
The young son did not know what they were talking about.<br />
<br />
"Mom! Dad! What are you talking about? Why are you saying that I'm dead."<br />
<br />
"You must be a spirit. Please, go away!" <br />
<br />
they shouted again.<br />
<br />
The son said, "Please, dad. I'm not a ghost. I'm alive."<br />
<br />
"If you are really alive, show us that you can eat something."<br />
<br />
They prepared the table and gave him food. The son ate it. They then realised that it was their real son. <br />
<br />
On that night, they had a dream in which the monk who visited them earlier. The monk said, <br />
<br />
"The god of a mountain knew that you were doing your duty to your mother. He wanted to know how faithful you were to your mother and sent me to your house. It was not your son, but mountain ginseng which you boiled. If you don't believe it, check out what's in the pot and, also, take out the hands and the legs you buried and you'll see." <br />
<br />
On the next morning, they found the main body of a big ginseng in the pot and they also realised that the hands and the legs were its roots. They lived well since then and respected their mother as usual. Their son became a famous government official.</div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[A Person Who Does His Filial Duty]]></title>
			<link>https://www.korea-fans.com/forum/konu-a-person-who-does-his-filial-duty.html</link>
			<pubDate>Tue, 21 Jul 2015 04:25:32 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.korea-fans.com/forum/member.php?action=profile&uid=2040">Maria</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.korea-fans.com/forum/konu-a-person-who-does-his-filial-duty.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="color: #FF1493;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">A Person Who Does His Filial Duty / Evlatlık Görevini Yapan Kişi</span></span></span><br />
<br />
Bir zamanlar, kayınpederin evinde yaşayan genç bir çift vardı. Kayınpeder için ellerinden gelenin en iyisini yaparlardı; ancak o, her zaman yemeğin tadından, odanın sıcaklığından ve daha nice şeyden şikâyet eder dururdu. Buna rağmen, babalarına saygısızlık etmediler ve evlatlık görevlerini yaptılar.<br />
<br />
Birgün, oğul para kazanmak üzere çok uzaklara gitti. Hanımı, kayınpederiyle ilgilenmeye devam etti. Eve gelen genç bir kadın: “Gidecek hiçbir yerim yok. Burada kalmama izin verirseniz, her türlü işinizi görürüm.”<br />
<br />
Gelin kız, bu gelen hanımın iyi niyetli olduğunu düşündü ve güzel yemek pişirdiği ve iyi dikiş yapabildiği için kalmasına izin verdi. Bu gelen hanımın kayınpederle ilgilenmesinin yemek yapmakta yardımcı olmasından daha iyi olacağını düşündü ve şöyle dedi: <br />
<br />
“Babamla ilgilenebilir misiniz acaba? Mesela, anlattığı hikayeleri dinleyin, yatağını toplayın...”<br />
<br />
Bu kadın, o işleri yapmaya başladı ve sürpriz bir şekilde kayınpederin yemekle, oda ısısıyla ilgili şikâyetleri kesildi. <br />
<br />
Oğul birkaç sene sonra eve döndü. Selam vermek üzere babasının odasına gitti ve babasının yanında oturan kadını gördü. Babası oldukça iyi görünüyordu. Bu sebeple, bu hanımın kim olduğunu sordu.<br />
<br />
“Kim o? Neden babamın yanında oturuyor? Babam neden bu kadar mutlu görünüyor?”<br />
<br />
Eşi tüm soruları cevapladı.<br />
<br />
Oğul, eşinin evlatlık görevlerini kendisinden daha iyi bildiğini ve yapabildiğini anladı. Eşinin önünde defalarca eğildi ve bu yaptığı için ona teşekkür etti. Babası da odasından ona bakıyordu ve:<br />
<br />
“İyi, iyi. Aferin! Hiçkimse onun kadar iyi değil. Böyle vefakar gelinin önünde benim için de eğil.” dedi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #FF69B4;" class="mycode_color">Çeviri:</span> <span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Maria</span></span></span><br />
<br />
<img src="http://img910.imageshack.us/img910/3963/hM0Pul.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: hM0Pul.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #FF1493;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">A Person Who Does His Filial Duty</span></span></span><br />
<br />
Once upon a time, a young couple were living with the husband's father. They did their best for him, but he always made complaints about the taste of the food, the temperature of his room, and so on. Nonetheless, they did not stop respecting him and doing their filial duty. <br />
<br />
One day, the son went far away to earn money. His wife continued to take care of her father-in-law. One day a young woman came to this house and said <br />
<br />
"I have nowhere to go. I'll do anything, if you can let me stay here."<br />
<br />
The daughter-in-law thought that the woman was sincere; and so she let her stay only to find out that she cooked and sewed well. She thought that it would be better to let her take care of her father-in-law rather than to help her cook. She thus said to her <br />
<br />
"Would you possibly take care of my father-in-law? For example, listen to his stories, make his bed, and so on." <br />
<br />
The woman began to do those chores/ And, surprisingly, the father-in-law no longer made any complaints about food, temperature, or the like.<br />
<br />
The son came back home in several years. He went to his father's room to say hi. He then saw a woman sitting beside his father. His father looked very well. So he asked his wife who the woman was. <br />
<br />
"Who is she? Why is she sitting near my father? Why does he look so happy?" <br />
<br />
The wife answered all his questions. <br />
<br />
The son realised that his wife knew better than him about how to do filial duties to parents. He thus bowed to his wife again and again, and thanked for what she did. The father was looking at this from his room and said <br />
<br />
"Good. Good. Well done! Nobody is better than her. Bow to such a faithful daughter-in-law for me too."<br />
</div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="color: #FF1493;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">A Person Who Does His Filial Duty / Evlatlık Görevini Yapan Kişi</span></span></span><br />
<br />
Bir zamanlar, kayınpederin evinde yaşayan genç bir çift vardı. Kayınpeder için ellerinden gelenin en iyisini yaparlardı; ancak o, her zaman yemeğin tadından, odanın sıcaklığından ve daha nice şeyden şikâyet eder dururdu. Buna rağmen, babalarına saygısızlık etmediler ve evlatlık görevlerini yaptılar.<br />
<br />
Birgün, oğul para kazanmak üzere çok uzaklara gitti. Hanımı, kayınpederiyle ilgilenmeye devam etti. Eve gelen genç bir kadın: “Gidecek hiçbir yerim yok. Burada kalmama izin verirseniz, her türlü işinizi görürüm.”<br />
<br />
Gelin kız, bu gelen hanımın iyi niyetli olduğunu düşündü ve güzel yemek pişirdiği ve iyi dikiş yapabildiği için kalmasına izin verdi. Bu gelen hanımın kayınpederle ilgilenmesinin yemek yapmakta yardımcı olmasından daha iyi olacağını düşündü ve şöyle dedi: <br />
<br />
“Babamla ilgilenebilir misiniz acaba? Mesela, anlattığı hikayeleri dinleyin, yatağını toplayın...”<br />
<br />
Bu kadın, o işleri yapmaya başladı ve sürpriz bir şekilde kayınpederin yemekle, oda ısısıyla ilgili şikâyetleri kesildi. <br />
<br />
Oğul birkaç sene sonra eve döndü. Selam vermek üzere babasının odasına gitti ve babasının yanında oturan kadını gördü. Babası oldukça iyi görünüyordu. Bu sebeple, bu hanımın kim olduğunu sordu.<br />
<br />
“Kim o? Neden babamın yanında oturuyor? Babam neden bu kadar mutlu görünüyor?”<br />
<br />
Eşi tüm soruları cevapladı.<br />
<br />
Oğul, eşinin evlatlık görevlerini kendisinden daha iyi bildiğini ve yapabildiğini anladı. Eşinin önünde defalarca eğildi ve bu yaptığı için ona teşekkür etti. Babası da odasından ona bakıyordu ve:<br />
<br />
“İyi, iyi. Aferin! Hiçkimse onun kadar iyi değil. Böyle vefakar gelinin önünde benim için de eğil.” dedi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #FF69B4;" class="mycode_color">Çeviri:</span> <span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Maria</span></span></span><br />
<br />
<img src="http://img910.imageshack.us/img910/3963/hM0Pul.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: hM0Pul.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #FF1493;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">A Person Who Does His Filial Duty</span></span></span><br />
<br />
Once upon a time, a young couple were living with the husband's father. They did their best for him, but he always made complaints about the taste of the food, the temperature of his room, and so on. Nonetheless, they did not stop respecting him and doing their filial duty. <br />
<br />
One day, the son went far away to earn money. His wife continued to take care of her father-in-law. One day a young woman came to this house and said <br />
<br />
"I have nowhere to go. I'll do anything, if you can let me stay here."<br />
<br />
The daughter-in-law thought that the woman was sincere; and so she let her stay only to find out that she cooked and sewed well. She thought that it would be better to let her take care of her father-in-law rather than to help her cook. She thus said to her <br />
<br />
"Would you possibly take care of my father-in-law? For example, listen to his stories, make his bed, and so on." <br />
<br />
The woman began to do those chores/ And, surprisingly, the father-in-law no longer made any complaints about food, temperature, or the like.<br />
<br />
The son came back home in several years. He went to his father's room to say hi. He then saw a woman sitting beside his father. His father looked very well. So he asked his wife who the woman was. <br />
<br />
"Who is she? Why is she sitting near my father? Why does he look so happy?" <br />
<br />
The wife answered all his questions. <br />
<br />
The son realised that his wife knew better than him about how to do filial duties to parents. He thus bowed to his wife again and again, and thanked for what she did. The father was looking at this from his room and said <br />
<br />
"Good. Good. Well done! Nobody is better than her. Bow to such a faithful daughter-in-law for me too."<br />
</div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Korean Mythology]]></title>
			<link>https://www.korea-fans.com/forum/konu-korean-mythology.html</link>
			<pubDate>Thu, 22 Jan 2015 20:35:08 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.korea-fans.com/forum/member.php?action=profile&uid=7986">zuzu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.korea-fans.com/forum/konu-korean-mythology.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #C71585;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Korean Mythology / Kore Mitolojisi</span></span><br />
<br />
<a href="http://hizliresim.com/jnE7Qj" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://i.hizliresim.com/jnE7Qj.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: jnE7Qj.jpg]" class="mycode_img" /></a><br />
<br />
Kore mitolojisi, Kore yarımadasından gelen ulusal efsanelerden ve halk hikayelerinden oluşur. Kökeni Şaman dini, Budizm, Çin mitleri, Konfüçyüsçü ve Taocu efsane ve mitlerin karışımıdır. Efsaneler bölgelere göre büyük değişiklik gösterebilir, hatta ülke içinde bile. Jeju adasındaki insanların yaşayış biçimi Kore’de yaşayan insanların yaşayış biçiminden bile farklı, bu yüzden mitler farklı şekillere dönüşebiliyor. Şaman dini, animizm ve Muism Kore insanının din hayatı için asıl kaynaklardır. <br />
Kore tarihinde Şaman dini baskındı çünkü Kore sık sık Baekje, Silla ve Goguryeo gibi küçük alanlara bölünmüştü ve efsane ve mitler bu bölgelere göre küçük değişikliklere uğramıştı. 3-4. Yüzyılda Budizmin gelmesiyle mitler ve yerli din değişmeye başladı. Neo Konfüçyüsçülüğün de gelmesiyle şamanlar devlet tarafından öldürülmeye başlandı ve yerli din bastırıldı. Çoğu efsane ya değişti, ya da diğer efsanelere karıştı. <br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Kore Şamanizmi</span><br />
<br />
Kore şamanizmi Koreli insanlar üzerin de büyük bir etkisi vardır, yer altı dini olarak düşünülmektedir.Bunda efsanelerin de oldukça büyük bir etkisi vardır.Şamanizmin başlangıcın da genellikle erkekler kuşlar ve kadınlar genellikle balık ya da kara hayvanlarıyla bağdaştırılıyordu.Örneklenirse çoğunlukla Samguk Yusa da erkeklerin dönüştürülüp kuş olduğu ve hikayeler de kadınların su ya da balık olduğu görülür.Örneğin ilk tanrıça Yuhwa' nın bir su perisi olduğu söylenir.Ama Haemosu'nun bir gök tanrısı olduğu söylenir.Kim Suro ile ilgili masal da rakibini kuşa dönüştürdüğü söylenir, ama eşinin Heo Kwang Ok denizden tekne ile geldiği ifade edilmiştir.Samguk Yusa da görüldüğü üzere Üç Krallıklar dönemi boyunca süregelmiştir.Dağların da genellikle kutsal olduğu söylenir ve sık sık da efsaneler de , efsane ve masallar da görülür.Krallar genellikle dağların en üstüne(Zirve) gelip dağların tanrısı ve hatta dağ ruhları olarak adlandırılan Sanshin' e tapmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Kozmoloji(Evren Bilimi)</span><br />
<br />
Yeni dinlerin ülkeye gelmesiyle(Yayılmasıyla) ve yavaş yavaş ortama uyum sağlaması Kore kozmolojisini(Evren Bilimi) zaman içerinde değiştirdi.Aynı zamanda daha eski mitoloji de görülen bölgesel farklılıkları birleştirerek ülke de  daha büyük  yeni olan mitolojiyi meydana getirdi.<br />
<br />
Üç krallık dönemi döneminin tarih öncesinden itibaren,Korelilerin cennet ve cehenneme inanmadıkları düşünülüyordu-onlar "Sonraki Yaşam'a" inanıyordu ve onlar için bunun daha iyi ve özel yeri bir önemi vardı.Belirli bir zamanda değil, ama krallık döneminde yayıldı.(Çıktı)<br />
<br />
Sanshin, Bonhyasin ve generallere genellikle Tanrılar olarak ibadet etmişler ve birçok mit ve efsane de  yer almıştır.Aynı zamanda birçok hayvanın, özellikle konuşan hayvan efsaneleri denilen Ungnyeo'ya örnek "Ayı Kadın", bir ayının insana dönüşmesini anlatır.<br />
<br />
Bu basit ortak noktalara rağmen, din ve mitler bölgelere göre çok değişiklik gösterir.Hae Mosu, Jumong ve Yuhwa Goguryeo'nun tanrıları vardı, ama Koenegitto, Seolmundae, Koeulla, Puella ve Yangeul Jeju adasında Büyükanne(?) vardı.Her bir krallık ve bölge kendine has ibadet etme biçimine sahipti.<br />
<br />
Budizmin gelmesiyle birlikte bu durum değişmiş, Budizmin aksine  geleneksel uygulamaları benimsenmiştir.Bununla birlikte bir ara 4.-5. yüzyılda ahiret inancı dahil olarak cennet tanımını kazandırmış, cehennemin ve cehendemden  farklı düzeylerde inançlar değişmiştir.Bu bölgelere şimdilerde  Iseung, Yongwangguk, ve Jeoseung denmektedir.Diğer iki krallıktan da belli belirsiz bahsedilmiş; Ok Hwang, gökyüzünde ve Jihaguk, yer altında yer aldığı belirtilmiştir.<br />
<br />
Koreliler bu dünyayı Iseung gibi ölümlü olarak görmüş, anlamdırmışlardır.Gashin de bulunan evde ; birçok Bonhyangshin(Köy Tanrıları)ve Josangshin (Atalardan kalan Tanrılar)yanı sıra Sanshin "Dağ Tanrıları" ev sahipliği yapmaktadır.Şeytani ruhların(Gwishin), Mongdal(Evlenmemiş erkek ruhlar) ve Songaxi(Evlenmemiş kadın ruhlar)Dokkaebi de bulunur ayrıca bölgedeki ruhları eski yollarla entrikalarla ele geçirirler.Bazı Tanrılar düzenli olarak kendi içinde arka planda kalır; bu arada Chasa elçi Tanrılar yer alır.Bunlar arasında Jeoseung Chasa,ölümle ilgisi olan, en çok ölümle alakalı özellikleri olan mitler; Okhwang Chasa da  Seongju Puli Cheonha Sarayı Hwanguyangssi kahraman olan; ve Tanrılara örnek  Choribdongi ve  Gunung Bonpuli'nin zaman zaman denizleri aştığı söylenmiştir.<br />
<br />
Yongwangguk deizaltı kırallığı,  Yongwang okyanusun beş Tanrıları tarafından işgal edilmiş; adları  doğuda  Gwangdeok, güneydeki Gwangli, batısındaki Gwangtaek ve kuzeyde Gwangyeondur.Bu Tanrılar birbiriyle evlenebilirler; örneğin  Samseung Halmang Bonpuli bölgesindeki  Gwangtaek'in kızı Gwangdeok evlenmiştir.Ayrıca Yongwangguk da  çok savaş olmuş; Gunung Bonpuli bölgesinde Gwangtaek Gwangdeok'un ordusu tarafından öldürülmüştür.<br />
<br />
Jeoseung Karanlıklar ülkesi Yeoldaewnag Tanrılar tarafından yönetilir.Yeoldaewang farklı cezalar uygular; Jingang parçalayan günahkarların, Sogan bir demir tencere de günahkarları yakar,Songye günahkarları kırbaçlar ve onları sürgün eder ve Ogan kutsanmış ateşe sunar dayanabilenler  çırılçıplak bir halde soğuk ve buzlu bölge üzerinden geçirilir.<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Sınıflandırma</span><br />
<br />
Yalnızca aynı derece de saygı duyulan  birkaç uzman, tüm Kore de Tanrıların eşit derece de kendi alanın da saygı duyulduğunu belirtmiştir.Onlar insanların hayatlarında ki sorunları çözmek için varoldu çünkü Koreliler eşit şekil de tüm Tanrıları incelemiştir.Bu nedenle, sözlü Kore efsanelerini daha iyi anlamak amacıyla, gündelik yaşam koşullarında oluşabilecek sorunların çeşitlerini belirlemek gerekir.<br />
<br />
Kore efsanelerinde hikaye kahramanı olan Tanrı canlandırdığı role odaklanır.Buna uygun olarak, Kore efsanelerin de Tanrıların rolünü Choi açıklamıştır.<br />
<br />
Bunun yerine, Kore Halk Kültürü Büyük Ansiklopedisi üç grupta Tanrıları sınıflandırmıştır; Şaman Tanrıları,Köy Tanrıları ve  Gashin ya da Ev Tanrıları olarak.<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Yaratılış Efsaneleri</span><br />
<br />
Yerin ve göğün ayrılması, Güneş'in yaratılması, Ay ve Yıldızlar, ateşin ve suyun kaynağı, giyecek ve yiyecek kaynağı, insanların doğuşu ve bu Dünya da ve yeraltı(Dünyası) üzerinde mücadeleleri sistematik olarak düzenlemektedir ve  mitolojik felsefenin özünü iyi ifade edebilmek için efsaneler sunulur.<br />
<br />
Yaratıcısı Tanrı ve insanlarla doğrudan bağlantısı olan bu efsaneler, diğer yarımada efsaneleriyle karşılaşrırıldığı çok nadir görülür.Ancak, geride kalan 3 tane efsaneleri vardır; Hamheung ve Changsega, Seul Sirumal ve Jeju Adası Cheonjiwang Bonpulidir.<br />
<br />
<br />
Ansızın, Tanrı Mireuk Seokga'yı  ele geçirmek için 3 sefer düzenledi.İlk mücadele olarak Doğu Denizinden ipler gerdirip Seokga gümüş halatı kırdı ancak Mireuk'un altın halatını alamadı.Böylece Mireuk zaferini lan etti.<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Diğer Efsaneler</span><br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Dünya'nın Oluşumu</span><br />
<br />
Başlangıçta Dünya yoktu.Yul-Ryeo adlı bir Tanrı ve Magoappeared	adında bir Tanrıça vardı.Daha sonra Yul-Ryeo öldü.Tanrıça Magoappeared sırayla; Gung-hee ve So-hee 'yi doğurdu.Onlarda  cennetin oğlu iki erkek ve cennetin kızı iki kadın doğurdu.<br />
<br />
Mago ile Yul-Ryeo'nun kararıyla Mago'nun bedeni şimdi Dünya olmuştu  ve Cennetteki insanlar Tanrıçanın onuruna Cennette Magoseong adını verdikleri kale ye gelen tüm canlılara hükmettiler.<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">İnsanoğlunun Doğuşu</span><br />
<br />
Cennette ki kalenin  her ana yönünü koruyan  dört erkek  vardı ve onlar; Cheong-gung  Hwang-gung çocukları Gunghwee ve  Hukso  Baekso çocukları Sohweeydi.Onlar da Cennete olan dört kadınla evlendi ve insanların ataları olarak oniki çocuk doğurdu.<br />
<br />
Kısa sürede onları görmeyi başardık ama artık onları duymak mümkün değildi.Onların cildi kendi ayakları çok iri, ağır ve kirliydi.Onlar birçok hayvana benzeyen çocuk doğurdu ve kendi yaşam süreleri azalmaya başladı.<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Dünya'nın Yerleşmesi( Çökelme)</span><br />
<br />
Cheong-gung 'un Doğu'ya gidip Çin'i kurdu.<br />
<br />
Baekso ve kavimi Batı'ya taşındı, Avrupa ve Ortadoğu halkını kurdu.<br />
<br />
Hukso Güney'e taşındı, şimdi ki Güneydoğu Asya ve Hindistan'ı kurdu.<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Kore'nin Kuruluşu</span><br />
<br />
Hwang-gung üç binden fazla takipcisiyle ve tek başına zor koşullara sahip soğuk ve tehlikeli olan Kuzey'e " Cennet Dağı'nın olduğu Topraklara" Cheonsanju  denilen yeri aramaya gitti.Çünkü o bir kez daha arınma amacıyla bunu yapmıştı.Ülkeye geldiğinde, Hwang-gung saflığını kazanmak (Arınmak İçin) yemin etti.<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Su Efsaneleri</span><br />
<br />
Kore'de kayıtlı üç adet su efsanesi vardır.Kardeşler arası evlilik efsanesi olarak, insanoğluğunun devasa bir sele kapılması hayatta kalan kardeşlerin evlenerek varlığını devam ettirdiği rivayet edilir.<br />
<br />
Dolayısıyla, Namu Doryeong ve erkek çocukları Crone'nın iki kızı ile evlendi, ve insanlığın  sonra ki ırkını oluşturdu. <br />
<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Yeraltı Efsaneleri</span><br />
<br />
Bu efsaneler de unutulmaması gereken en önemli şeylerden biri de Yeraltı Dünyasının kişinin ölümden sonra ki zamanda kontrolunda olduğudur. Başka bir deyişle insanlar öldükten sonra Yeraltı Dünyasına gideceklerdir.Aynı zamanda da Yeomra Yeraltı Kralı'nın , ölümlü Dünya da bir subay tarafından ele geçirilecektir.<br />
<br />
Diğer efsanelerde ise,kahramanın ölümü hilelidir.(Şüpheli)Bu konu Kore genelinde evrensel olup ve Hwangcheon (Kuzeydoğu Kore) Honshi, (Güneybatı Kore) Jangja Puli,(Jeju Adası) Samani Bonpuli ve Genel Sineui (Güneydoğu Kore) efsanesinde  de görünür.Bu hikayelerin çoğun da, kahraman ölümün de hile yapmak için ölüm Tanrılarına rüşvet verir.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Doğum ve Tarımsal Efsaneler</span><br />
<br />
Doğum efsaneleri iki ana unsurdan oluşur doğum ve tarım.Üreme sırrı ve imkanı sadece kadınlarda olması nedeniyle doğum efsaneleri kadınlarla daha yakın ilişkilidir.Dolayısıyla doğum efsanelerini anlamada önemli anahtar kelimeler, doğum, tarım ve kadınlardır.<br />
<br />
Jacheong Bi evden kovalandı çünkü o birini öldürmüştü ve kendisinin kayıp dokunmuş elbisesi Mun Doryeong düğünün de  bulunmuştu.Elbise de adı yazılıydı ve  Mun Doryeong  Jacheong Bi ye geri verdi(Elbiseyi)Ancak Jacheong Bi onu takip eden  Mun Doryeong 'a bir iğne sapladı.<br />
<br />
<br />
Jacheong Bi Mun Doryeongla karşılaştı ve onunla birlikte cennete girdi.Ancak Mun Doryeong Cennetin hükümdarı Kral Seosu'nun kızıyla evlenmeye söz vermişti.Mun Doryeong'un babası, Kral Munseon, iki kadından birinin yanan bir bıçakla çapraz izi olanın Mun Doryeong eşi olabileceğini söyledi.Seosuwang kızı bunu reddetti, ama Jacheong Bi köprüden geçti.Sonrasın da onun  menstruasyon(Adet) kanamaları başladı.<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Şamanlar Hakkında Olan Mitler</span><br />
<br />
<br />
Çoğu Kore Halkbilimi şaman olarak adlandırılan kişinin Kut'u şamanist denilen törende aktardığı söylenir. Şamanlar bu nedenle efsaneleri yaymakla sorumludur.Şamanlar küçümsenen sosyal sınıfa dahil olduğundan  bu yüzden onların kutsal hikayeler, efsaneleri yaymakla görevli olmaları oldukça ilgiçtir.Şaman efsanelerinin kökenin de bu sorunun cevabını bulabilirsiniz.Antik çağlarda, şamanlar toplum tarafından iyi görülen saygı duyulan kutsal bir sınıfaydı.Bu nedenle, şamanların ataları hakkında efsaneleri, şamanların kökenlerini anlatan  efsanelerin  olması gereken anlaşılabilir bir durumdur.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Hastalık Efsaneleri</span><br />
<br />
Hastalık efsaneleri bize hastalığın her türlüsünü veren Tanrıların hakkındadır.Sonnimgut bu efsanelerin temsilcisidir.Sonnimne denilen 53 adet çicek Tanrısı vardır.Ancak Sonnimne yalnızca çiçek hastalığını değil uzun ömür ve başarı getirdiğine inanılır.<br />
 <br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Gashin Efsaneleri</span><br />
<br />
Ana maddeler: Gashin, Jowangshin, Teojushin, Munjeon Bonpuli, Nulgubjishin, Munshin, Cheukshin<br />
<br />
Gashin evin sahipleri, odaları ve çeşitli nesneleri vardır.Aile üyeleri olarak efsaneleri Gashin'i ailesinin yok edilmesini önlemek üzerinedir..<br />
<br />
Örneğin, Munjeon Bonpul, evin dışın da, Noiljadae (ya da kaynağa bağlı olarak kızının) kötülük tanrıçası olarak, Yeosan Buin öldürmesi ve yedi çocuğu da öldürmeye çalışması.Bununla birlikte Noiljadae'nin  intihar planları yedinci oğlu, Nokdisaengin tarafından engellendiği zaman ve Yeosan Buin Hwansaengkkot çiçekler ile hayata geri döndü.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Kahraman Efsaneleri</span><br />
<br />
Kore kahraman efsaneleri, diğer efsanelerle bütünleşmiştir.Örneğin, Chasa Bonpuli daha önce bir kahraman efsanesinin bir örneğinde bahsedilmiş; Bununla birlikte, aynı zamanda Yeraltı Dünyası'nı ilgili efsanelerle de  ilgilidir, ve öyle kabul edilir.Chasa Bonpuli efsanesin de ölümcül Gangrim Doryeong Yeomra olarak bilinen , Yer altı kralı nı yakalayan ve kendi anavatanına getirdiği rivayet edilir.<br />
<br />
Başka bir kahraman efsanesi de  Cheonjiwang Bonpuli efsanesidir.Kahramanı, Daebyeol, Güneşi ve Ayı, onu çekerek yere indirmiştir.Ancak, Cheonjiwang Bonpuli kahramanı efsanesine kıyasla yaratılış efsaneleri daha fazladır.<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Mitolojik Figürler</span><br />
<br />
•	Cheonjiwang – Dünyanın yüce hükümdarı, Daebyeol’’un ve Sobyeol’un babası.<br />
•	Daebyeol – Yeraltı Dünyası’nın yüce kralı. 10 Shiwang onun yardımcılarıydı.<br />
•	Sobyeol – Ölümlü Dünya’nın Yüce Kral’ı. Sobyeol ölümlülere hükmediyordu ama gücü Daebyeol’unkinden azdı.<br />
•	Queen Baji – Yeryüzü’nün Yüce Kraliçesi.Cheonjiwang’ın karısı, Daebyol ile Sobyeol’un annesi.<br />
•	Dae(soon)-nim – Ay, Güneş’in abisi.<br />
•	Hae(sik)-nim – Güneş, Ay’ın kız kardeşi.<br />
•	Cheonha Daejanggun – Köy’ün gardiyanı ve Cennet’in generali, Jiha yeojanggun’un eşi., Köy’ün girişine korkunç bir yüzle totem olarak koyulmuştur. Jiha yeojanggun – Köy’ün gardiyanı ve yeryüzünün generali, Cheonha Daejaggun’ın karısı. Köy’ün girişine yine korkunç ama feminin bir yüzle totem olarak kocasıyla birlikte koyulmuştur. Köy’ü kocasıyla birlikte koruyordu.<br />
•	Sanshin – Dağlar tanrısı<br />
•	Gashin – Evdeki birçok odanın ve eşyanın koruyucusu.<br />
•	Jowangshin – Bir Gashin ve ateş ile kalbin tanrısı.<br />
•	Teojushin – Bir Gashin ve yeryüzünün tanrısı. <br />
•	Nulgubjishin – Tahıl tanrısı.<br />
•	Cheukshin – Ek binanın tanrıçası<br />
•	Seongjushin -  Asıl evin tanrısı; Gashin’in yüce lideri. <br />
•	Munshin – Kapı tanrısı.<br />
•	Oeyangganshin - cattle(hem sığır hem insan demiş ama sığır bence) ve atların koruyucusu.<br />
•	Cheollyung – Baharat kaplarının tanrısı<br />
•	Eobshin – Zenginliğin tanrıçası<br />
•	Samshin – Çocuk doğurmanın tanrıçası<br />
•	Yongwang – Denizlerin ejderha olmayan 5 Ejderha Kralı (genelde yaşlı bir adam)<br />
•	Ogushin - Prenses Bari ailesini canlandırdıktan sonra Ogushin olur. Jeoseung Chasa (ölüm tanrıları) ruhunu bedeninden çıkardıktan sonra, Ogushin onlara yeraltı dünyasında rehberlik eder.<br />
•	Honshi Seongin – 3 tanrı who avoided the Jeoseung Chasa ve fazladan 60 yıl yaşadılar. Çocukları hastalıklardan koruyorlar.<br />
•	Jeoseung Halmang – Çocuklara ölümü getiren tanrıça.<br />
•	Shiwang – Yeraltı dünyasının ölümü kendi bölgesinde sorgulayan 10 kralı.<br />
•	Yeomra – Shiwang’ın lideri.<br />
•	Sonnimne – 54 çiçek tanrısı. Sadece dört tanrının adı var; Gaxi Sonnim, Hoban Sonnim, Muban Sonnim, ve Cheolhyeon.<br />
•	Seonnyeo – Meleğimsi varlıklar. Cheonjiwang’ın kadın yüzbaşıları. Oneuli, ismi olan tek Seonnyoe.<br />
•	Juhseung Chasa – Ölümün tanrıları. Geleneksel üç, bu tanrılar ölü ruhları biçiyor. Bir insanın adını üç kez okurlarsa, o kişi ölür. Liderleri, yeraltı dünyasının kralı Yeomra’yı yakalayan Gangrim Doryeong. Yüzbaşılar Hae Wonmaek ve Yi Deokchun. Ayrıca, Hwadeok Chasa ateşten dolayı ölenleri biçiyor. ( reap diyor biçmek yerine, ben de ne uygun olur bilemedim hep biçmek yazdım o yüzden.). Yonggung Chaasa denizde ölenleri biçiyor, Danmul Chasa kuyuda boğulanları alıyor ve Tuseok Chasa taş ya da kaya yüzünden ölenleri biçiyor.<br />
•	Sosamshin, İnek doğumunun tanrıçası<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Olağanüstü Varlıklar</span><br />
<br />
•	Chollima<br />
•	Yakcha<br />
•	Chollidongigae, Manlidongigae: Günde 500 km, 5000 km yol giden köpek. (Cümlenin aslı Dogs who goes 1000li a day, 10000li a day, li 0.5 km demekmiş Çincede bende hesaplayıp yazdım)<br />
•	Baeksaseum: Günde 2500 km koşan beyaz geyik. (ak geyik diyince daha güzel oluyo bence )<br />
•	Geumsaseum: Baekdu Dağı’nda yaşayan altın geyik. <br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Yokwe (Canavar)</span><br />
<br />
•	Kumiho (구미호) – Güçlü ilüzyon ve lanet yapabilen 9 kuyruklu tilki.<br />
•	Bulyeowoo (불여우) – 100 yıldan fazla yaşamış, kadın olarak gizlenen bir tilki.<br />
•	Dokkaebi (도깨비) - spirits who keep clubs and enjoy mischievous tricks. Çoğunun sihirli güçleri olduğuna inanılıyordu.<br />
•	Imugi (이무기) – Ejderhanın bir önceki hali. 1000 yıl çalıştıktan sonra, ejderhaya dönüşebiliyor.<br />
•	Samjokgu (삼족구) – 3 bacaklı köpek. Gumiho’nun kılık değiştirmiş hali olduğu düşünülür.<br />
•	Bulgasari (불가사리) – Demir yiyen bir canavar.<br />
•	Kkangcheoli (깡철이) – Başarısız imugi.<br />
•	Haetae (해태) – Koruyucu ruh.<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Gwishin (Hayaletler)</span><br />
<br />
Gwishin’ler ölmüş insanların ölmüş ruhlarıdır. <br />
•	Mool-Gwishin 물귀신  suda ölmüş ruh<br />
•	Cho-nyo-Gwishin 처녀귀신 bir bakirenin ölmüş ruhu<br />
•	Mong-Dal-Gwishin 몽달귀신 evlenmemiş bir adamın ölü ruhu<br />
•	Dal-Gyal-Gwishin 달걀귀신 Yumurta kafalı(Dal-Gyal 달걀), gözü, burnu ağzı olmayan hayalet. <br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Gardiyanlar</span><br />
<br />
•	3 Bacaklı Kuş<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #C71585;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Korean Mythology / Kore Mitolojisi</span></span><br />
<br />
<a href="http://hizliresim.com/jnE7Qj" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://i.hizliresim.com/jnE7Qj.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: jnE7Qj.jpg]" class="mycode_img" /></a><br />
<br />
Kore mitolojisi, Kore yarımadasından gelen ulusal efsanelerden ve halk hikayelerinden oluşur. Kökeni Şaman dini, Budizm, Çin mitleri, Konfüçyüsçü ve Taocu efsane ve mitlerin karışımıdır. Efsaneler bölgelere göre büyük değişiklik gösterebilir, hatta ülke içinde bile. Jeju adasındaki insanların yaşayış biçimi Kore’de yaşayan insanların yaşayış biçiminden bile farklı, bu yüzden mitler farklı şekillere dönüşebiliyor. Şaman dini, animizm ve Muism Kore insanının din hayatı için asıl kaynaklardır. <br />
Kore tarihinde Şaman dini baskındı çünkü Kore sık sık Baekje, Silla ve Goguryeo gibi küçük alanlara bölünmüştü ve efsane ve mitler bu bölgelere göre küçük değişikliklere uğramıştı. 3-4. Yüzyılda Budizmin gelmesiyle mitler ve yerli din değişmeye başladı. Neo Konfüçyüsçülüğün de gelmesiyle şamanlar devlet tarafından öldürülmeye başlandı ve yerli din bastırıldı. Çoğu efsane ya değişti, ya da diğer efsanelere karıştı. <br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Kore Şamanizmi</span><br />
<br />
Kore şamanizmi Koreli insanlar üzerin de büyük bir etkisi vardır, yer altı dini olarak düşünülmektedir.Bunda efsanelerin de oldukça büyük bir etkisi vardır.Şamanizmin başlangıcın da genellikle erkekler kuşlar ve kadınlar genellikle balık ya da kara hayvanlarıyla bağdaştırılıyordu.Örneklenirse çoğunlukla Samguk Yusa da erkeklerin dönüştürülüp kuş olduğu ve hikayeler de kadınların su ya da balık olduğu görülür.Örneğin ilk tanrıça Yuhwa' nın bir su perisi olduğu söylenir.Ama Haemosu'nun bir gök tanrısı olduğu söylenir.Kim Suro ile ilgili masal da rakibini kuşa dönüştürdüğü söylenir, ama eşinin Heo Kwang Ok denizden tekne ile geldiği ifade edilmiştir.Samguk Yusa da görüldüğü üzere Üç Krallıklar dönemi boyunca süregelmiştir.Dağların da genellikle kutsal olduğu söylenir ve sık sık da efsaneler de , efsane ve masallar da görülür.Krallar genellikle dağların en üstüne(Zirve) gelip dağların tanrısı ve hatta dağ ruhları olarak adlandırılan Sanshin' e tapmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Kozmoloji(Evren Bilimi)</span><br />
<br />
Yeni dinlerin ülkeye gelmesiyle(Yayılmasıyla) ve yavaş yavaş ortama uyum sağlaması Kore kozmolojisini(Evren Bilimi) zaman içerinde değiştirdi.Aynı zamanda daha eski mitoloji de görülen bölgesel farklılıkları birleştirerek ülke de  daha büyük  yeni olan mitolojiyi meydana getirdi.<br />
<br />
Üç krallık dönemi döneminin tarih öncesinden itibaren,Korelilerin cennet ve cehenneme inanmadıkları düşünülüyordu-onlar "Sonraki Yaşam'a" inanıyordu ve onlar için bunun daha iyi ve özel yeri bir önemi vardı.Belirli bir zamanda değil, ama krallık döneminde yayıldı.(Çıktı)<br />
<br />
Sanshin, Bonhyasin ve generallere genellikle Tanrılar olarak ibadet etmişler ve birçok mit ve efsane de  yer almıştır.Aynı zamanda birçok hayvanın, özellikle konuşan hayvan efsaneleri denilen Ungnyeo'ya örnek "Ayı Kadın", bir ayının insana dönüşmesini anlatır.<br />
<br />
Bu basit ortak noktalara rağmen, din ve mitler bölgelere göre çok değişiklik gösterir.Hae Mosu, Jumong ve Yuhwa Goguryeo'nun tanrıları vardı, ama Koenegitto, Seolmundae, Koeulla, Puella ve Yangeul Jeju adasında Büyükanne(?) vardı.Her bir krallık ve bölge kendine has ibadet etme biçimine sahipti.<br />
<br />
Budizmin gelmesiyle birlikte bu durum değişmiş, Budizmin aksine  geleneksel uygulamaları benimsenmiştir.Bununla birlikte bir ara 4.-5. yüzyılda ahiret inancı dahil olarak cennet tanımını kazandırmış, cehennemin ve cehendemden  farklı düzeylerde inançlar değişmiştir.Bu bölgelere şimdilerde  Iseung, Yongwangguk, ve Jeoseung denmektedir.Diğer iki krallıktan da belli belirsiz bahsedilmiş; Ok Hwang, gökyüzünde ve Jihaguk, yer altında yer aldığı belirtilmiştir.<br />
<br />
Koreliler bu dünyayı Iseung gibi ölümlü olarak görmüş, anlamdırmışlardır.Gashin de bulunan evde ; birçok Bonhyangshin(Köy Tanrıları)ve Josangshin (Atalardan kalan Tanrılar)yanı sıra Sanshin "Dağ Tanrıları" ev sahipliği yapmaktadır.Şeytani ruhların(Gwishin), Mongdal(Evlenmemiş erkek ruhlar) ve Songaxi(Evlenmemiş kadın ruhlar)Dokkaebi de bulunur ayrıca bölgedeki ruhları eski yollarla entrikalarla ele geçirirler.Bazı Tanrılar düzenli olarak kendi içinde arka planda kalır; bu arada Chasa elçi Tanrılar yer alır.Bunlar arasında Jeoseung Chasa,ölümle ilgisi olan, en çok ölümle alakalı özellikleri olan mitler; Okhwang Chasa da  Seongju Puli Cheonha Sarayı Hwanguyangssi kahraman olan; ve Tanrılara örnek  Choribdongi ve  Gunung Bonpuli'nin zaman zaman denizleri aştığı söylenmiştir.<br />
<br />
Yongwangguk deizaltı kırallığı,  Yongwang okyanusun beş Tanrıları tarafından işgal edilmiş; adları  doğuda  Gwangdeok, güneydeki Gwangli, batısındaki Gwangtaek ve kuzeyde Gwangyeondur.Bu Tanrılar birbiriyle evlenebilirler; örneğin  Samseung Halmang Bonpuli bölgesindeki  Gwangtaek'in kızı Gwangdeok evlenmiştir.Ayrıca Yongwangguk da  çok savaş olmuş; Gunung Bonpuli bölgesinde Gwangtaek Gwangdeok'un ordusu tarafından öldürülmüştür.<br />
<br />
Jeoseung Karanlıklar ülkesi Yeoldaewnag Tanrılar tarafından yönetilir.Yeoldaewang farklı cezalar uygular; Jingang parçalayan günahkarların, Sogan bir demir tencere de günahkarları yakar,Songye günahkarları kırbaçlar ve onları sürgün eder ve Ogan kutsanmış ateşe sunar dayanabilenler  çırılçıplak bir halde soğuk ve buzlu bölge üzerinden geçirilir.<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Sınıflandırma</span><br />
<br />
Yalnızca aynı derece de saygı duyulan  birkaç uzman, tüm Kore de Tanrıların eşit derece de kendi alanın da saygı duyulduğunu belirtmiştir.Onlar insanların hayatlarında ki sorunları çözmek için varoldu çünkü Koreliler eşit şekil de tüm Tanrıları incelemiştir.Bu nedenle, sözlü Kore efsanelerini daha iyi anlamak amacıyla, gündelik yaşam koşullarında oluşabilecek sorunların çeşitlerini belirlemek gerekir.<br />
<br />
Kore efsanelerinde hikaye kahramanı olan Tanrı canlandırdığı role odaklanır.Buna uygun olarak, Kore efsanelerin de Tanrıların rolünü Choi açıklamıştır.<br />
<br />
Bunun yerine, Kore Halk Kültürü Büyük Ansiklopedisi üç grupta Tanrıları sınıflandırmıştır; Şaman Tanrıları,Köy Tanrıları ve  Gashin ya da Ev Tanrıları olarak.<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Yaratılış Efsaneleri</span><br />
<br />
Yerin ve göğün ayrılması, Güneş'in yaratılması, Ay ve Yıldızlar, ateşin ve suyun kaynağı, giyecek ve yiyecek kaynağı, insanların doğuşu ve bu Dünya da ve yeraltı(Dünyası) üzerinde mücadeleleri sistematik olarak düzenlemektedir ve  mitolojik felsefenin özünü iyi ifade edebilmek için efsaneler sunulur.<br />
<br />
Yaratıcısı Tanrı ve insanlarla doğrudan bağlantısı olan bu efsaneler, diğer yarımada efsaneleriyle karşılaşrırıldığı çok nadir görülür.Ancak, geride kalan 3 tane efsaneleri vardır; Hamheung ve Changsega, Seul Sirumal ve Jeju Adası Cheonjiwang Bonpulidir.<br />
<br />
<br />
Ansızın, Tanrı Mireuk Seokga'yı  ele geçirmek için 3 sefer düzenledi.İlk mücadele olarak Doğu Denizinden ipler gerdirip Seokga gümüş halatı kırdı ancak Mireuk'un altın halatını alamadı.Böylece Mireuk zaferini lan etti.<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Diğer Efsaneler</span><br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Dünya'nın Oluşumu</span><br />
<br />
Başlangıçta Dünya yoktu.Yul-Ryeo adlı bir Tanrı ve Magoappeared	adında bir Tanrıça vardı.Daha sonra Yul-Ryeo öldü.Tanrıça Magoappeared sırayla; Gung-hee ve So-hee 'yi doğurdu.Onlarda  cennetin oğlu iki erkek ve cennetin kızı iki kadın doğurdu.<br />
<br />
Mago ile Yul-Ryeo'nun kararıyla Mago'nun bedeni şimdi Dünya olmuştu  ve Cennetteki insanlar Tanrıçanın onuruna Cennette Magoseong adını verdikleri kale ye gelen tüm canlılara hükmettiler.<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">İnsanoğlunun Doğuşu</span><br />
<br />
Cennette ki kalenin  her ana yönünü koruyan  dört erkek  vardı ve onlar; Cheong-gung  Hwang-gung çocukları Gunghwee ve  Hukso  Baekso çocukları Sohweeydi.Onlar da Cennete olan dört kadınla evlendi ve insanların ataları olarak oniki çocuk doğurdu.<br />
<br />
Kısa sürede onları görmeyi başardık ama artık onları duymak mümkün değildi.Onların cildi kendi ayakları çok iri, ağır ve kirliydi.Onlar birçok hayvana benzeyen çocuk doğurdu ve kendi yaşam süreleri azalmaya başladı.<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Dünya'nın Yerleşmesi( Çökelme)</span><br />
<br />
Cheong-gung 'un Doğu'ya gidip Çin'i kurdu.<br />
<br />
Baekso ve kavimi Batı'ya taşındı, Avrupa ve Ortadoğu halkını kurdu.<br />
<br />
Hukso Güney'e taşındı, şimdi ki Güneydoğu Asya ve Hindistan'ı kurdu.<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Kore'nin Kuruluşu</span><br />
<br />
Hwang-gung üç binden fazla takipcisiyle ve tek başına zor koşullara sahip soğuk ve tehlikeli olan Kuzey'e " Cennet Dağı'nın olduğu Topraklara" Cheonsanju  denilen yeri aramaya gitti.Çünkü o bir kez daha arınma amacıyla bunu yapmıştı.Ülkeye geldiğinde, Hwang-gung saflığını kazanmak (Arınmak İçin) yemin etti.<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Su Efsaneleri</span><br />
<br />
Kore'de kayıtlı üç adet su efsanesi vardır.Kardeşler arası evlilik efsanesi olarak, insanoğluğunun devasa bir sele kapılması hayatta kalan kardeşlerin evlenerek varlığını devam ettirdiği rivayet edilir.<br />
<br />
Dolayısıyla, Namu Doryeong ve erkek çocukları Crone'nın iki kızı ile evlendi, ve insanlığın  sonra ki ırkını oluşturdu. <br />
<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Yeraltı Efsaneleri</span><br />
<br />
Bu efsaneler de unutulmaması gereken en önemli şeylerden biri de Yeraltı Dünyasının kişinin ölümden sonra ki zamanda kontrolunda olduğudur. Başka bir deyişle insanlar öldükten sonra Yeraltı Dünyasına gideceklerdir.Aynı zamanda da Yeomra Yeraltı Kralı'nın , ölümlü Dünya da bir subay tarafından ele geçirilecektir.<br />
<br />
Diğer efsanelerde ise,kahramanın ölümü hilelidir.(Şüpheli)Bu konu Kore genelinde evrensel olup ve Hwangcheon (Kuzeydoğu Kore) Honshi, (Güneybatı Kore) Jangja Puli,(Jeju Adası) Samani Bonpuli ve Genel Sineui (Güneydoğu Kore) efsanesinde  de görünür.Bu hikayelerin çoğun da, kahraman ölümün de hile yapmak için ölüm Tanrılarına rüşvet verir.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Doğum ve Tarımsal Efsaneler</span><br />
<br />
Doğum efsaneleri iki ana unsurdan oluşur doğum ve tarım.Üreme sırrı ve imkanı sadece kadınlarda olması nedeniyle doğum efsaneleri kadınlarla daha yakın ilişkilidir.Dolayısıyla doğum efsanelerini anlamada önemli anahtar kelimeler, doğum, tarım ve kadınlardır.<br />
<br />
Jacheong Bi evden kovalandı çünkü o birini öldürmüştü ve kendisinin kayıp dokunmuş elbisesi Mun Doryeong düğünün de  bulunmuştu.Elbise de adı yazılıydı ve  Mun Doryeong  Jacheong Bi ye geri verdi(Elbiseyi)Ancak Jacheong Bi onu takip eden  Mun Doryeong 'a bir iğne sapladı.<br />
<br />
<br />
Jacheong Bi Mun Doryeongla karşılaştı ve onunla birlikte cennete girdi.Ancak Mun Doryeong Cennetin hükümdarı Kral Seosu'nun kızıyla evlenmeye söz vermişti.Mun Doryeong'un babası, Kral Munseon, iki kadından birinin yanan bir bıçakla çapraz izi olanın Mun Doryeong eşi olabileceğini söyledi.Seosuwang kızı bunu reddetti, ama Jacheong Bi köprüden geçti.Sonrasın da onun  menstruasyon(Adet) kanamaları başladı.<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Şamanlar Hakkında Olan Mitler</span><br />
<br />
<br />
Çoğu Kore Halkbilimi şaman olarak adlandırılan kişinin Kut'u şamanist denilen törende aktardığı söylenir. Şamanlar bu nedenle efsaneleri yaymakla sorumludur.Şamanlar küçümsenen sosyal sınıfa dahil olduğundan  bu yüzden onların kutsal hikayeler, efsaneleri yaymakla görevli olmaları oldukça ilgiçtir.Şaman efsanelerinin kökenin de bu sorunun cevabını bulabilirsiniz.Antik çağlarda, şamanlar toplum tarafından iyi görülen saygı duyulan kutsal bir sınıfaydı.Bu nedenle, şamanların ataları hakkında efsaneleri, şamanların kökenlerini anlatan  efsanelerin  olması gereken anlaşılabilir bir durumdur.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Hastalık Efsaneleri</span><br />
<br />
Hastalık efsaneleri bize hastalığın her türlüsünü veren Tanrıların hakkındadır.Sonnimgut bu efsanelerin temsilcisidir.Sonnimne denilen 53 adet çicek Tanrısı vardır.Ancak Sonnimne yalnızca çiçek hastalığını değil uzun ömür ve başarı getirdiğine inanılır.<br />
 <br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Gashin Efsaneleri</span><br />
<br />
Ana maddeler: Gashin, Jowangshin, Teojushin, Munjeon Bonpuli, Nulgubjishin, Munshin, Cheukshin<br />
<br />
Gashin evin sahipleri, odaları ve çeşitli nesneleri vardır.Aile üyeleri olarak efsaneleri Gashin'i ailesinin yok edilmesini önlemek üzerinedir..<br />
<br />
Örneğin, Munjeon Bonpul, evin dışın da, Noiljadae (ya da kaynağa bağlı olarak kızının) kötülük tanrıçası olarak, Yeosan Buin öldürmesi ve yedi çocuğu da öldürmeye çalışması.Bununla birlikte Noiljadae'nin  intihar planları yedinci oğlu, Nokdisaengin tarafından engellendiği zaman ve Yeosan Buin Hwansaengkkot çiçekler ile hayata geri döndü.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Kahraman Efsaneleri</span><br />
<br />
Kore kahraman efsaneleri, diğer efsanelerle bütünleşmiştir.Örneğin, Chasa Bonpuli daha önce bir kahraman efsanesinin bir örneğinde bahsedilmiş; Bununla birlikte, aynı zamanda Yeraltı Dünyası'nı ilgili efsanelerle de  ilgilidir, ve öyle kabul edilir.Chasa Bonpuli efsanesin de ölümcül Gangrim Doryeong Yeomra olarak bilinen , Yer altı kralı nı yakalayan ve kendi anavatanına getirdiği rivayet edilir.<br />
<br />
Başka bir kahraman efsanesi de  Cheonjiwang Bonpuli efsanesidir.Kahramanı, Daebyeol, Güneşi ve Ayı, onu çekerek yere indirmiştir.Ancak, Cheonjiwang Bonpuli kahramanı efsanesine kıyasla yaratılış efsaneleri daha fazladır.<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Mitolojik Figürler</span><br />
<br />
•	Cheonjiwang – Dünyanın yüce hükümdarı, Daebyeol’’un ve Sobyeol’un babası.<br />
•	Daebyeol – Yeraltı Dünyası’nın yüce kralı. 10 Shiwang onun yardımcılarıydı.<br />
•	Sobyeol – Ölümlü Dünya’nın Yüce Kral’ı. Sobyeol ölümlülere hükmediyordu ama gücü Daebyeol’unkinden azdı.<br />
•	Queen Baji – Yeryüzü’nün Yüce Kraliçesi.Cheonjiwang’ın karısı, Daebyol ile Sobyeol’un annesi.<br />
•	Dae(soon)-nim – Ay, Güneş’in abisi.<br />
•	Hae(sik)-nim – Güneş, Ay’ın kız kardeşi.<br />
•	Cheonha Daejanggun – Köy’ün gardiyanı ve Cennet’in generali, Jiha yeojanggun’un eşi., Köy’ün girişine korkunç bir yüzle totem olarak koyulmuştur. Jiha yeojanggun – Köy’ün gardiyanı ve yeryüzünün generali, Cheonha Daejaggun’ın karısı. Köy’ün girişine yine korkunç ama feminin bir yüzle totem olarak kocasıyla birlikte koyulmuştur. Köy’ü kocasıyla birlikte koruyordu.<br />
•	Sanshin – Dağlar tanrısı<br />
•	Gashin – Evdeki birçok odanın ve eşyanın koruyucusu.<br />
•	Jowangshin – Bir Gashin ve ateş ile kalbin tanrısı.<br />
•	Teojushin – Bir Gashin ve yeryüzünün tanrısı. <br />
•	Nulgubjishin – Tahıl tanrısı.<br />
•	Cheukshin – Ek binanın tanrıçası<br />
•	Seongjushin -  Asıl evin tanrısı; Gashin’in yüce lideri. <br />
•	Munshin – Kapı tanrısı.<br />
•	Oeyangganshin - cattle(hem sığır hem insan demiş ama sığır bence) ve atların koruyucusu.<br />
•	Cheollyung – Baharat kaplarının tanrısı<br />
•	Eobshin – Zenginliğin tanrıçası<br />
•	Samshin – Çocuk doğurmanın tanrıçası<br />
•	Yongwang – Denizlerin ejderha olmayan 5 Ejderha Kralı (genelde yaşlı bir adam)<br />
•	Ogushin - Prenses Bari ailesini canlandırdıktan sonra Ogushin olur. Jeoseung Chasa (ölüm tanrıları) ruhunu bedeninden çıkardıktan sonra, Ogushin onlara yeraltı dünyasında rehberlik eder.<br />
•	Honshi Seongin – 3 tanrı who avoided the Jeoseung Chasa ve fazladan 60 yıl yaşadılar. Çocukları hastalıklardan koruyorlar.<br />
•	Jeoseung Halmang – Çocuklara ölümü getiren tanrıça.<br />
•	Shiwang – Yeraltı dünyasının ölümü kendi bölgesinde sorgulayan 10 kralı.<br />
•	Yeomra – Shiwang’ın lideri.<br />
•	Sonnimne – 54 çiçek tanrısı. Sadece dört tanrının adı var; Gaxi Sonnim, Hoban Sonnim, Muban Sonnim, ve Cheolhyeon.<br />
•	Seonnyeo – Meleğimsi varlıklar. Cheonjiwang’ın kadın yüzbaşıları. Oneuli, ismi olan tek Seonnyoe.<br />
•	Juhseung Chasa – Ölümün tanrıları. Geleneksel üç, bu tanrılar ölü ruhları biçiyor. Bir insanın adını üç kez okurlarsa, o kişi ölür. Liderleri, yeraltı dünyasının kralı Yeomra’yı yakalayan Gangrim Doryeong. Yüzbaşılar Hae Wonmaek ve Yi Deokchun. Ayrıca, Hwadeok Chasa ateşten dolayı ölenleri biçiyor. ( reap diyor biçmek yerine, ben de ne uygun olur bilemedim hep biçmek yazdım o yüzden.). Yonggung Chaasa denizde ölenleri biçiyor, Danmul Chasa kuyuda boğulanları alıyor ve Tuseok Chasa taş ya da kaya yüzünden ölenleri biçiyor.<br />
•	Sosamshin, İnek doğumunun tanrıçası<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Olağanüstü Varlıklar</span><br />
<br />
•	Chollima<br />
•	Yakcha<br />
•	Chollidongigae, Manlidongigae: Günde 500 km, 5000 km yol giden köpek. (Cümlenin aslı Dogs who goes 1000li a day, 10000li a day, li 0.5 km demekmiş Çincede bende hesaplayıp yazdım)<br />
•	Baeksaseum: Günde 2500 km koşan beyaz geyik. (ak geyik diyince daha güzel oluyo bence )<br />
•	Geumsaseum: Baekdu Dağı’nda yaşayan altın geyik. <br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Yokwe (Canavar)</span><br />
<br />
•	Kumiho (구미호) – Güçlü ilüzyon ve lanet yapabilen 9 kuyruklu tilki.<br />
•	Bulyeowoo (불여우) – 100 yıldan fazla yaşamış, kadın olarak gizlenen bir tilki.<br />
•	Dokkaebi (도깨비) - spirits who keep clubs and enjoy mischievous tricks. Çoğunun sihirli güçleri olduğuna inanılıyordu.<br />
•	Imugi (이무기) – Ejderhanın bir önceki hali. 1000 yıl çalıştıktan sonra, ejderhaya dönüşebiliyor.<br />
•	Samjokgu (삼족구) – 3 bacaklı köpek. Gumiho’nun kılık değiştirmiş hali olduğu düşünülür.<br />
•	Bulgasari (불가사리) – Demir yiyen bir canavar.<br />
•	Kkangcheoli (깡철이) – Başarısız imugi.<br />
•	Haetae (해태) – Koruyucu ruh.<br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Gwishin (Hayaletler)</span><br />
<br />
Gwishin’ler ölmüş insanların ölmüş ruhlarıdır. <br />
•	Mool-Gwishin 물귀신  suda ölmüş ruh<br />
•	Cho-nyo-Gwishin 처녀귀신 bir bakirenin ölmüş ruhu<br />
•	Mong-Dal-Gwishin 몽달귀신 evlenmemiş bir adamın ölü ruhu<br />
•	Dal-Gyal-Gwishin 달걀귀신 Yumurta kafalı(Dal-Gyal 달걀), gözü, burnu ağzı olmayan hayalet. <br />
<br />
<span style="color: #C71585;" class="mycode_color">Gardiyanlar</span><br />
<br />
•	3 Bacaklı Kuş<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Cheukshin (측신)]]></title>
			<link>https://www.korea-fans.com/forum/konu-cheukshin-%EC%B8%A1%EC%8B%A0.html</link>
			<pubDate>Wed, 24 Dec 2014 10:40:11 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.korea-fans.com/forum/member.php?action=profile&uid=107527">TaeKey</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.korea-fans.com/forum/konu-cheukshin-%EC%B8%A1%EC%8B%A0.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Cheukshin (측신)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cheukshin (Hangul: 측신, Hanja: 厕 神) Kore mitolojisinde ek bina veya banyo tanrısı olarak bilinmektedir.Cheukshin’in saçları 150 santimetre olan uzun saçlı genç bir bakire olarak göründüğüne inanılırdı. Cheukshin, Cheonjiwang ve mutfak tanrıçası Jowangshin tarafından cezalandırılmış ve banyoya giderek bütün vaktini saçlarını sayarak geçirmesi söylenmiş.<br />
<br />
Tanrıçanın bir aydaki 6 numarası içeren üç günde görüneceğine inanılırdı(6,16,26). Koreliler bu üç gün boyunca binadan ayrı tuvaletlerden kazayla Cheukshin’i öfkelendirmemek için kaçınmaktaydı. Böylece ayın 6,16 ve 26. günlerinde ya da bir ayakkabı ve ya çocuk tuvalet çukuruna düştüğünde ritüeller düzenlenirdi. Tanrıça öfkelendiğinde ya da evin dışına tuvalet inşa edildiğinde ritüellerin yapılması gerekiyordu. <br />
<br />
Cheukshin için adanmış ritüellerde, Koreliler genellikle Tteok (pirinç keki) kullanırlardı.O Gashin için en tehlikeli olarak kabul edilirdi: Çocukları hor gördüğüne inanılırdı(Bir çocuk olan Nokdisaengin tarafından cezalandırıldığı düşünüldüğü için) ve onları tuvalet çukurunun içine çekebildiği düşünülürdü. Çocuk çukura düştüğünde ise tanrıçayı yatıştırmak için ne yapılırsa yapılsın vadesinden önce öleceğine inanılırdı.<br />
<br />
Bir kişi evinin dışında bulanan bir tuvalete üç kez öksürmeden girerse 150 santimetre uzunluğundaki saçlarının kullanarak o kişiye saldıracağına inanılırdı.Cheukshin’in saçları ya da kendisi birine dokunduğunda o kişinin hastalanıp öleceği düşünülürdü. Bir şaman ya da mudang tanrıçayı sakinleştirmeye çalışsa da bu onu durdurmaya yetmezdi. Tanrıçanın tuvalette tavandaki bez ya da beyaz bir kağıt şerit olarak somutlaştığına inanılırdı. <br />
<br />
Diğer tanrıların aksine kötü ve zarar verici bir tanrı olduğuna inanılırdı çünkü diğer tanrı biyografilerinin aksine sürgüne yollanmış biri olarak görülürdü. ( Jowangshin tarafından cezalandırıldığı için). Cheukshin bu açıdan sayılı kötü bilinen Kore tanrıçalarından biridir.<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Çeviri:</span> <span style="color: #1E90FF;" class="mycode_color">TaeKey</span><br />
<a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Cheuksin" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Kaynak</a></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Cheukshin (측신)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cheukshin (Hangul: 측신, Hanja: 厕 神) Kore mitolojisinde ek bina veya banyo tanrısı olarak bilinmektedir.Cheukshin’in saçları 150 santimetre olan uzun saçlı genç bir bakire olarak göründüğüne inanılırdı. Cheukshin, Cheonjiwang ve mutfak tanrıçası Jowangshin tarafından cezalandırılmış ve banyoya giderek bütün vaktini saçlarını sayarak geçirmesi söylenmiş.<br />
<br />
Tanrıçanın bir aydaki 6 numarası içeren üç günde görüneceğine inanılırdı(6,16,26). Koreliler bu üç gün boyunca binadan ayrı tuvaletlerden kazayla Cheukshin’i öfkelendirmemek için kaçınmaktaydı. Böylece ayın 6,16 ve 26. günlerinde ya da bir ayakkabı ve ya çocuk tuvalet çukuruna düştüğünde ritüeller düzenlenirdi. Tanrıça öfkelendiğinde ya da evin dışına tuvalet inşa edildiğinde ritüellerin yapılması gerekiyordu. <br />
<br />
Cheukshin için adanmış ritüellerde, Koreliler genellikle Tteok (pirinç keki) kullanırlardı.O Gashin için en tehlikeli olarak kabul edilirdi: Çocukları hor gördüğüne inanılırdı(Bir çocuk olan Nokdisaengin tarafından cezalandırıldığı düşünüldüğü için) ve onları tuvalet çukurunun içine çekebildiği düşünülürdü. Çocuk çukura düştüğünde ise tanrıçayı yatıştırmak için ne yapılırsa yapılsın vadesinden önce öleceğine inanılırdı.<br />
<br />
Bir kişi evinin dışında bulanan bir tuvalete üç kez öksürmeden girerse 150 santimetre uzunluğundaki saçlarının kullanarak o kişiye saldıracağına inanılırdı.Cheukshin’in saçları ya da kendisi birine dokunduğunda o kişinin hastalanıp öleceği düşünülürdü. Bir şaman ya da mudang tanrıçayı sakinleştirmeye çalışsa da bu onu durdurmaya yetmezdi. Tanrıçanın tuvalette tavandaki bez ya da beyaz bir kağıt şerit olarak somutlaştığına inanılırdı. <br />
<br />
Diğer tanrıların aksine kötü ve zarar verici bir tanrı olduğuna inanılırdı çünkü diğer tanrı biyografilerinin aksine sürgüne yollanmış biri olarak görülürdü. ( Jowangshin tarafından cezalandırıldığı için). Cheukshin bu açıdan sayılı kötü bilinen Kore tanrıçalarından biridir.<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Çeviri:</span> <span style="color: #1E90FF;" class="mycode_color">TaeKey</span><br />
<a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Cheuksin" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Kaynak</a></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[The Fox Girl]]></title>
			<link>https://www.korea-fans.com/forum/konu-the-fox-girl.html</link>
			<pubDate>Sat, 13 Sep 2014 19:47:10 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.korea-fans.com/forum/member.php?action=profile&uid=34549">Rina</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.korea-fans.com/forum/konu-the-fox-girl.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #FF4500;" class="mycode_color">The Fox Girl</span></span><br />
<br />
Eskiden oğlu olan, kızı olmayan varlıklı bir adam varmış. Bu yüzden, şiddetle bir kız çocuk istediğinden zamanının çoğunu tapınaklarda dua ederek ve falcılara danışarak geçirirmiş. Sonunda duaları cevap bulmuş ve bir kız çocuğu doğmuş; kız babasının göz bebeği olmuş ve hiçbir yanlış yapmamış.<br />
<br />
15 yaşındayken, kız dağın yamacına mantar toplamak için gitmiş ve işiyle öyle meşgulmuş ki havanın karardığını bile fark edememişti. Bu sırada, evde ebeveynleri endişelenmiş ve tepeliğe çıkmak için bir arama ekibi kurmuşlar. Bununla birlikte tepeye vardıkları gibi onlar kızı aşağıdaki vadideki karanlık aracılığıyla gördüler. Babası çok rahatlamıştı. <br />
<br />
"Tatlım, neredeydin?" diye sormuş babası "Senin için çok endişelendik, vahşi bir hayvan seni öldürebilirdi."<br />
<br />
"Affet baba." diye cevaplamış "Çok yorgundum, bir çalılığın altında uyuyakalmışım, uyandığımda güneş tamamen batmıştı."<br />
<br />
Olay kısa sürede unutulmuştu. Fakat birkaç gün sonra tuhaf bir şey olmuş, efendinin ineklerinden biri gece ölmüştü. Bir sonraki gece başka bir tanesi ölmüştü, ve bir başkası. Cesetler hiçbir yara izi veya hastalık belirtisi göstermemişti. Efendi suçluyu yakalamak için gece boyu sürüyü izleme kararı almıştı. <br />
<br />
O gece adam ahırın köşesindeki samanlığın arkasına saklandı ve beklemeye başladı. Gece yarısında efendinin kızını ahıra emekleyerek ve bir ineğe yaklaşırken görünce şaşırmıştı. Endişeyle kızın ellerindeki ve omuzlarındaki susam yağını; sonrasındaki dehşeti, kız omzunu ineğin karnına sokmuş ve onun karaciğerini çıkarmıştı. Ve onu yemişti. <br />
<br />
Zavallı inek yuvarlanmış ve ölmüştü.<br />
<br />
Sabahleyin çoban efendinin yanına gitmiş ve gördüklerini ona anlatmış.<br />
<br />
Kızını bütün kalbiyle seven baba, sinirli bir şekilde adama bağırmış "Nasıl benim kızım hakkında böyle kötü hikayeler uydurma cesaretinde bulunursun? Bu yalanların hesabını vereceksin!"<br />
<br />
Ve adam işten atılmıştı.<br />
<br />
Bir sonraki akşam ikinci bir çoban inekleri korumuş. O da bir saman yığının arkasına saklanmış ve kızın tuhaf davranışlarına tanıklık etmiş,  kız ellerini ve omuzlarını yağlamış, omzunu ineğin karnına geçirmiş ve karaciğerini çıkarıp yemiş. İnek yuvarlanıp ölmüş.<br />
<br />
Bir sonraki sabah efendinin yanına gitmiş ve hikayeyi anlatmış.<br />
<br />
Baba hala kızı hakkındaki hikayelere inanmamış. Bu yüzden adam işten atılmış.<br />
<br />
Üçüncü bir çoban da geceyi ahırda geçirmiş ve gördüklerini anlatmış, o da işten atılmış.<br />
<br />
Bu böyle devam etmiş, başka bir akşam bir inek ölmüş. Daha sonra hiçbir inek kalmadığında, domuzlar ölmeye başlamış. Ardından atların hepsi de bu gizemli hastalığa yakalanmışlar. En sonunda bütün çobanlar, domuz çobanları ve ahır görevlileri kovulmuş ve köydeki kimse zengin adam için çalışmamış. Bütün bu kudretli sürüden geri kalan sadece yaşlı bir atmış. <br />
<br />
Bir sonraki akşam efendi gizemi çözmesi için tek oğlunu göndermiş. Gen adam kendini bir saman yığının arkasına gizlemiş ve izlemeye başlamış. Gece yarısında ahır kapısının açıldığını ve ayak sesleri duymuş. Gizlice giren onun kız kardeşiymiş. Dikkatini çekmek ve tam ona bağırmak üzereyken görünüşü yüzünden durmuştu, gözleri sinsi ve kısılmıştı, dudakları gaddarca  bükülmüştü, yüzü zalim ve katıydı. <br />
<br />
İnanamayarak gözlerini yağlı ellerine dikmişti ve kız onları atın karnına geçirmiş, karaciğerini dışarı çıkarmıştı. Ağzından akan kanla, eti çiğnemiş ve yutmuştu. O eve gidene kadar nefes almaya cesaret edememişti.<br />
<br />
Şafakta babasını ahıra çağırmış ve ona ölü atı göstermişti.<br />
<br />
"Baba" acımasızca söylemiş "Duyduklarından hoşlanmayacaksın fakat gerçeği sana söylemeliyim. O benim kız kardeşim. Gece gelip atın karaciğerini yiyen benim kız kardeşim."<br />
<br />
Babası ona gözlerindeki acı ve öfkeyle bakmıştı. Kısa bir süre sessizdi, sonra oğluna bağırmış. "Kardeşini deli gibi kıskanıyorsun ki hakkında öyle çirkin hikayeler  uyduruyorsun. Şüphe etmemek gerek, uyudun ve bir kabus gördün. Görüş alanımdan defol, seni evimde istemiyorum!"<br />
<br />
Nereye gideceğini bilmeden, acılı oğul tepelerde gezmişti. Birkaç ay sonra düşe kalka bir dağın üzerindeki rahipe gelmişti. Rahibe tapınak için yardımcı olmuş, geceyi yakınlardaki bir tapınakta geçirmek için davet edilmişti. Ve burada kız kardeşinin hikayesini anlattı. Yaşlı adam üzgün bir şekilde başıyla onaylamıştı.<br />
<br />
"Evet, anlıyorum." demiş "Bu gece, kız kardeşin dağlardayken, onun tarafından alınan bir tilki tarafından yenilmiş olmalı,  kız kardeşine tıpatıp benzeyen. Bu yüzden bu gerçekten hayvanları öldüren tilki."<br />
<br />
"O zaman hemen dönmeliyim." delikanlı haykırdı "Ebeveynlerimi uyarmalıyım."<br />
<br />
"Korkarım ki çok geç." yaşlı rahip söylemiş " Sabah daha iyi düşünülür, yarın yola çıkarız."<br />
<br />
Bir sonraki sabah genç adama 3 şişe verilmiş : yeşil, kırmızı ve mavi.<br />
<br />
"Bunları ata ver" dedi yaşlı rahip "ve benim öğrettiğim gibi kullan."<br />
<br />
Bununla birlikte çocuk rahibe teşekkür etti ve dağdan aşağı indi. Eve varmadan birkaç gün sürmüştü. Orada, neredeyse gözlerine inanamıştı; evin bahçesini yabani otlar kaplamıştı. Ve bahçenin ortasında güneşe karşı oturmuş bitleri ve solucanları yiyen kız kardeşi vardı. <br />
<br />
"Sevgili ağabeyim." onu görünce ağlamış. "Bütün bu aylar boyunca nerelerdeydin? Seni nasıl özlemişim!"<br />
<br />
O gitti ona sarıldı ve onu öptü, fakat o alarma geçerek geri çekilmişti.<br />
<br />
"Anne ve babamız nerede?" diye sordu o.<br />
<br />
"Onlar mezarlarında yaşıyorlar." ölümleri hakkında hiçbir açıklama yapmamıştı.<br />
<br />
Onları da yediğini fark etmişti, genç adam onu da yemeden önce kaçmalıydı ama nasıl? Birden bir fikir gelmişti.<br />
<br />
"Sevgili kardeşim, uzun bir yoldan geldim ve açım." demiş "Benim için yemek hazırlar mısın?" <br />
<br />
Kardeşi yemek yaparken kaçacağını düşünmüştü ama kız kurnazdı.<br />
<br />
"Kesinlikle ağabeyim, fakat senin ayaklarını ve belini bir iple bağlamalı mıyım?"<br />
<br />
Yemek hazırlamak için onu bahçenin orta yerinde bırakmış arada sırada onun kaçmadığından emin olmak için ipi çekiştirmişti. ------- Biraz zaman sonra tilki kız tuzağa düşürüldüğünü anlamıştı. <br />
<br />
Kız onun ardından bir tilkinin hızıyla gitmiş, onunla arasındaki mesafeyi kapatması uzun sürmemişti. O arkaya bakmıştı , korkuyla, onu yakaladığını görmüştü.  onun eline uzanmış ve atın kuyruğunu sıkıca tutmuştu. Yaşlı rahibin öğrettiklerini anımsayarak kırmızı şişeyi süratle çıkarmış ve arkasına atmıştı.<br />
<br />
Şişe anında kızın yolunu kesip bir ateş topuna dönmüştü. Saçlarındaki ve elbiselerindeki alevlere rağmen yine erkek kardeşine yetişmişti. Aynı zamanda yeşil şişeyi de fırlatmış ve hemen onun yolunu kesen yeşil dikenli çalılıklara dönüşmüştü. Ayağındaki yaralar ve kanamalara rağmen ona savaş açan kardeşini yakalamıştı.<br />
<br />
O atın kuyruğunu takmak üzereyken son bir çare olarak abisi mavi şişeyi de arkasına atmıştı. Aynı zamanda sıçrayan dalgaları yutan tilki kız oluşan mavi gölün üzerine düşmüştü.<br />
<br />
Abisi kıyıdan olanları izlerken, onun ölü bedeni su yüzeyine çıkmıştı. Sonunda o kız kardeşinin öcünü almışi tilkiyi öldürmüştü.<br />
<br />
<span style="color: #FF4500;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">English</span></span><br />
<br />
There was once a wealthy man who had a son but no daughter.  So badly did he want a daughter that he spent much of his time praying at temples and consulting fortunetellers.  Finally, his prayers were answered and a girl was born: she was the apple of her fathers’ eye and could do no wrong.<br />
<br />
           When she was fifteen years old, the girl went mushrooming on the mountainside and was so engaged in her task that she did not notice the gathering shadows of dusk.  Meanwhile, at home, her parents were becoming anxious, and they formed a search-party to comb the hills.  However, just as they reached the top of a ridge they spotted the girl through the gloom in the valley below.  Her father was much relieved.<br />
<br />
           ‘Where have you bee, my dear?’ asked her father ‘We were so worried for you; a wild beast could have killed you.’<br />
<br />
           ‘Forgive me, Father,’ she replied.  ‘I was so tired I fell asleep beneath a bush; when I awoke the sun was already going down.’<br />
<br />
           The incident was soon forgotten.  But a few days later a strange thing happened: one of the master’s cows died in the night.  Next night another died, then another.  The bodies showed no sign of wound or illness.  The master was so concerned he ordered the cowherd to keep watch all through the night to catch the culprit.<br />
<br />
           That night, the man hid behind some hay in the corner of the cowshed and waited patently.  At midnight he was astonished to see the master’s daughter creep into the shed and approach a cow.  Anxiously he watched her oil her hands and arms with sesame oil; then to his horror, she slipped her arm into the cow’s belly and pulled out its liver. And she ate it.<br />
<br />
           The poor cow rolled over and died.<br />
<br />
           In the morning the cowherd went to the master and recounted all he had seen.<br />
<br />
           The father, who loved his daughter with all his hear, shouted angrily at the man, ‘How dare you invent such wicked stories against my daughter.  You will pay for these lies.’<br />
<br />
           And the man was dismissed.<br />
<br />
           Next night a second cowherd was set to guard the cows.  He too hid behind some hay and witnessed the daughter’s odd conduct: she oiled her hands and arms, thrust one arm into the cow’s belly, pulled out the liver and ate it.  And the cow rolled over and died.<br />
<br />
           Next morning he went to the master and told him the story.<br />
<br />
           The father still would not believe such tales of his beloved daughter.  So the man was dismissed.<br />
<br />
           A third herdsman spent the night in the cowshed and reported all he had seen.  He too was sacked.<br />
<br />
           Thus it continued: each night a cow died.  Then, when no cows were left, the pigs began to die, and then the horses all of the same mysterious ailment.  In the end, all the cowherds, swineherds, and stable boys were dismissed and no one from the village would work for the rich man. All that was left of the once-mighty herd of cattle was a solitary old horse.<br />
<br />
           Next night, the master sent his only son to solve the mystery. The young man concealed himself behind some hay and kept watch.  In the middle of the night he heard footsteps and the barn door opened.  It was his sister stealthily entering.  In his relief, he was about to cry out to her.  Yet something in her look stopped him: her eyes were sly and narrow, her thin lips cruelly curled, her face stony and stern.<br />
<br />
           He stared in disbelief as she greased her arms and thrust them into the horse’s belly, pulling out its liver. With blood dripping from her lips, she then chewed and swallowed the steaming meat.<br />
<br />
           He dared not breath until she had returned to the house.<br />
<br />
           At dawn he called his father into the barn and showed him the dead horse.<br />
<br />
           ‘Father,’ he said grimly, ‘you will not like what you hear; but I must tell you the truth.  It is my sister. She it is who came in the night and ate the horse’s liver.’<br />
<br />
           His father stared at him with hurt and anger in his eyes. He was silent for a moment, then shouted at his son, ‘you must be madly jealous of you sister to make up such tales.  No doubt you fell asleep and had a nightmare.  Get out of my sight, I don’t want you in my house.’<br />
<br />
           Not knowing where to go, the disconsolate son wandered off into the hills.  After several months he came upon an old monk struggling across a mountain stream.  Having helped the monk to safety, he was invited to stay the night at a nearby temple.  And there he told the story of this sister.  The old man nodded sadly.<br />
<br />
           ‘Yes, I understand,’ he said. ‘That night, when your sister was in the hills, she must have been eaten by a fox who took her form, the very likeness of your sister.  So it was really the fox who killed the animals.’<br />
<br />
           ‘Then I must return at once,’ the lad exclaimed, ‘and warn my parents.’<br />
<br />
           ‘I fear it is too late,’ said the old monk. ‘Morning is wiser than evening.  Set out tomorrow.’<br />
<br />
           Next morning, the young man was given three small bottles: red, green, and blue.<br />
<br />
           ‘Take this horse,’ said the monk, ‘and use the bottles as I have instructed.’<br />
<br />
           With that the boy thanked the monk and rode off down the mountain track.  It was several days before he arrived home.  Once there, he could hardly believe his eyes: the house and yard were overgrown with weeds.  And there, in the middle of the yard, was his sister, sitting in the sun, catching lice and worms, and eating them.<br />
<br />
           ‘My dear brother,’ she cried on seeing him.  ‘Where have you been all these months?  How I’ve missed you.’<br />
<br />
           She went to hug and kiss him, but he drew back in alarm.<br />
<br />
           ‘Where are Father and Mother?’ he asked.<br />
<br />
           ‘They lie in their graves,’ she replied, giving no explanation for their deaths.<br />
<br />
           Realizing that she had eaten them too, the young man knew he had to escape before she killed him as well but how?  Suddenly he had an idea.<br />
<br />
           ‘Dear Sister, I have come a long way and I’m very hungry,’ he said.  ‘Could you prepare a meal?’<br />
<br />
           He thought he would escape while she was cooking.  But the fox girl was cunning.<br />
<br />
           ‘Assuredly, dear Brother.  But I shall tie a rope to your leg and the other end to my waist.’<br />
<br />
           She left him in the yard while she went to prepare some food; every now and then she tugged on the rope to make sure he had not run away.  After some time he managed to undo the knot, tie the rope to a gatepost and ride swiftly away on his horse.  It was some time before the fox girl realized she had been tricked.<br />
<br />
           She rushed after him with the speed of a fox and it was not long before she was gaining on him.  He glanced back and, to his horror, saw her rapidly catching him up, reaching out her hand to grasp his horse’s tail.  Recalling the old monk’s instructions, he swiftly took the little red bottle from his pocket and threw it behind him.<br />
<br />
           The bottle instantly burst into a ball of red fire, blocking the fox girl’s path.  Although the flames singed her hair and clothes, she raced round the fire and was soon overtaking her brother again.  This time he threw down the green bottle and straightaway a dense green bush of brambles sprang up, barring her way.  Although she was scratched and bleeding from the thorns, she fought her way through and began to catch up with the fleeing brother.<br />
<br />
           Just as she was about to grab the horse’s tail, however, he took out the blue bottle and desperately cast it behind him.  This time it formed a mighty blue lake that soon engulfed the fox girl who splashed and thrashed in the water before sinking below the waves.<br />
<br />
           As the brother watched from the shore, he saw the dead body of the fox float to the surface of the lake.  At last he had killed the fox who had taken his sister’s form.</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #FF4500;" class="mycode_color">The Fox Girl</span></span><br />
<br />
Eskiden oğlu olan, kızı olmayan varlıklı bir adam varmış. Bu yüzden, şiddetle bir kız çocuk istediğinden zamanının çoğunu tapınaklarda dua ederek ve falcılara danışarak geçirirmiş. Sonunda duaları cevap bulmuş ve bir kız çocuğu doğmuş; kız babasının göz bebeği olmuş ve hiçbir yanlış yapmamış.<br />
<br />
15 yaşındayken, kız dağın yamacına mantar toplamak için gitmiş ve işiyle öyle meşgulmuş ki havanın karardığını bile fark edememişti. Bu sırada, evde ebeveynleri endişelenmiş ve tepeliğe çıkmak için bir arama ekibi kurmuşlar. Bununla birlikte tepeye vardıkları gibi onlar kızı aşağıdaki vadideki karanlık aracılığıyla gördüler. Babası çok rahatlamıştı. <br />
<br />
"Tatlım, neredeydin?" diye sormuş babası "Senin için çok endişelendik, vahşi bir hayvan seni öldürebilirdi."<br />
<br />
"Affet baba." diye cevaplamış "Çok yorgundum, bir çalılığın altında uyuyakalmışım, uyandığımda güneş tamamen batmıştı."<br />
<br />
Olay kısa sürede unutulmuştu. Fakat birkaç gün sonra tuhaf bir şey olmuş, efendinin ineklerinden biri gece ölmüştü. Bir sonraki gece başka bir tanesi ölmüştü, ve bir başkası. Cesetler hiçbir yara izi veya hastalık belirtisi göstermemişti. Efendi suçluyu yakalamak için gece boyu sürüyü izleme kararı almıştı. <br />
<br />
O gece adam ahırın köşesindeki samanlığın arkasına saklandı ve beklemeye başladı. Gece yarısında efendinin kızını ahıra emekleyerek ve bir ineğe yaklaşırken görünce şaşırmıştı. Endişeyle kızın ellerindeki ve omuzlarındaki susam yağını; sonrasındaki dehşeti, kız omzunu ineğin karnına sokmuş ve onun karaciğerini çıkarmıştı. Ve onu yemişti. <br />
<br />
Zavallı inek yuvarlanmış ve ölmüştü.<br />
<br />
Sabahleyin çoban efendinin yanına gitmiş ve gördüklerini ona anlatmış.<br />
<br />
Kızını bütün kalbiyle seven baba, sinirli bir şekilde adama bağırmış "Nasıl benim kızım hakkında böyle kötü hikayeler uydurma cesaretinde bulunursun? Bu yalanların hesabını vereceksin!"<br />
<br />
Ve adam işten atılmıştı.<br />
<br />
Bir sonraki akşam ikinci bir çoban inekleri korumuş. O da bir saman yığının arkasına saklanmış ve kızın tuhaf davranışlarına tanıklık etmiş,  kız ellerini ve omuzlarını yağlamış, omzunu ineğin karnına geçirmiş ve karaciğerini çıkarıp yemiş. İnek yuvarlanıp ölmüş.<br />
<br />
Bir sonraki sabah efendinin yanına gitmiş ve hikayeyi anlatmış.<br />
<br />
Baba hala kızı hakkındaki hikayelere inanmamış. Bu yüzden adam işten atılmış.<br />
<br />
Üçüncü bir çoban da geceyi ahırda geçirmiş ve gördüklerini anlatmış, o da işten atılmış.<br />
<br />
Bu böyle devam etmiş, başka bir akşam bir inek ölmüş. Daha sonra hiçbir inek kalmadığında, domuzlar ölmeye başlamış. Ardından atların hepsi de bu gizemli hastalığa yakalanmışlar. En sonunda bütün çobanlar, domuz çobanları ve ahır görevlileri kovulmuş ve köydeki kimse zengin adam için çalışmamış. Bütün bu kudretli sürüden geri kalan sadece yaşlı bir atmış. <br />
<br />
Bir sonraki akşam efendi gizemi çözmesi için tek oğlunu göndermiş. Gen adam kendini bir saman yığının arkasına gizlemiş ve izlemeye başlamış. Gece yarısında ahır kapısının açıldığını ve ayak sesleri duymuş. Gizlice giren onun kız kardeşiymiş. Dikkatini çekmek ve tam ona bağırmak üzereyken görünüşü yüzünden durmuştu, gözleri sinsi ve kısılmıştı, dudakları gaddarca  bükülmüştü, yüzü zalim ve katıydı. <br />
<br />
İnanamayarak gözlerini yağlı ellerine dikmişti ve kız onları atın karnına geçirmiş, karaciğerini dışarı çıkarmıştı. Ağzından akan kanla, eti çiğnemiş ve yutmuştu. O eve gidene kadar nefes almaya cesaret edememişti.<br />
<br />
Şafakta babasını ahıra çağırmış ve ona ölü atı göstermişti.<br />
<br />
"Baba" acımasızca söylemiş "Duyduklarından hoşlanmayacaksın fakat gerçeği sana söylemeliyim. O benim kız kardeşim. Gece gelip atın karaciğerini yiyen benim kız kardeşim."<br />
<br />
Babası ona gözlerindeki acı ve öfkeyle bakmıştı. Kısa bir süre sessizdi, sonra oğluna bağırmış. "Kardeşini deli gibi kıskanıyorsun ki hakkında öyle çirkin hikayeler  uyduruyorsun. Şüphe etmemek gerek, uyudun ve bir kabus gördün. Görüş alanımdan defol, seni evimde istemiyorum!"<br />
<br />
Nereye gideceğini bilmeden, acılı oğul tepelerde gezmişti. Birkaç ay sonra düşe kalka bir dağın üzerindeki rahipe gelmişti. Rahibe tapınak için yardımcı olmuş, geceyi yakınlardaki bir tapınakta geçirmek için davet edilmişti. Ve burada kız kardeşinin hikayesini anlattı. Yaşlı adam üzgün bir şekilde başıyla onaylamıştı.<br />
<br />
"Evet, anlıyorum." demiş "Bu gece, kız kardeşin dağlardayken, onun tarafından alınan bir tilki tarafından yenilmiş olmalı,  kız kardeşine tıpatıp benzeyen. Bu yüzden bu gerçekten hayvanları öldüren tilki."<br />
<br />
"O zaman hemen dönmeliyim." delikanlı haykırdı "Ebeveynlerimi uyarmalıyım."<br />
<br />
"Korkarım ki çok geç." yaşlı rahip söylemiş " Sabah daha iyi düşünülür, yarın yola çıkarız."<br />
<br />
Bir sonraki sabah genç adama 3 şişe verilmiş : yeşil, kırmızı ve mavi.<br />
<br />
"Bunları ata ver" dedi yaşlı rahip "ve benim öğrettiğim gibi kullan."<br />
<br />
Bununla birlikte çocuk rahibe teşekkür etti ve dağdan aşağı indi. Eve varmadan birkaç gün sürmüştü. Orada, neredeyse gözlerine inanamıştı; evin bahçesini yabani otlar kaplamıştı. Ve bahçenin ortasında güneşe karşı oturmuş bitleri ve solucanları yiyen kız kardeşi vardı. <br />
<br />
"Sevgili ağabeyim." onu görünce ağlamış. "Bütün bu aylar boyunca nerelerdeydin? Seni nasıl özlemişim!"<br />
<br />
O gitti ona sarıldı ve onu öptü, fakat o alarma geçerek geri çekilmişti.<br />
<br />
"Anne ve babamız nerede?" diye sordu o.<br />
<br />
"Onlar mezarlarında yaşıyorlar." ölümleri hakkında hiçbir açıklama yapmamıştı.<br />
<br />
Onları da yediğini fark etmişti, genç adam onu da yemeden önce kaçmalıydı ama nasıl? Birden bir fikir gelmişti.<br />
<br />
"Sevgili kardeşim, uzun bir yoldan geldim ve açım." demiş "Benim için yemek hazırlar mısın?" <br />
<br />
Kardeşi yemek yaparken kaçacağını düşünmüştü ama kız kurnazdı.<br />
<br />
"Kesinlikle ağabeyim, fakat senin ayaklarını ve belini bir iple bağlamalı mıyım?"<br />
<br />
Yemek hazırlamak için onu bahçenin orta yerinde bırakmış arada sırada onun kaçmadığından emin olmak için ipi çekiştirmişti. ------- Biraz zaman sonra tilki kız tuzağa düşürüldüğünü anlamıştı. <br />
<br />
Kız onun ardından bir tilkinin hızıyla gitmiş, onunla arasındaki mesafeyi kapatması uzun sürmemişti. O arkaya bakmıştı , korkuyla, onu yakaladığını görmüştü.  onun eline uzanmış ve atın kuyruğunu sıkıca tutmuştu. Yaşlı rahibin öğrettiklerini anımsayarak kırmızı şişeyi süratle çıkarmış ve arkasına atmıştı.<br />
<br />
Şişe anında kızın yolunu kesip bir ateş topuna dönmüştü. Saçlarındaki ve elbiselerindeki alevlere rağmen yine erkek kardeşine yetişmişti. Aynı zamanda yeşil şişeyi de fırlatmış ve hemen onun yolunu kesen yeşil dikenli çalılıklara dönüşmüştü. Ayağındaki yaralar ve kanamalara rağmen ona savaş açan kardeşini yakalamıştı.<br />
<br />
O atın kuyruğunu takmak üzereyken son bir çare olarak abisi mavi şişeyi de arkasına atmıştı. Aynı zamanda sıçrayan dalgaları yutan tilki kız oluşan mavi gölün üzerine düşmüştü.<br />
<br />
Abisi kıyıdan olanları izlerken, onun ölü bedeni su yüzeyine çıkmıştı. Sonunda o kız kardeşinin öcünü almışi tilkiyi öldürmüştü.<br />
<br />
<span style="color: #FF4500;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">English</span></span><br />
<br />
There was once a wealthy man who had a son but no daughter.  So badly did he want a daughter that he spent much of his time praying at temples and consulting fortunetellers.  Finally, his prayers were answered and a girl was born: she was the apple of her fathers’ eye and could do no wrong.<br />
<br />
           When she was fifteen years old, the girl went mushrooming on the mountainside and was so engaged in her task that she did not notice the gathering shadows of dusk.  Meanwhile, at home, her parents were becoming anxious, and they formed a search-party to comb the hills.  However, just as they reached the top of a ridge they spotted the girl through the gloom in the valley below.  Her father was much relieved.<br />
<br />
           ‘Where have you bee, my dear?’ asked her father ‘We were so worried for you; a wild beast could have killed you.’<br />
<br />
           ‘Forgive me, Father,’ she replied.  ‘I was so tired I fell asleep beneath a bush; when I awoke the sun was already going down.’<br />
<br />
           The incident was soon forgotten.  But a few days later a strange thing happened: one of the master’s cows died in the night.  Next night another died, then another.  The bodies showed no sign of wound or illness.  The master was so concerned he ordered the cowherd to keep watch all through the night to catch the culprit.<br />
<br />
           That night, the man hid behind some hay in the corner of the cowshed and waited patently.  At midnight he was astonished to see the master’s daughter creep into the shed and approach a cow.  Anxiously he watched her oil her hands and arms with sesame oil; then to his horror, she slipped her arm into the cow’s belly and pulled out its liver. And she ate it.<br />
<br />
           The poor cow rolled over and died.<br />
<br />
           In the morning the cowherd went to the master and recounted all he had seen.<br />
<br />
           The father, who loved his daughter with all his hear, shouted angrily at the man, ‘How dare you invent such wicked stories against my daughter.  You will pay for these lies.’<br />
<br />
           And the man was dismissed.<br />
<br />
           Next night a second cowherd was set to guard the cows.  He too hid behind some hay and witnessed the daughter’s odd conduct: she oiled her hands and arms, thrust one arm into the cow’s belly, pulled out the liver and ate it.  And the cow rolled over and died.<br />
<br />
           Next morning he went to the master and told him the story.<br />
<br />
           The father still would not believe such tales of his beloved daughter.  So the man was dismissed.<br />
<br />
           A third herdsman spent the night in the cowshed and reported all he had seen.  He too was sacked.<br />
<br />
           Thus it continued: each night a cow died.  Then, when no cows were left, the pigs began to die, and then the horses all of the same mysterious ailment.  In the end, all the cowherds, swineherds, and stable boys were dismissed and no one from the village would work for the rich man. All that was left of the once-mighty herd of cattle was a solitary old horse.<br />
<br />
           Next night, the master sent his only son to solve the mystery. The young man concealed himself behind some hay and kept watch.  In the middle of the night he heard footsteps and the barn door opened.  It was his sister stealthily entering.  In his relief, he was about to cry out to her.  Yet something in her look stopped him: her eyes were sly and narrow, her thin lips cruelly curled, her face stony and stern.<br />
<br />
           He stared in disbelief as she greased her arms and thrust them into the horse’s belly, pulling out its liver. With blood dripping from her lips, she then chewed and swallowed the steaming meat.<br />
<br />
           He dared not breath until she had returned to the house.<br />
<br />
           At dawn he called his father into the barn and showed him the dead horse.<br />
<br />
           ‘Father,’ he said grimly, ‘you will not like what you hear; but I must tell you the truth.  It is my sister. She it is who came in the night and ate the horse’s liver.’<br />
<br />
           His father stared at him with hurt and anger in his eyes. He was silent for a moment, then shouted at his son, ‘you must be madly jealous of you sister to make up such tales.  No doubt you fell asleep and had a nightmare.  Get out of my sight, I don’t want you in my house.’<br />
<br />
           Not knowing where to go, the disconsolate son wandered off into the hills.  After several months he came upon an old monk struggling across a mountain stream.  Having helped the monk to safety, he was invited to stay the night at a nearby temple.  And there he told the story of this sister.  The old man nodded sadly.<br />
<br />
           ‘Yes, I understand,’ he said. ‘That night, when your sister was in the hills, she must have been eaten by a fox who took her form, the very likeness of your sister.  So it was really the fox who killed the animals.’<br />
<br />
           ‘Then I must return at once,’ the lad exclaimed, ‘and warn my parents.’<br />
<br />
           ‘I fear it is too late,’ said the old monk. ‘Morning is wiser than evening.  Set out tomorrow.’<br />
<br />
           Next morning, the young man was given three small bottles: red, green, and blue.<br />
<br />
           ‘Take this horse,’ said the monk, ‘and use the bottles as I have instructed.’<br />
<br />
           With that the boy thanked the monk and rode off down the mountain track.  It was several days before he arrived home.  Once there, he could hardly believe his eyes: the house and yard were overgrown with weeds.  And there, in the middle of the yard, was his sister, sitting in the sun, catching lice and worms, and eating them.<br />
<br />
           ‘My dear brother,’ she cried on seeing him.  ‘Where have you been all these months?  How I’ve missed you.’<br />
<br />
           She went to hug and kiss him, but he drew back in alarm.<br />
<br />
           ‘Where are Father and Mother?’ he asked.<br />
<br />
           ‘They lie in their graves,’ she replied, giving no explanation for their deaths.<br />
<br />
           Realizing that she had eaten them too, the young man knew he had to escape before she killed him as well but how?  Suddenly he had an idea.<br />
<br />
           ‘Dear Sister, I have come a long way and I’m very hungry,’ he said.  ‘Could you prepare a meal?’<br />
<br />
           He thought he would escape while she was cooking.  But the fox girl was cunning.<br />
<br />
           ‘Assuredly, dear Brother.  But I shall tie a rope to your leg and the other end to my waist.’<br />
<br />
           She left him in the yard while she went to prepare some food; every now and then she tugged on the rope to make sure he had not run away.  After some time he managed to undo the knot, tie the rope to a gatepost and ride swiftly away on his horse.  It was some time before the fox girl realized she had been tricked.<br />
<br />
           She rushed after him with the speed of a fox and it was not long before she was gaining on him.  He glanced back and, to his horror, saw her rapidly catching him up, reaching out her hand to grasp his horse’s tail.  Recalling the old monk’s instructions, he swiftly took the little red bottle from his pocket and threw it behind him.<br />
<br />
           The bottle instantly burst into a ball of red fire, blocking the fox girl’s path.  Although the flames singed her hair and clothes, she raced round the fire and was soon overtaking her brother again.  This time he threw down the green bottle and straightaway a dense green bush of brambles sprang up, barring her way.  Although she was scratched and bleeding from the thorns, she fought her way through and began to catch up with the fleeing brother.<br />
<br />
           Just as she was about to grab the horse’s tail, however, he took out the blue bottle and desperately cast it behind him.  This time it formed a mighty blue lake that soon engulfed the fox girl who splashed and thrashed in the water before sinking below the waves.<br />
<br />
           As the brother watched from the shore, he saw the dead body of the fox float to the surface of the lake.  At last he had killed the fox who had taken his sister’s form.</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[The Salt Peddler and the White Fox]]></title>
			<link>https://www.korea-fans.com/forum/konu-the-salt-peddler-and-the-white-fox.html</link>
			<pubDate>Wed, 10 Sep 2014 20:36:33 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.korea-fans.com/forum/member.php?action=profile&uid=34549">Rina</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.korea-fans.com/forum/konu-the-salt-peddler-and-the-white-fox.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="color: #8B4513;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">The Salt Peddler and the White Fox<br />
<br />
</span></span>Evvel zaman içinde çok fakir olan bir tuz satıcısı varmış. Bir gün, her gün yaptığı gibi sabah erkenden sırtında bir çuval tuzla evinden ayrılmış. Bir köyden diğerine seyahat eder, köylülere tuz satarmış. Son ziyaretini uzak bir köye yaptıktan sonra, evine yol alırmış. Günün yorgunluğu yüzünden eve neredeyse ayaklarını sürüyerek gidermiş. Karanlık çökerken o hala evinden çok uzakta olurmuş. Sağlam bir dağın ortasında yoğun çalılık ve fidanlarla birlikte hava tamamen kararmış olur. Yorgunluk ve karanlıktan bunalmış, o daha fazla ilerleyememiş; bu yüzden bu gece kalabileceği bir barınak için etrafına bakınmış. <br />
<br />
Bir süre sonra gözleri büyük bir kaya parçasını yakalar, karanlık gökyüzüne rağmen kayanın bulunduğu tepeye giden yolu bulur. Boş olan sırtlığını yerleştirmiştir. Ardından kayanın alt yüzünde delik gibi görünen mağara ağzını fark etti. Mağara içine girilebilecek kadar ve uzanabileceği kadar büyüktü bu yüzden o gecelik oraya yerleşmişti. Göz kapakları ağır ağır kapanmıştı. Tuhaf bir ses duyduğunda uykuya dalmak üzereydi.  Tamamen uyanmıştı. Korktuğundan saçları diken diken olmuştu "Ne olabilirdi?"  ağzını sıkıca kapatmış ve nefesini tutarak karanlığa çıkmıştı. Hiçbir şeyi normal görmüyordu. Başını hafifçe uzattı. Sesi daha belirgin bir şekilde duymuştu. Belirsiz bir kadın sesiydi. <br />
<br />
Bir insan sesi olduğundan, o biraz olsun rahatlamıştı. "Fakat, gecenin bu saatinde bu dağlık yerde ne yapıyordu bu kız?"  meraklanmıştı. Emekleyerek mağaradan dışarı çıktı ve etrafına bakındı. Yine de ne bir kadın ne de normal bir şey görmüştü.  Bu yüzden barınağına tekrar girdi ve uyumayı ümit etti.<br />
<br />
Yeniden bir şeyler duyduğunda, her şeyi unutmayı denemiş ve uyumaya hazırdı. Biraz daha yukarılardan ve daha garip bir şekilde duyuldu. Hızlıca emekleyerek mağaradan dışarıya çıkmıştı, mağaranın üzerine bakmıştı tekrar.  Ve az daha bağırıyordu. Kayanın üzerinde oturmuş ve kayanın üzerinde bir insan kafası ezen, kuyruğu sarkmış beyaz bir tikli görmüştü. Satıcı korkudan put kesilmişti. Fakat bütün cesaretini toplayıp, yakınlardaki büyük bir ağaca tırmanıp ve tilkinin her hareketini izlemeye başlamıştı. Anlaşılan tilki onu fark etmemişti. Kafatasını ezmeye devam etti, ara sıra onu döndürüyor ve bir çeşit kaba dönüştürüyordu. Bir süre sonra tilki kafatası kabını kendi kafasında denedi, yerine tam oturmadığında öfkeli bir sesle homurdanmıştı. Ezmeye devam etti ve tekrar denedi . Memnun kalana kadar, bunu birkaç defa devam ettirdi. "Şimdi, o oturdu. Mükemmel!" Kafatası kabını giydi ve hünerli bir akrobat gibi birkaç cambazlık yapmıştı.<br />
<br />
Bütün bu sahne satıcının omurgasında bir ürpeti oluşturmuştu. Korkmuş ve şok olmuş olmasına rağmen, tilkinin yaptığı hiçbir şeyi kaçırmamak için gözlerini ona dikmişti. Birkaç cambaz hareketinden sonra beyaz tikli gözden kaybolmuştu ve yerine yaşlı bir kadın gelmişti. Saçlarını düzeltirken kendi kendine konuştu. "Oh sevgili ben, biraz geciktim. Onlar benim gelmemi iple çekiyor olmalılar." Ardından aşağı atlamış ve geçen gün satıcının ziyaret ettiği köye doğru yürümeye başlamış.<br />
<br />
Satıcı korkmaktan çok meraklanmış ve yaşlı kadını takip etmeye karar vermişti. Sıkça ona yetişmek için koşmak zorunda kalmıştı. Nine sonunda köye ulaştığında, doğruca köyün en zengin evine girmişti. "Sonunda... Buradayım!"  Geldiğini anons ederken evde bir kargaşa oluşmuştu. İnsanlar heyecanla onunla tanışmak, selamlaşmak ve neden geç geldiğini sormak için telaşlanmışlardı. Yaşlı kadın neden beklenildiğini biliyordu. O doğruca ev hanımın ve konuklar için hazırlanmış odaya girdi. <br />
<br />
Satıcı kapıya yanaşmış bir gece kalmak için sormuştu. Pek bilinen köylüler, kadınların odasının karşısındaki bir erkek odası için ona önderlik etmişti.  Gece yarısına yaklaşmıştı. Satıcı yere uzanmıştı. Kadınların odasından gelen sesleri küçük bir avludan duymaya çalışmıştı. O sadece ayırt edilmesi olanaksız sesler duymuştu. Bir süre sonra, her şey yatışmıştı. Ardından, aniden, yüksek bir gong sesi yükselmişti, birilerinin seslendirdiği sihirli sözler kısık ve kesintili, sürekli bir gong sesi. Satıcı bu sihirli sözleri yaşlı tilki kadından duyduğuna yemin edebilirdi. Bu odada olan şeylerin ters olduğunu sezmişti. "Yaşlı kadının gerçek kimliğini bilmeden, onun adını tezahürat ederek heceliyorlardı. Kadın birine lanet okuyor, kötü ruhları  kovalıyor olmalı." diye düşünmüştü.  Bunun hakkında bir şey yapmak zorunda olduğunu hissetmişti. Tam o sırada, evin çiftlik işçisi odaya uyumak için gelmişti. "Neler oluyor? Birileri mi hasta?" diye satıcıya sormuştu. İşçi bunu üstünkörü sormuştu çünkü hanenin eskisi aniden ciddi hasta olduğunu hissetmişti, aile çevresinde ünlü eski bir büyücü olduğundan nineyi servisi için çağırmışlardı. O bunu sertçe horlamaya başlamadan önce söylemişti. Satıcının beklediği gibi her şey şüpheliydi. Arada sırada gelen gong seslerini beklerken, oldukça sessizdi. Galiba, bütün aile üyeleri uyumuştu.<br />
<br />
Tuz satıcısı konuk odasından çıktı ve parmak uçlarında kadınların kaldığı odaya gitmişti. Yaşlı kadının büyüsü hemen hemen anlaşılmayarak kısılmış ve mırıldanmaya dönmüştü. O tahta zeminde sessizce adım atmış ve kağıt yapıştırılmış sürgülü kapısının önünde durmuştu. İşaret parmağını ıslattı ve nazikçe kağıt kapıyı itmişti. Aralıktan odanın içine göz atmıştı. Herkes uyuyordu. Yaşlı tilki kadın hala sağ elinde tuttuğu gong çubuğuyla ve kapalı gözleriyle sihirli sözcükleri söylüyordu. Satıcı ne dediğini anlamak için  onun sihirli sözlerini dikkatlice dinlemişti. "...bu benim, ağırlamam...eğer eski bir malsa,ölür...öl...öl...öl...acele et ve öl! Sen öldükten sonra ruhun da benim olacak. Öl! Öl! Acele et ve cehenneme git! Yakında...daha iyi..." Yaşlı büyücü kadın gülümsüyordu. <br />
<br />
Satıcı kızgın hissetmişti. Aile üyelerinin onun ne yaptığından habersiz uyumaları üzücüydü. Sadece burada oturup bunun hakkında bir şey yapamazdı. O yere kaydı ve depo odasına girmişti. Ahşap bir tokmakla dışarı çıkmış ve altüst olmuş aile odasına girmişti. Herkes uyanmış ve gece yarısı adamın elindeki ahşap tokmağa bakmışlardı. Tek kelime etmeden, satıcı tokmakla büyücü kadının kafasına vurmuştu. Herkes yerinden zıplamış ve kenara çekilmişti, hayret etmiş ve şaşırmışlardı. Yaşlı kadın bir tilkininki gibi havlayarak yere düşmüştü, kafasında kafatası olan tilki geri dönmüştü. Bütün bunların hepsi olurken, evdeki herkes odaya toplanmış, birbirlerine ve kanla kaplanmış tilkiye bakıyorlardı.  Satıcı sonradan akşam üzerinden beri olanları onlara anlatmıştı. "Ne kadar korkunç! O yakındı! Usta ölecekti..."<br />
<br />
Bir sonraki sabah usta hasta düşmüşken aniden iyileşmişti. Tuz satıcısı zengin bir şekilde usta tarafından ödüllendirilmişti, o günden itibaren daha fazla tuz satmadan mutlu bir şekilde yaşamıştı.<br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B4513;" class="mycode_color">English</span></span><br />
<br />
Long, long ago, there was a salt peddler who was very poor. One day, as he had been doing everyday, he left his house early in the morning with a sackful of salt on his back. He travelled from one village to another, peddling salt to the villagers. After his last visit for the day to a remote village, he headed for home. He was virtually dragging his feet due to exhaustion from the day's work. He was still far away from his home when dusk settled in. It became completely dark in the middle of a rugged mountain with the dense growth of brushes and trees. Overwhelmed by fatigue and darkness, he could proceed any longer; so, he looked around to find some shelter for the night.<br />
<br />
After a while, a huge rock caught his eye, He managed to reach the rock, whose top could be seen against the night sky. He put down his empty A-frame back carrier. He then noticed a cave-like hollow spot at a corner of the underside of the rock. The cave was large enough for him to crawl into and stretch himself; so, he settled in for the night. His eyelids became heavier and heavier. He was about to fall asleep, when he heard a strange sound. He became wide awake. So frightened was he that his hair stood on end. "What could it be?" With both jaws pressed against each other and holding his breath, he peered into the dark. He could not see anything unusual. He stuck out his head slightly. He could hear the sound more distictly. it was a faint voice of a woman.<br />
<br />
Since it was unmistakably a human voice, he felt a little relieved. "But, what is she doing at this time of the night and in this rugged mounatin?" Curious, he crawled out of the cave to look around. However, he could not see a woman or anything else unusual. So, he came back to his shelter and lay down, hoping to sleep.<br />
<br />
The salt peddler tried to forget everything and was ready to sleep, when he heard something, again. It sounded even more strange coming from somewhere above. He crawled quietly out of the cave, again, and looked up at the top of the rock. And he almost screamed! He saw a white fox, with her long tail drooping, sitting on top of the rock and grinding a human skull against the surface of the rock. The peddler was all but petrified at the frightful sight. But with all the courage he could muster, he crawled ever quietly toward a big tree nearby and watched every move of the fox behind it. The fox apparently did not notice him. She kept grinding the skull, occasionally turning it and apparently making it into some kind of container. After a while, the<br />
fox was trying the skull container on her head and, when it did not fit well, she muttered with an irritated voice. She kept grinding and then tried it on, again. She repeated these several times, until finally she was satisfied. "Now, it fits! It's perfect." She wore the skull container and made several tumbling feats like an accomplished acrobat.<br />
The whole scene gave the peddler icy chills in his spine. Though scared and shaking, he was staring at the fox so that he would not miss anything she did. After several more tumbling feats, the white fox suddenly disappeared and, instead, there stood a stooped old woman. Tidying up her hair, she talked to herself: "Oh, dear me, I'm a little late; they must be waiting for me anxiously." Then, she jumped down and started walking toward the village the peddler visited last that day.<br />
<br />
The peddler soon became more curious than frightened, and decided to follow the old woman. Often he had to run to catch up with her. When the granny finally reached the village, she went straight into the house of the wealthiest in the village. "Here I am...finally!" When she announced her arrival, there was a commotion in the house, people dashing out to meet and greet her and asking why she was so late. The old woman seemed to know why she was expected there. She went straight into the room reserved for the housewife and her guests.<br />
<br />
The peddler then approached the gate and asked for an overnight stay. Well known to the villagers, he was led to a male guest room across the women's living quarters. It was close to mid-night. The peddler lay down on the floor, trying to listen to every sound coming from the women's room across a small court yard. He could hear only indistinguishable noises. After a while, everything quieted down. Then, suddenly, there was a loud gong sound, followed by someone chanting incantations with intermittent interruptions by low, steady gong sounds. The peddler could swear that the chanting voice he heard was that of the old fox-woman. He sensed that something terribly wrong was going on in that room. "Without knowing the real identity of that old woman, they are letting her chant spells. The old fox must be cursing on someone, pretending to be exorcising some evil spirit," he thought. He felt he must do something about it. Just then, a farmhand of the house came into the room to sleep. "What's going on there? Is anybody ill?" asked the peddler. The farmhand casually said that because the old master of the household suddenly fell seriously ill, the family invited the granny, an old acquaintance who had the reputation of being the magic chanter in the vicinity, for her service. He hardly said that before he started snoring. Things were as the peddler had suspected. Except for occaslonal gong sounds, it was rather quiet. Perhaps, family members all fell asleep.<br />
<br />
The salt peddler came out of the guest room and tiptoed across the court yard toward the women's quarters. The old woman's chanting was almost imperceptively low and mumbled. He stepped quietly up onto the wooden floor and sat in front of the paper-pasted sliding door of the room. Wetting his forefinger and gently pushed it through the paper door. Then he peeped into the room through the hole. All but the old woman were sleeping. The old fox-woman was still chanting spells with her eyes closed and with a gong stick in her right hand. The peddler listened carefully to her chantings in order to discern what was being said. "...this is mine, my feast... if this old stock ... Dies.... Die...die...hurry up and die! After you are dead, your soul, too, will be mine. Die! Die! Hurry up and go to hell! The sooner..., the better...." This old witch must be smiling, too, though the peddler could not see it.<br />
<br />
The peddler felt indignation. It was upsetting to see the family members sleep without knowing what was really going on. He could not merely sit there doing nothing about it. He slipped down from the floor and went to a storage room. He came out with a wooden pestle and dashed into the family room. Everyone got up from sleep and looked at this mid-night intruder with a pestle in his hand. Without a single word, the peddler struck the old chanter hard on the head with the pestle. Everyone in the room jumped up and stepped aside, astonished and dumbfounded. And the old fox-woman fell flat with the barking sounds of a fox, and turned back into a white fox with a cracked human skull on its head. While all this was happening everyone in the whole house gathered in the room, looking at one another and at the blood-covered fox. The peddler then told them about what had happened since that evening in the mountain. "How horrible! It was close! The master would have died...."<br />
<br />
Next morning, the old master recovered as suddenly as he had fallen ill. The salt peddler was richly rewarded by the master, and from that day on he lived happily without having to peddle salt any longer.<br />
</div></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="color: #8B4513;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">The Salt Peddler and the White Fox<br />
<br />
</span></span>Evvel zaman içinde çok fakir olan bir tuz satıcısı varmış. Bir gün, her gün yaptığı gibi sabah erkenden sırtında bir çuval tuzla evinden ayrılmış. Bir köyden diğerine seyahat eder, köylülere tuz satarmış. Son ziyaretini uzak bir köye yaptıktan sonra, evine yol alırmış. Günün yorgunluğu yüzünden eve neredeyse ayaklarını sürüyerek gidermiş. Karanlık çökerken o hala evinden çok uzakta olurmuş. Sağlam bir dağın ortasında yoğun çalılık ve fidanlarla birlikte hava tamamen kararmış olur. Yorgunluk ve karanlıktan bunalmış, o daha fazla ilerleyememiş; bu yüzden bu gece kalabileceği bir barınak için etrafına bakınmış. <br />
<br />
Bir süre sonra gözleri büyük bir kaya parçasını yakalar, karanlık gökyüzüne rağmen kayanın bulunduğu tepeye giden yolu bulur. Boş olan sırtlığını yerleştirmiştir. Ardından kayanın alt yüzünde delik gibi görünen mağara ağzını fark etti. Mağara içine girilebilecek kadar ve uzanabileceği kadar büyüktü bu yüzden o gecelik oraya yerleşmişti. Göz kapakları ağır ağır kapanmıştı. Tuhaf bir ses duyduğunda uykuya dalmak üzereydi.  Tamamen uyanmıştı. Korktuğundan saçları diken diken olmuştu "Ne olabilirdi?"  ağzını sıkıca kapatmış ve nefesini tutarak karanlığa çıkmıştı. Hiçbir şeyi normal görmüyordu. Başını hafifçe uzattı. Sesi daha belirgin bir şekilde duymuştu. Belirsiz bir kadın sesiydi. <br />
<br />
Bir insan sesi olduğundan, o biraz olsun rahatlamıştı. "Fakat, gecenin bu saatinde bu dağlık yerde ne yapıyordu bu kız?"  meraklanmıştı. Emekleyerek mağaradan dışarı çıktı ve etrafına bakındı. Yine de ne bir kadın ne de normal bir şey görmüştü.  Bu yüzden barınağına tekrar girdi ve uyumayı ümit etti.<br />
<br />
Yeniden bir şeyler duyduğunda, her şeyi unutmayı denemiş ve uyumaya hazırdı. Biraz daha yukarılardan ve daha garip bir şekilde duyuldu. Hızlıca emekleyerek mağaradan dışarıya çıkmıştı, mağaranın üzerine bakmıştı tekrar.  Ve az daha bağırıyordu. Kayanın üzerinde oturmuş ve kayanın üzerinde bir insan kafası ezen, kuyruğu sarkmış beyaz bir tikli görmüştü. Satıcı korkudan put kesilmişti. Fakat bütün cesaretini toplayıp, yakınlardaki büyük bir ağaca tırmanıp ve tilkinin her hareketini izlemeye başlamıştı. Anlaşılan tilki onu fark etmemişti. Kafatasını ezmeye devam etti, ara sıra onu döndürüyor ve bir çeşit kaba dönüştürüyordu. Bir süre sonra tilki kafatası kabını kendi kafasında denedi, yerine tam oturmadığında öfkeli bir sesle homurdanmıştı. Ezmeye devam etti ve tekrar denedi . Memnun kalana kadar, bunu birkaç defa devam ettirdi. "Şimdi, o oturdu. Mükemmel!" Kafatası kabını giydi ve hünerli bir akrobat gibi birkaç cambazlık yapmıştı.<br />
<br />
Bütün bu sahne satıcının omurgasında bir ürpeti oluşturmuştu. Korkmuş ve şok olmuş olmasına rağmen, tilkinin yaptığı hiçbir şeyi kaçırmamak için gözlerini ona dikmişti. Birkaç cambaz hareketinden sonra beyaz tikli gözden kaybolmuştu ve yerine yaşlı bir kadın gelmişti. Saçlarını düzeltirken kendi kendine konuştu. "Oh sevgili ben, biraz geciktim. Onlar benim gelmemi iple çekiyor olmalılar." Ardından aşağı atlamış ve geçen gün satıcının ziyaret ettiği köye doğru yürümeye başlamış.<br />
<br />
Satıcı korkmaktan çok meraklanmış ve yaşlı kadını takip etmeye karar vermişti. Sıkça ona yetişmek için koşmak zorunda kalmıştı. Nine sonunda köye ulaştığında, doğruca köyün en zengin evine girmişti. "Sonunda... Buradayım!"  Geldiğini anons ederken evde bir kargaşa oluşmuştu. İnsanlar heyecanla onunla tanışmak, selamlaşmak ve neden geç geldiğini sormak için telaşlanmışlardı. Yaşlı kadın neden beklenildiğini biliyordu. O doğruca ev hanımın ve konuklar için hazırlanmış odaya girdi. <br />
<br />
Satıcı kapıya yanaşmış bir gece kalmak için sormuştu. Pek bilinen köylüler, kadınların odasının karşısındaki bir erkek odası için ona önderlik etmişti.  Gece yarısına yaklaşmıştı. Satıcı yere uzanmıştı. Kadınların odasından gelen sesleri küçük bir avludan duymaya çalışmıştı. O sadece ayırt edilmesi olanaksız sesler duymuştu. Bir süre sonra, her şey yatışmıştı. Ardından, aniden, yüksek bir gong sesi yükselmişti, birilerinin seslendirdiği sihirli sözler kısık ve kesintili, sürekli bir gong sesi. Satıcı bu sihirli sözleri yaşlı tilki kadından duyduğuna yemin edebilirdi. Bu odada olan şeylerin ters olduğunu sezmişti. "Yaşlı kadının gerçek kimliğini bilmeden, onun adını tezahürat ederek heceliyorlardı. Kadın birine lanet okuyor, kötü ruhları  kovalıyor olmalı." diye düşünmüştü.  Bunun hakkında bir şey yapmak zorunda olduğunu hissetmişti. Tam o sırada, evin çiftlik işçisi odaya uyumak için gelmişti. "Neler oluyor? Birileri mi hasta?" diye satıcıya sormuştu. İşçi bunu üstünkörü sormuştu çünkü hanenin eskisi aniden ciddi hasta olduğunu hissetmişti, aile çevresinde ünlü eski bir büyücü olduğundan nineyi servisi için çağırmışlardı. O bunu sertçe horlamaya başlamadan önce söylemişti. Satıcının beklediği gibi her şey şüpheliydi. Arada sırada gelen gong seslerini beklerken, oldukça sessizdi. Galiba, bütün aile üyeleri uyumuştu.<br />
<br />
Tuz satıcısı konuk odasından çıktı ve parmak uçlarında kadınların kaldığı odaya gitmişti. Yaşlı kadının büyüsü hemen hemen anlaşılmayarak kısılmış ve mırıldanmaya dönmüştü. O tahta zeminde sessizce adım atmış ve kağıt yapıştırılmış sürgülü kapısının önünde durmuştu. İşaret parmağını ıslattı ve nazikçe kağıt kapıyı itmişti. Aralıktan odanın içine göz atmıştı. Herkes uyuyordu. Yaşlı tilki kadın hala sağ elinde tuttuğu gong çubuğuyla ve kapalı gözleriyle sihirli sözcükleri söylüyordu. Satıcı ne dediğini anlamak için  onun sihirli sözlerini dikkatlice dinlemişti. "...bu benim, ağırlamam...eğer eski bir malsa,ölür...öl...öl...öl...acele et ve öl! Sen öldükten sonra ruhun da benim olacak. Öl! Öl! Acele et ve cehenneme git! Yakında...daha iyi..." Yaşlı büyücü kadın gülümsüyordu. <br />
<br />
Satıcı kızgın hissetmişti. Aile üyelerinin onun ne yaptığından habersiz uyumaları üzücüydü. Sadece burada oturup bunun hakkında bir şey yapamazdı. O yere kaydı ve depo odasına girmişti. Ahşap bir tokmakla dışarı çıkmış ve altüst olmuş aile odasına girmişti. Herkes uyanmış ve gece yarısı adamın elindeki ahşap tokmağa bakmışlardı. Tek kelime etmeden, satıcı tokmakla büyücü kadının kafasına vurmuştu. Herkes yerinden zıplamış ve kenara çekilmişti, hayret etmiş ve şaşırmışlardı. Yaşlı kadın bir tilkininki gibi havlayarak yere düşmüştü, kafasında kafatası olan tilki geri dönmüştü. Bütün bunların hepsi olurken, evdeki herkes odaya toplanmış, birbirlerine ve kanla kaplanmış tilkiye bakıyorlardı.  Satıcı sonradan akşam üzerinden beri olanları onlara anlatmıştı. "Ne kadar korkunç! O yakındı! Usta ölecekti..."<br />
<br />
Bir sonraki sabah usta hasta düşmüşken aniden iyileşmişti. Tuz satıcısı zengin bir şekilde usta tarafından ödüllendirilmişti, o günden itibaren daha fazla tuz satmadan mutlu bir şekilde yaşamıştı.<br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B4513;" class="mycode_color">English</span></span><br />
<br />
Long, long ago, there was a salt peddler who was very poor. One day, as he had been doing everyday, he left his house early in the morning with a sackful of salt on his back. He travelled from one village to another, peddling salt to the villagers. After his last visit for the day to a remote village, he headed for home. He was virtually dragging his feet due to exhaustion from the day's work. He was still far away from his home when dusk settled in. It became completely dark in the middle of a rugged mountain with the dense growth of brushes and trees. Overwhelmed by fatigue and darkness, he could proceed any longer; so, he looked around to find some shelter for the night.<br />
<br />
After a while, a huge rock caught his eye, He managed to reach the rock, whose top could be seen against the night sky. He put down his empty A-frame back carrier. He then noticed a cave-like hollow spot at a corner of the underside of the rock. The cave was large enough for him to crawl into and stretch himself; so, he settled in for the night. His eyelids became heavier and heavier. He was about to fall asleep, when he heard a strange sound. He became wide awake. So frightened was he that his hair stood on end. "What could it be?" With both jaws pressed against each other and holding his breath, he peered into the dark. He could not see anything unusual. He stuck out his head slightly. He could hear the sound more distictly. it was a faint voice of a woman.<br />
<br />
Since it was unmistakably a human voice, he felt a little relieved. "But, what is she doing at this time of the night and in this rugged mounatin?" Curious, he crawled out of the cave to look around. However, he could not see a woman or anything else unusual. So, he came back to his shelter and lay down, hoping to sleep.<br />
<br />
The salt peddler tried to forget everything and was ready to sleep, when he heard something, again. It sounded even more strange coming from somewhere above. He crawled quietly out of the cave, again, and looked up at the top of the rock. And he almost screamed! He saw a white fox, with her long tail drooping, sitting on top of the rock and grinding a human skull against the surface of the rock. The peddler was all but petrified at the frightful sight. But with all the courage he could muster, he crawled ever quietly toward a big tree nearby and watched every move of the fox behind it. The fox apparently did not notice him. She kept grinding the skull, occasionally turning it and apparently making it into some kind of container. After a while, the<br />
fox was trying the skull container on her head and, when it did not fit well, she muttered with an irritated voice. She kept grinding and then tried it on, again. She repeated these several times, until finally she was satisfied. "Now, it fits! It's perfect." She wore the skull container and made several tumbling feats like an accomplished acrobat.<br />
The whole scene gave the peddler icy chills in his spine. Though scared and shaking, he was staring at the fox so that he would not miss anything she did. After several more tumbling feats, the white fox suddenly disappeared and, instead, there stood a stooped old woman. Tidying up her hair, she talked to herself: "Oh, dear me, I'm a little late; they must be waiting for me anxiously." Then, she jumped down and started walking toward the village the peddler visited last that day.<br />
<br />
The peddler soon became more curious than frightened, and decided to follow the old woman. Often he had to run to catch up with her. When the granny finally reached the village, she went straight into the house of the wealthiest in the village. "Here I am...finally!" When she announced her arrival, there was a commotion in the house, people dashing out to meet and greet her and asking why she was so late. The old woman seemed to know why she was expected there. She went straight into the room reserved for the housewife and her guests.<br />
<br />
The peddler then approached the gate and asked for an overnight stay. Well known to the villagers, he was led to a male guest room across the women's living quarters. It was close to mid-night. The peddler lay down on the floor, trying to listen to every sound coming from the women's room across a small court yard. He could hear only indistinguishable noises. After a while, everything quieted down. Then, suddenly, there was a loud gong sound, followed by someone chanting incantations with intermittent interruptions by low, steady gong sounds. The peddler could swear that the chanting voice he heard was that of the old fox-woman. He sensed that something terribly wrong was going on in that room. "Without knowing the real identity of that old woman, they are letting her chant spells. The old fox must be cursing on someone, pretending to be exorcising some evil spirit," he thought. He felt he must do something about it. Just then, a farmhand of the house came into the room to sleep. "What's going on there? Is anybody ill?" asked the peddler. The farmhand casually said that because the old master of the household suddenly fell seriously ill, the family invited the granny, an old acquaintance who had the reputation of being the magic chanter in the vicinity, for her service. He hardly said that before he started snoring. Things were as the peddler had suspected. Except for occaslonal gong sounds, it was rather quiet. Perhaps, family members all fell asleep.<br />
<br />
The salt peddler came out of the guest room and tiptoed across the court yard toward the women's quarters. The old woman's chanting was almost imperceptively low and mumbled. He stepped quietly up onto the wooden floor and sat in front of the paper-pasted sliding door of the room. Wetting his forefinger and gently pushed it through the paper door. Then he peeped into the room through the hole. All but the old woman were sleeping. The old fox-woman was still chanting spells with her eyes closed and with a gong stick in her right hand. The peddler listened carefully to her chantings in order to discern what was being said. "...this is mine, my feast... if this old stock ... Dies.... Die...die...hurry up and die! After you are dead, your soul, too, will be mine. Die! Die! Hurry up and go to hell! The sooner..., the better...." This old witch must be smiling, too, though the peddler could not see it.<br />
<br />
The peddler felt indignation. It was upsetting to see the family members sleep without knowing what was really going on. He could not merely sit there doing nothing about it. He slipped down from the floor and went to a storage room. He came out with a wooden pestle and dashed into the family room. Everyone got up from sleep and looked at this mid-night intruder with a pestle in his hand. Without a single word, the peddler struck the old chanter hard on the head with the pestle. Everyone in the room jumped up and stepped aside, astonished and dumbfounded. And the old fox-woman fell flat with the barking sounds of a fox, and turned back into a white fox with a cracked human skull on its head. While all this was happening everyone in the whole house gathered in the room, looking at one another and at the blood-covered fox. The peddler then told them about what had happened since that evening in the mountain. "How horrible! It was close! The master would have died...."<br />
<br />
Next morning, the old master recovered as suddenly as he had fallen ill. The salt peddler was richly rewarded by the master, and from that day on he lived happily without having to peddle salt any longer.<br />
</div></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mongdal Gwisin]]></title>
			<link>https://www.korea-fans.com/forum/konu-mongdal-gwisin--77374.html</link>
			<pubDate>Sun, 12 May 2013 09:56:55 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.korea-fans.com/forum/member.php?action=profile&uid=130186">crystal</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.korea-fans.com/forum/konu-mongdal-gwisin--77374.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #FF1493;" class="mycode_color"><br />
Mongdal Gwisin / Lanetli Kadın</span></span><br />
<br />
<img src="http://img266.imageshack.us/img266/5874/goguryeomoon.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: goguryeomoon.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Zamanında çok acılar çeken ve erkeklere karşı kin besleyen lanetli bir hayalettir. Zamanında erkekler tarafından zulüm gören bu kadın öldükten sonra yeryüzünü terk etmemiştir. Özellikle ona acı veren bir erkeğin mutlu olamaması için yeryüzünden ayrılmamıştır, tanıştığı bayanları lanetlemiş ve bu erkeğin mutlu olamaması için elinden geleni yapmıştır, bir zaman sonra hayalet kaybolmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #FF1493;" class="mycode_color">Çeviri:</span><span style="color: #98FB98;" class="mycode_color"> KaitouJeanne</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF1493;" class="mycode_color">***English***</span><br />
<br />
Timely attracted much pain and a specter haunted grudge against men. Timely suffered by men after the death of this woman who didn’t seperated the earth. Particularly painful to him, the earth has been made for a man not being happy, he met his best for the ladies not being cursed, and it was a happy man, after a time, this ghost is the ghost rumors have now been lost.<br />
<br />
<span style="color: #FF1493;" class="mycode_color">Kaynak/Source:</span> Kimchi Corner<br />
</div></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #FF1493;" class="mycode_color"><br />
Mongdal Gwisin / Lanetli Kadın</span></span><br />
<br />
<img src="http://img266.imageshack.us/img266/5874/goguryeomoon.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: goguryeomoon.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Zamanında çok acılar çeken ve erkeklere karşı kin besleyen lanetli bir hayalettir. Zamanında erkekler tarafından zulüm gören bu kadın öldükten sonra yeryüzünü terk etmemiştir. Özellikle ona acı veren bir erkeğin mutlu olamaması için yeryüzünden ayrılmamıştır, tanıştığı bayanları lanetlemiş ve bu erkeğin mutlu olamaması için elinden geleni yapmıştır, bir zaman sonra hayalet kaybolmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #FF1493;" class="mycode_color">Çeviri:</span><span style="color: #98FB98;" class="mycode_color"> KaitouJeanne</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF1493;" class="mycode_color">***English***</span><br />
<br />
Timely attracted much pain and a specter haunted grudge against men. Timely suffered by men after the death of this woman who didn’t seperated the earth. Particularly painful to him, the earth has been made for a man not being happy, he met his best for the ladies not being cursed, and it was a happy man, after a time, this ghost is the ghost rumors have now been lost.<br />
<br />
<span style="color: #FF1493;" class="mycode_color">Kaynak/Source:</span> Kimchi Corner<br />
</div></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Nine Tailed Fox / 구미호(Gumiho)]]></title>
			<link>https://www.korea-fans.com/forum/konu-nine-tailed-fox-%EA%B5%AC%EB%AF%B8%ED%98%B8-gumiho.html</link>
			<pubDate>Mon, 06 May 2013 15:57:23 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.korea-fans.com/forum/member.php?action=profile&uid=130186">crystal</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.korea-fans.com/forum/konu-nine-tailed-fox-%EA%B5%AC%EB%AF%B8%ED%98%B8-gumiho.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Nine Tailed Fox / 9 Kuyruklu Tilki (구미호 / Gumiho) </span></span></span><br />
<br />
<a href="http://hizliresim.com/ZdG3oV" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://i.hizliresim.com/ZdG3oV.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: ZdG3oV.jpg]" class="mycode_img" /></a><br />
<br />
Gumiho, dokuz kuyruğa sahip olduğu söylenen bir tilki efsanesidir. Bu tilkinin büyüleyici bir güzelliğe sahip olduğu söylenir. Geceleri insan kılığına girerek dağdan geçen erkekleri büyüler ve ciğerlerini yediğinden bahsedilir. Rivayete göre Gumiho 900 yaşında olduğunu ve vücudunun orta bölgesinde değerli bir taşa sahip olduğu da söylenir, bu değerli taş sayesinde Gumiho’nun istediği gücü kullanabilme yeteneğine sahip olduğu belirtiliyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #4B0082;" class="mycode_color">English </span></span><br />
<br />
Gumiho with nine tail fox is said to be a legend, this fox is said to be an enchanting beauty. At night, people disguised as men of the mountain last spells and speaks of his lungs eats. According to the rumors that gumiho 900 years old and his body is a precious stone in the center of this precious stone is said to have also have the ability to use thanks to the power of any gumiho said.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Translation:</span> Korea-Fans</div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Nine Tailed Fox / 9 Kuyruklu Tilki (구미호 / Gumiho) </span></span></span><br />
<br />
<a href="http://hizliresim.com/ZdG3oV" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://i.hizliresim.com/ZdG3oV.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: ZdG3oV.jpg]" class="mycode_img" /></a><br />
<br />
Gumiho, dokuz kuyruğa sahip olduğu söylenen bir tilki efsanesidir. Bu tilkinin büyüleyici bir güzelliğe sahip olduğu söylenir. Geceleri insan kılığına girerek dağdan geçen erkekleri büyüler ve ciğerlerini yediğinden bahsedilir. Rivayete göre Gumiho 900 yaşında olduğunu ve vücudunun orta bölgesinde değerli bir taşa sahip olduğu da söylenir, bu değerli taş sayesinde Gumiho’nun istediği gücü kullanabilme yeteneğine sahip olduğu belirtiliyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #4B0082;" class="mycode_color">English </span></span><br />
<br />
Gumiho with nine tail fox is said to be a legend, this fox is said to be an enchanting beauty. At night, people disguised as men of the mountain last spells and speaks of his lungs eats. According to the rumors that gumiho 900 years old and his body is a precious stone in the center of this precious stone is said to have also have the ability to use thanks to the power of any gumiho said.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Translation:</span> Korea-Fans</div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dokkaebi / 도깨비]]></title>
			<link>https://www.korea-fans.com/forum/konu-dokkaebi-%EB%8F%84%EA%B9%A8%EB%B9%84.html</link>
			<pubDate>Mon, 06 May 2013 15:32:35 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.korea-fans.com/forum/member.php?action=profile&uid=130186">crystal</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.korea-fans.com/forum/konu-dokkaebi-%EB%8F%84%EA%B9%A8%EB%B9%84.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #4682B4;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Dokkaebi / 도깨비 </span></span><br />
<br />
<a href="http://hizliresim.com/VP7OvV" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://i.hizliresim.com/VP7OvV.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: VP7OvV.jpg]" class="mycode_img" /></a><br />
<br />
Dokkaebi; Kore halk bilimi ya da peri masallarındaki bir tür ruh için ortak bir kelimedir. Dokkaebi, çok eski Kore halk hikayelerinde görülen mitolojik bir varlıktır. Genellikle korkutucu olmasına rağmen aynı zamanda komik ve garip görünümlü cin veya hayaletleri de temsil edebilir. Bu yaratıklar, kötü insanlara yaramazlık yapmayı ve oyun oynamayı severler. İyi insanları da zenginlik ve bereketle ödüllendirirler. Dokkaebi, cansız nesnelerin dönüştüğü ruhlar olarak tanımlanır. Özellikle günlük hayatta fazla kullanılmayan eşyalara dönüşürler (orta çağda kullanılan bir silah). Şömine, süpürge gibi eşyalara dönüşmeyi severler. Bazen de ağaçlara sürülen kireçlere dönüşürlerdi.<br />
<br />
<span style="color: #1E90FF;" class="mycode_color">Karakter Özellikleri</span><br />
Başka bir Kore versiyonu ise şunları anlatır.<br />
Birçok durumda zararsızlardır; ama çok yaramazlardır ve insanlara saka yapmayı çok severler.<br />
Çoğu dokkaebi tahtadan yapılmış asa taşırdı. Adi “dokkaebi bangmang”dir.<br />
Bu asa sihirli gibiydi ve istedikleri her şeyi bu asayla yaparlardı. Ama istedikleri şey olmazsa çalarlardı çünkü asa onlarda olan şeyi getirirdi. Onlarda olmayan şeyi getiremezdi. Çünkü dokkaebilerin yaratma gücü yoktu. Dokkaebiler oyun oynamayı çok sever. Özellikle ssireum (Kore güreşi) oyununu oynamayı severler. Dokkaebiler bu oyunu çok ustaca oynar. Özellikle onları yenmek için sağ taraflarına saldırırlardı çünkü sağ tarafı çok zayıftır. Sadece sol bacakları vardır. Onları yenmek için bacağını kaldırıp itmek gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #1E90FF;" class="mycode_color">Efsane</span><br />
Dokkaebi dağlarda yaşayan yaşlı adamın evini ziyaret eder.<br />
Adam dokkaebiye içki ikram eder ve arkadaş olurlar. Dokkaebi adamı sürekli ziyaret eder.<br />
Birlikte hep uzun sohbetler ederler. Birgün yaşlı adam ormanda tek başına yürürken dokkaebin’nin yaratığa dönüşmesini görür ve çok korkar.<br />
Dokkaebiyi kendinden uzaklaştırmak için bir plan yapar.<br />
Dokkaebiyi evine davet eder ve dokkaebi’ye en çok neyden korkarsın diye bir soru sorar. Dokkaebi: “kan” diye cevap verir. Dokkaebi adama neyden korktuğunu sorar. Ve adam paradan korktuğunu söyler ve dokkaebiye sence neden dağda yaşıyorum der.<br />
Birgün sonra adam bir inek keser ve kanlarını evinin etrafına sürer. Dokkaebi kandan çok korkar ve kaçar.<br />
Kaçarken de yaşlı adama “Sen yarın görürsün! Sana en çok korktuğun şeyi yaşatacağım!” der.<br />
Ve ertesi gün dokkaebi bir çanta dolusu para getirir ve yaşlı adama atar. <br />
Ve bu olaydan sonra adam kasabanın en zengin adamı olur.<br />
<br />
<span style="font-size: x-small;" class="mycode_size">Çeviri: nazlim ,tbkr_14, ***müberra***,^~^yesoya^~^</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">English</span></span><br />
<br />
Dokkaebi is a common word for a type of spirit in Korean folklore or fairy tales.<br />
<br />
The Dokkaebi is a mythical being that appears in many old Korean folktales. Although usually frightening, it could also represent a humorous, grotesque-looking sprite or goblin. These creatures loved mischief and playing mean tricks on bad people and they rewarded good people with wealth and blessings. Dokkaebi are described as the transformed spirits of inanimate objects. The most common objects said to become Dokkaebi are usually useful everyday implements that have been abandoned by their owners or left in perpetual disuse, and include such wide-ranging objects as brooms, fireplace pokers, pestles, flails, and sometimes even trees smeared with maiden's blood.<br />
<br />
They are different from ghosts (귀신) in that they are not formed by the death of a human being, but rather by the transformation of an inanimate object.<br />
<br />
<span style="color: #1E90FF;" class="mycode_color">Characteristics</span><br />
Different versions of the Korean Dokkaebi mythology assign different attributes to them. In some cases they are considered harmless but nevertheless mischievous, usually playing pranks on people or challenging wayward travellers for a ssireum (Korean wrestling) match for the right to pass.<br />
Most Dokkaebi to carry a kind of club or mallet called a dokkaebi bangmang'i (도깨비 방망이). They are like magic wands, from which it can summon anything it wants. Unfortunately, when it gets something by using it, it gets things by "stealing" from someone else, because this bangmang'i can only summon existing things, and it doesn't create objects out of thin air.<br />
Dokkaebi love to play games, especially ssireum as mentioned above. They are extremely good at it and one will never be able to beat them by trying to push them from the left side. However, they are very weak on the right side. In other stories one should hook their leg and push them to win, as they have only one leg.<br />
Dokkaebi can also have a cap which is called dokkaebi gamtu (도깨비 감투). Its most well-known ability is that it gives the wearer invisibility.<br />
<br />
<span style="color: #1E90FF;" class="mycode_color">Legends</span><br />
Most Korean legends have Dokkaebi in the stories. They are about Dokkaebi pranking on mortals or punishing them because of their evil deeds. One of them is about an old man who lived alone in a mountain when a Dokkaebi visited his house. With surprise, the kind old man gave the Dokkaebi an alcoholic beverage and they become friends. The Dokkaebi visited the old man often and they had long conversations together, but one day, the man took a walk by himself in the woods near the river and discovered that his reflection looked like the Dokkaebi. With fear, he realized that he was gradually becoming that creature. The man made a plan to prevent himself from becoming a Dokkaebi and invited the creature to his house. He asked, "What are you most afraid of?" and the Dokkaebi answered, "I'm afraid of blood. What are you afraid of?". The man pretended to be frightened and said, "I'm afraid of money. That's why I live in the mountains by myself." The next day, the old man killed a cow and poured its blood all over his house. The Dokkaebi, with shock and great anger, ran away and said, "I'll be back with your greatest fear!" The next day, the Dokkaebi brought bags of money and threw it to the old man. After that, Dokkaebi never came back and the old man became the richest person in the town.<br />
<br />
<br />
<a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Dokkaebi" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Source / Kaynak</a></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #4682B4;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Dokkaebi / 도깨비 </span></span><br />
<br />
<a href="http://hizliresim.com/VP7OvV" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://i.hizliresim.com/VP7OvV.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: VP7OvV.jpg]" class="mycode_img" /></a><br />
<br />
Dokkaebi; Kore halk bilimi ya da peri masallarındaki bir tür ruh için ortak bir kelimedir. Dokkaebi, çok eski Kore halk hikayelerinde görülen mitolojik bir varlıktır. Genellikle korkutucu olmasına rağmen aynı zamanda komik ve garip görünümlü cin veya hayaletleri de temsil edebilir. Bu yaratıklar, kötü insanlara yaramazlık yapmayı ve oyun oynamayı severler. İyi insanları da zenginlik ve bereketle ödüllendirirler. Dokkaebi, cansız nesnelerin dönüştüğü ruhlar olarak tanımlanır. Özellikle günlük hayatta fazla kullanılmayan eşyalara dönüşürler (orta çağda kullanılan bir silah). Şömine, süpürge gibi eşyalara dönüşmeyi severler. Bazen de ağaçlara sürülen kireçlere dönüşürlerdi.<br />
<br />
<span style="color: #1E90FF;" class="mycode_color">Karakter Özellikleri</span><br />
Başka bir Kore versiyonu ise şunları anlatır.<br />
Birçok durumda zararsızlardır; ama çok yaramazlardır ve insanlara saka yapmayı çok severler.<br />
Çoğu dokkaebi tahtadan yapılmış asa taşırdı. Adi “dokkaebi bangmang”dir.<br />
Bu asa sihirli gibiydi ve istedikleri her şeyi bu asayla yaparlardı. Ama istedikleri şey olmazsa çalarlardı çünkü asa onlarda olan şeyi getirirdi. Onlarda olmayan şeyi getiremezdi. Çünkü dokkaebilerin yaratma gücü yoktu. Dokkaebiler oyun oynamayı çok sever. Özellikle ssireum (Kore güreşi) oyununu oynamayı severler. Dokkaebiler bu oyunu çok ustaca oynar. Özellikle onları yenmek için sağ taraflarına saldırırlardı çünkü sağ tarafı çok zayıftır. Sadece sol bacakları vardır. Onları yenmek için bacağını kaldırıp itmek gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #1E90FF;" class="mycode_color">Efsane</span><br />
Dokkaebi dağlarda yaşayan yaşlı adamın evini ziyaret eder.<br />
Adam dokkaebiye içki ikram eder ve arkadaş olurlar. Dokkaebi adamı sürekli ziyaret eder.<br />
Birlikte hep uzun sohbetler ederler. Birgün yaşlı adam ormanda tek başına yürürken dokkaebin’nin yaratığa dönüşmesini görür ve çok korkar.<br />
Dokkaebiyi kendinden uzaklaştırmak için bir plan yapar.<br />
Dokkaebiyi evine davet eder ve dokkaebi’ye en çok neyden korkarsın diye bir soru sorar. Dokkaebi: “kan” diye cevap verir. Dokkaebi adama neyden korktuğunu sorar. Ve adam paradan korktuğunu söyler ve dokkaebiye sence neden dağda yaşıyorum der.<br />
Birgün sonra adam bir inek keser ve kanlarını evinin etrafına sürer. Dokkaebi kandan çok korkar ve kaçar.<br />
Kaçarken de yaşlı adama “Sen yarın görürsün! Sana en çok korktuğun şeyi yaşatacağım!” der.<br />
Ve ertesi gün dokkaebi bir çanta dolusu para getirir ve yaşlı adama atar. <br />
Ve bu olaydan sonra adam kasabanın en zengin adamı olur.<br />
<br />
<span style="font-size: x-small;" class="mycode_size">Çeviri: nazlim ,tbkr_14, ***müberra***,^~^yesoya^~^</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">English</span></span><br />
<br />
Dokkaebi is a common word for a type of spirit in Korean folklore or fairy tales.<br />
<br />
The Dokkaebi is a mythical being that appears in many old Korean folktales. Although usually frightening, it could also represent a humorous, grotesque-looking sprite or goblin. These creatures loved mischief and playing mean tricks on bad people and they rewarded good people with wealth and blessings. Dokkaebi are described as the transformed spirits of inanimate objects. The most common objects said to become Dokkaebi are usually useful everyday implements that have been abandoned by their owners or left in perpetual disuse, and include such wide-ranging objects as brooms, fireplace pokers, pestles, flails, and sometimes even trees smeared with maiden's blood.<br />
<br />
They are different from ghosts (귀신) in that they are not formed by the death of a human being, but rather by the transformation of an inanimate object.<br />
<br />
<span style="color: #1E90FF;" class="mycode_color">Characteristics</span><br />
Different versions of the Korean Dokkaebi mythology assign different attributes to them. In some cases they are considered harmless but nevertheless mischievous, usually playing pranks on people or challenging wayward travellers for a ssireum (Korean wrestling) match for the right to pass.<br />
Most Dokkaebi to carry a kind of club or mallet called a dokkaebi bangmang'i (도깨비 방망이). They are like magic wands, from which it can summon anything it wants. Unfortunately, when it gets something by using it, it gets things by "stealing" from someone else, because this bangmang'i can only summon existing things, and it doesn't create objects out of thin air.<br />
Dokkaebi love to play games, especially ssireum as mentioned above. They are extremely good at it and one will never be able to beat them by trying to push them from the left side. However, they are very weak on the right side. In other stories one should hook their leg and push them to win, as they have only one leg.<br />
Dokkaebi can also have a cap which is called dokkaebi gamtu (도깨비 감투). Its most well-known ability is that it gives the wearer invisibility.<br />
<br />
<span style="color: #1E90FF;" class="mycode_color">Legends</span><br />
Most Korean legends have Dokkaebi in the stories. They are about Dokkaebi pranking on mortals or punishing them because of their evil deeds. One of them is about an old man who lived alone in a mountain when a Dokkaebi visited his house. With surprise, the kind old man gave the Dokkaebi an alcoholic beverage and they become friends. The Dokkaebi visited the old man often and they had long conversations together, but one day, the man took a walk by himself in the woods near the river and discovered that his reflection looked like the Dokkaebi. With fear, he realized that he was gradually becoming that creature. The man made a plan to prevent himself from becoming a Dokkaebi and invited the creature to his house. He asked, "What are you most afraid of?" and the Dokkaebi answered, "I'm afraid of blood. What are you afraid of?". The man pretended to be frightened and said, "I'm afraid of money. That's why I live in the mountains by myself." The next day, the old man killed a cow and poured its blood all over his house. The Dokkaebi, with shock and great anger, ran away and said, "I'll be back with your greatest fear!" The next day, the Dokkaebi brought bags of money and threw it to the old man. After that, Dokkaebi never came back and the old man became the richest person in the town.<br />
<br />
<br />
<a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Dokkaebi" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Source / Kaynak</a></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ondal The General]]></title>
			<link>https://www.korea-fans.com/forum/konu-ondal-the-general--77015.html</link>
			<pubDate>Fri, 03 May 2013 16:10:07 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.korea-fans.com/forum/member.php?action=profile&uid=2040">Maria</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.korea-fans.com/forum/konu-ondal-the-general--77015.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align">
<br />
<span style="color: #6B8E23;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Ondal The General</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GENERAL ONDAL<br />
<br />
Goguryeo Kralı PYEONGGANG zamanında komik görünümlü ama iyi kalpli Ondal adında bir adam yasardı. Olabildiğince fakir olan bu adam kör annesi için yiyecek dilenirdi. Yırtık ayakkabı ve paçavralarıyla etrafta dolanırdı. Bu yüzden herkes ona Aptal Ondal dedi. <br />
<br />
Bütün bunlar olup biterken, Kral PYEONGGANG’in çok ağlayan bir kızı oldu. Kral da ona şakacıktan dedi ki, “Sen çok fazla ağlayan bir bebeksin, bir prens için asla düzgün bir eş olamayacaksın, bu yüzden seni Ondal ile evlendireceğim.” Prenses PYEONGGANG, 16 yaşına geldiğinde Kral, ona saraydan yüksek rütbeli bir memur seçti. Ama Prenses itiraz etti. <br />
<br />
“Sen bana her zaman ‘Seni Ondal ile evlendireceğim’ dedin. Ve şimdi, sen sözünü tutmuyorsun. Sıradan insanlar bile sözlerinde dururken senin hanedanlığında yapmaya çalıştığın ne. Emrine uymayacağım.” <br />
<br />
Kral çok sinirlendi ve dedi ki,<br />
<br />
“Sen beni dinlemedin. Benim bir kızım yok. Artık bir arada yaşayamayız. Ne istersen onu yap.”<br />
<br />
Prenses, kolunda birkaç düzine altın bilezikle sarayı terk etti.<br />
<br />
Prenses, Ondal’ın evini buldu ve annesine Ondal ile tanışmak istediğini söyledi. Ondal’ın annesine selamlarını sundu. Ondal’ın nerede olduğunu sordu. Yaşlı anne dedi ki, <br />
<br />
“Bir hanımefendi gibi kokuyorsun ve bir hanımefendi gibi konuşuyorsun. Asil bir aileden olmalısın. Oğlum senin gibi bir hanımefendiyi hak etmiyor. Ondal, çok fakir bir ailede doğdu. Yiyecek hiçbir şeyi yok. Birkaç ağaç kabuğu bulmaya ormana gitti henüz eve dönmedi.”<br />
<br />
Prenses, Ondal’ı bulmaya ormana gitti. Ondal’ı, ağaç kabuğu aradığı dağın eteğinde buldu. O anda Prenses, kendisinden rahatsızlık duyan Ondal’a evlenme teklif etti. Ondal dedi ki, <br />
<br />
“Benden uzak dur. Sakın yanıma yaklaşma. Sen prenses şekline girmiş bir tilki ya da bir cadısın.” <br />
<br />
Ondal hemen oradan uzaklaştı. Cesareti kırılmamış prenses, onu takip etti. Onun evinin çitlerinin altında yattı. Sabah olunca Ondal’ın evine girdi. Ve fikrini açıkladı. Ondal, annesi konuşmaya başladığında hâlâ Prenses’ten kuşku duyuyordu.<br />
<br />
“Oğlum bir prensesin eşi olabilecek kadar akıllı değildir. Evimiz o kadar mütevazıdir ki seni içeriye, aramıza davet edemeyiz. Şimdi, ne yapmalıyız?”<br />
<br />
Prenses cevapladı,<br />
<br />
“Ev birinin sahip olacağı bir şey değildir. Ama o sahip olması gerekenlere sahip.<br />
<br />
Zenginlik ve mevkinin, evlilikle ilgili konularda yeri yoktur.”<br />
<br />
Ondal ve annesi onu daha fazla reddedemediler. Birlikte yaşamaya karar verdiler. Prenses sahip olduğu altın bilezikleri sattı ve bir ev, çeltik tarlaları, bir inek, bir at ve ev eşyaları aldı. Sonra da Ondal’dan bir at almasını istedi ve dedi ki,<br />
<br />
“Sıradan insanlar tarafından yetiştirilmiş bir at alma. Zayıf ve güçsüz atlarından kurtulmaya çalışan askerlerden bir at satın al. Eğer böyle bir at bulamazsan, sağlıklı görünen bir at al ve daha sonra onu hasta bir at ile takas et. <br />
<br />
Ondal, kendisine denileni aynen yaptı ve prenses de hasta atla dikkatlice ilgilenerek sağlığına kavuşmasına yardım etti.<br />
<br />
GOGURYEO’da her yıl 3 Mart’ta insanlar domuz ve geyik avlamak için NAKRANG Dagi’nda toplanırlar ve avlarını göğün ve dağın tanrılarına sunarlardı.<br />
<br />
O gün, Kral, tüm memurları ve askerleriyle halka karıştı. Bu fırsattan yararlanarak, Ondal, hayvanların çoğunu yakaladı ve Kral’ın dikkatini çekti. Kral ona adını sordu, Ondal’dan etkilendi. Kısa bir süre sonra HUJU’lu İmparator MUJE, YODONG’u işgal etti. Kral onunla BAESAN bölgesinde savaştı. Ondal savaşta da dikkatleri çekti ve birçok düşman öldürdü. Diğerleri de onu takip etti ve bir zafer kazandılar. Zafer dönüsü, Ondal, en iyi asker seçildi. Kral PYEONGGANG sonunda onu damadı olarak kabul etti ve memur olarak atadı. Ona o kadar güvendi ki Ondal’ın hayatı günden güne refaha kavuştu. <br />
<br />
Kral YANGKANG’in tahta geçmesinden sonra, Ondal, Kral’a dedi ki,<br />
<br />
“SINRA, bizim topraklarımızı ele geçirdi. GUN ve HYEON’a böldü. İnsanlarımız hâlâ topraklarını geri almak istiyor. Orduyu bu konuda seferber etme sözünüzle birlikte topraklarımızı SINRA’dan geri almak istiyorum. “<br />
<br />
Kral’dan söz alan Ondal, askerleriyle birlikte savaş alanına gitti ve yemin etti,<br />
<br />
“Topraklarımızı geri almadan dönmeyeceğim.”<br />
<br />
Ondal, savaş alanında öldürüldü. Askerler cenazesini defnedecekleri sırada tabutu bir adım bile kımıldamadı. Ta ki Prenses PYEONGGANG gelip tabuta dokunarak "Yaşam ve ölüm kararlaştırılmıştır. Simdi huzur içinde yatabilirsin.” deyinceye dek…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Bu olayı dinleyen kral hıçkırarak ağladı.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çeviri: <span style="color: #9400D3;" class="mycode_color">Maria </span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #6B8E23;" class="mycode_color">Ondal The General</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">During King PYEONGGANG period in GOGURYEO, a funny looking but good hearted man named Ondal lived. He was as poor as poor can be, and begged food for his blind mother. He hung around the neighborhood in rags and worn shoes.Everyone on the street called him Ondal the fool. <br />
<br />
Meanwhile, King PYEONGGANG had a daughter who cried a lot. To tease her, the King would say,"You are such a cry baby, and will never make a proper wife for a prince, so I will have to marry you off to Ondal." When Princess PYEONGGANG turned 16, the King arranged for her a marriage with a high official in the royal court, but the princess raised an objection. <br />
<br />
"You always said that you would marry me off to Ondal, and now you are breaking your word. Even common people try to keep their words, and what you are trying to do now is beneath your dignity. I cannot obey your order."<br />
<br />
The King got furious, and said,<br />
<br />
"You don't listen to me, and I don't have a daughter. Now we cannot live together any more, and you might as well do what you please."<br />
<br />
The Princess left the palace, with several dozens of gold bracelets on her elbow.<br />
<br />
She found her way to Ondal's house, where his blind mother greeted her. She bowed to his mother, and asked Ondal's whereabout. The elderly mother said,<br />
<br />
"You smell like a lady, and speak like one. You must be of a noble family, and my son doesn't deserve a lady like you. He was born of such a poor family, and has nothing to eat, so he went into the woods to look for some bark, and is not back home yet."<br />
<br />
The princess went out to find Ondal, and ran into him at the base of the mountain where he was looking for bark, and on the spot, she proposed to him, who was offended by her marriage proposal, and said,<br />
<br />
"Get away from me. Don't ever come near me. You must be a fox or a witch to act in this manner." <br />
<br />
He turned and hurried away. Undiscouraged, the princess followed him, and slept the night under his fence, and the next morning entered his house and explained what's on her mind. Ondal was still suspicious of her and undecided when his mother piped up,<br />
<br />
"My son is not so bright as to be the husband of a princess, and our house is so humble that we cannot invite you in. <br />
<br />
Now , what shall we do?"<br />
<br />
The Princess responded, <br />
<br />
" It is not what one has, but what he has that matters.<br />
Wealth and rank has no place in the matter of marriage."<br />
<br />
Ondal and his mother could not refuse her any longer, and they decided to live together. The princess sold the gold bracelets she had, and bought a house, paddy fields, a cow and a horse, and housewares, and then asked Ondal to buy a horse,saying,<br />
<br />
"Don't buy a horse grown by common people. Buy one from soldiers who try to get rid of weak and scrawny horses. If you can't find such one, buy a healthy looking horse, and exchange it later for a sick one."<br />
<br />
Ondal did exactly as he was told, and the princess took good care of the horse, which grew healthier every day.<br />
<br />
In GOGURYEO on March 3rd of every year, people gathered at Mt.NAKRANG to hunt boars and deer and offer them to the heaven and the gods of the mountain.<br />
<br />
On that day, the King, with all his officials and soldiers, joined the people, On this occassion, Ondal distinguished himself above the crowd by capturing the most animals. The King noticed him and asked his name, and was impressed. Shortly after, Emperor MUJE from HUJU invaded YODONG, and the King fought him in the field of BAESAN. Ondal distinguished himself in the war, and killed dozens of enemies. Others followed him, and they won a victory. Returning in triumph, Ondal was considered the best soldier, and King PYEONGGANG finally recognized him as his legitimate son-in-law, and appointed him to office, and favored him so much that Ondal prospered day after day.<br />
<br />
After King YANGKANG acceded to the throne, Ondal said to the King,<br />
<br />
"SINRA conquered our territory and divided it into their GUN and HYEON. Our people still want their land back, so with your permission to mobilize the military, I'd like to get our land back from SINRA."<br />
<br />
Granted the permission from the King, Ondal left for the battlefield with his soldiers, and swore, "I shall not return unless I get our land back."<br />
<br />
Ondal got killed on the battleground, and when the soldiers tried to proceed the funeral, his casket didn't budge a bit until Princess PYEONGGANG came and touched the casket, saying,<br />
<br />
"Life and death, it's already decided. So, may you rest peacefully now."<br />
<br />
The King cried out loud over this sad story.</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align">
<br />
<span style="color: #6B8E23;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Ondal The General</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GENERAL ONDAL<br />
<br />
Goguryeo Kralı PYEONGGANG zamanında komik görünümlü ama iyi kalpli Ondal adında bir adam yasardı. Olabildiğince fakir olan bu adam kör annesi için yiyecek dilenirdi. Yırtık ayakkabı ve paçavralarıyla etrafta dolanırdı. Bu yüzden herkes ona Aptal Ondal dedi. <br />
<br />
Bütün bunlar olup biterken, Kral PYEONGGANG’in çok ağlayan bir kızı oldu. Kral da ona şakacıktan dedi ki, “Sen çok fazla ağlayan bir bebeksin, bir prens için asla düzgün bir eş olamayacaksın, bu yüzden seni Ondal ile evlendireceğim.” Prenses PYEONGGANG, 16 yaşına geldiğinde Kral, ona saraydan yüksek rütbeli bir memur seçti. Ama Prenses itiraz etti. <br />
<br />
“Sen bana her zaman ‘Seni Ondal ile evlendireceğim’ dedin. Ve şimdi, sen sözünü tutmuyorsun. Sıradan insanlar bile sözlerinde dururken senin hanedanlığında yapmaya çalıştığın ne. Emrine uymayacağım.” <br />
<br />
Kral çok sinirlendi ve dedi ki,<br />
<br />
“Sen beni dinlemedin. Benim bir kızım yok. Artık bir arada yaşayamayız. Ne istersen onu yap.”<br />
<br />
Prenses, kolunda birkaç düzine altın bilezikle sarayı terk etti.<br />
<br />
Prenses, Ondal’ın evini buldu ve annesine Ondal ile tanışmak istediğini söyledi. Ondal’ın annesine selamlarını sundu. Ondal’ın nerede olduğunu sordu. Yaşlı anne dedi ki, <br />
<br />
“Bir hanımefendi gibi kokuyorsun ve bir hanımefendi gibi konuşuyorsun. Asil bir aileden olmalısın. Oğlum senin gibi bir hanımefendiyi hak etmiyor. Ondal, çok fakir bir ailede doğdu. Yiyecek hiçbir şeyi yok. Birkaç ağaç kabuğu bulmaya ormana gitti henüz eve dönmedi.”<br />
<br />
Prenses, Ondal’ı bulmaya ormana gitti. Ondal’ı, ağaç kabuğu aradığı dağın eteğinde buldu. O anda Prenses, kendisinden rahatsızlık duyan Ondal’a evlenme teklif etti. Ondal dedi ki, <br />
<br />
“Benden uzak dur. Sakın yanıma yaklaşma. Sen prenses şekline girmiş bir tilki ya da bir cadısın.” <br />
<br />
Ondal hemen oradan uzaklaştı. Cesareti kırılmamış prenses, onu takip etti. Onun evinin çitlerinin altında yattı. Sabah olunca Ondal’ın evine girdi. Ve fikrini açıkladı. Ondal, annesi konuşmaya başladığında hâlâ Prenses’ten kuşku duyuyordu.<br />
<br />
“Oğlum bir prensesin eşi olabilecek kadar akıllı değildir. Evimiz o kadar mütevazıdir ki seni içeriye, aramıza davet edemeyiz. Şimdi, ne yapmalıyız?”<br />
<br />
Prenses cevapladı,<br />
<br />
“Ev birinin sahip olacağı bir şey değildir. Ama o sahip olması gerekenlere sahip.<br />
<br />
Zenginlik ve mevkinin, evlilikle ilgili konularda yeri yoktur.”<br />
<br />
Ondal ve annesi onu daha fazla reddedemediler. Birlikte yaşamaya karar verdiler. Prenses sahip olduğu altın bilezikleri sattı ve bir ev, çeltik tarlaları, bir inek, bir at ve ev eşyaları aldı. Sonra da Ondal’dan bir at almasını istedi ve dedi ki,<br />
<br />
“Sıradan insanlar tarafından yetiştirilmiş bir at alma. Zayıf ve güçsüz atlarından kurtulmaya çalışan askerlerden bir at satın al. Eğer böyle bir at bulamazsan, sağlıklı görünen bir at al ve daha sonra onu hasta bir at ile takas et. <br />
<br />
Ondal, kendisine denileni aynen yaptı ve prenses de hasta atla dikkatlice ilgilenerek sağlığına kavuşmasına yardım etti.<br />
<br />
GOGURYEO’da her yıl 3 Mart’ta insanlar domuz ve geyik avlamak için NAKRANG Dagi’nda toplanırlar ve avlarını göğün ve dağın tanrılarına sunarlardı.<br />
<br />
O gün, Kral, tüm memurları ve askerleriyle halka karıştı. Bu fırsattan yararlanarak, Ondal, hayvanların çoğunu yakaladı ve Kral’ın dikkatini çekti. Kral ona adını sordu, Ondal’dan etkilendi. Kısa bir süre sonra HUJU’lu İmparator MUJE, YODONG’u işgal etti. Kral onunla BAESAN bölgesinde savaştı. Ondal savaşta da dikkatleri çekti ve birçok düşman öldürdü. Diğerleri de onu takip etti ve bir zafer kazandılar. Zafer dönüsü, Ondal, en iyi asker seçildi. Kral PYEONGGANG sonunda onu damadı olarak kabul etti ve memur olarak atadı. Ona o kadar güvendi ki Ondal’ın hayatı günden güne refaha kavuştu. <br />
<br />
Kral YANGKANG’in tahta geçmesinden sonra, Ondal, Kral’a dedi ki,<br />
<br />
“SINRA, bizim topraklarımızı ele geçirdi. GUN ve HYEON’a böldü. İnsanlarımız hâlâ topraklarını geri almak istiyor. Orduyu bu konuda seferber etme sözünüzle birlikte topraklarımızı SINRA’dan geri almak istiyorum. “<br />
<br />
Kral’dan söz alan Ondal, askerleriyle birlikte savaş alanına gitti ve yemin etti,<br />
<br />
“Topraklarımızı geri almadan dönmeyeceğim.”<br />
<br />
Ondal, savaş alanında öldürüldü. Askerler cenazesini defnedecekleri sırada tabutu bir adım bile kımıldamadı. Ta ki Prenses PYEONGGANG gelip tabuta dokunarak "Yaşam ve ölüm kararlaştırılmıştır. Simdi huzur içinde yatabilirsin.” deyinceye dek…<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Bu olayı dinleyen kral hıçkırarak ağladı.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çeviri: <span style="color: #9400D3;" class="mycode_color">Maria </span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #6B8E23;" class="mycode_color">Ondal The General</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">During King PYEONGGANG period in GOGURYEO, a funny looking but good hearted man named Ondal lived. He was as poor as poor can be, and begged food for his blind mother. He hung around the neighborhood in rags and worn shoes.Everyone on the street called him Ondal the fool. <br />
<br />
Meanwhile, King PYEONGGANG had a daughter who cried a lot. To tease her, the King would say,"You are such a cry baby, and will never make a proper wife for a prince, so I will have to marry you off to Ondal." When Princess PYEONGGANG turned 16, the King arranged for her a marriage with a high official in the royal court, but the princess raised an objection. <br />
<br />
"You always said that you would marry me off to Ondal, and now you are breaking your word. Even common people try to keep their words, and what you are trying to do now is beneath your dignity. I cannot obey your order."<br />
<br />
The King got furious, and said,<br />
<br />
"You don't listen to me, and I don't have a daughter. Now we cannot live together any more, and you might as well do what you please."<br />
<br />
The Princess left the palace, with several dozens of gold bracelets on her elbow.<br />
<br />
She found her way to Ondal's house, where his blind mother greeted her. She bowed to his mother, and asked Ondal's whereabout. The elderly mother said,<br />
<br />
"You smell like a lady, and speak like one. You must be of a noble family, and my son doesn't deserve a lady like you. He was born of such a poor family, and has nothing to eat, so he went into the woods to look for some bark, and is not back home yet."<br />
<br />
The princess went out to find Ondal, and ran into him at the base of the mountain where he was looking for bark, and on the spot, she proposed to him, who was offended by her marriage proposal, and said,<br />
<br />
"Get away from me. Don't ever come near me. You must be a fox or a witch to act in this manner." <br />
<br />
He turned and hurried away. Undiscouraged, the princess followed him, and slept the night under his fence, and the next morning entered his house and explained what's on her mind. Ondal was still suspicious of her and undecided when his mother piped up,<br />
<br />
"My son is not so bright as to be the husband of a princess, and our house is so humble that we cannot invite you in. <br />
<br />
Now , what shall we do?"<br />
<br />
The Princess responded, <br />
<br />
" It is not what one has, but what he has that matters.<br />
Wealth and rank has no place in the matter of marriage."<br />
<br />
Ondal and his mother could not refuse her any longer, and they decided to live together. The princess sold the gold bracelets she had, and bought a house, paddy fields, a cow and a horse, and housewares, and then asked Ondal to buy a horse,saying,<br />
<br />
"Don't buy a horse grown by common people. Buy one from soldiers who try to get rid of weak and scrawny horses. If you can't find such one, buy a healthy looking horse, and exchange it later for a sick one."<br />
<br />
Ondal did exactly as he was told, and the princess took good care of the horse, which grew healthier every day.<br />
<br />
In GOGURYEO on March 3rd of every year, people gathered at Mt.NAKRANG to hunt boars and deer and offer them to the heaven and the gods of the mountain.<br />
<br />
On that day, the King, with all his officials and soldiers, joined the people, On this occassion, Ondal distinguished himself above the crowd by capturing the most animals. The King noticed him and asked his name, and was impressed. Shortly after, Emperor MUJE from HUJU invaded YODONG, and the King fought him in the field of BAESAN. Ondal distinguished himself in the war, and killed dozens of enemies. Others followed him, and they won a victory. Returning in triumph, Ondal was considered the best soldier, and King PYEONGGANG finally recognized him as his legitimate son-in-law, and appointed him to office, and favored him so much that Ondal prospered day after day.<br />
<br />
After King YANGKANG acceded to the throne, Ondal said to the King,<br />
<br />
"SINRA conquered our territory and divided it into their GUN and HYEON. Our people still want their land back, so with your permission to mobilize the military, I'd like to get our land back from SINRA."<br />
<br />
Granted the permission from the King, Ondal left for the battlefield with his soldiers, and swore, "I shall not return unless I get our land back."<br />
<br />
Ondal got killed on the battleground, and when the soldiers tried to proceed the funeral, his casket didn't budge a bit until Princess PYEONGGANG came and touched the casket, saying,<br />
<br />
"Life and death, it's already decided. So, may you rest peacefully now."<br />
<br />
The King cried out loud over this sad story.</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Korean Dragon / 용/룡 (미르)]]></title>
			<link>https://www.korea-fans.com/forum/konu-korean-dragon-%EC%9A%A9-%EB%A3%A1-%EB%AF%B8%EB%A5%B4.html</link>
			<pubDate>Sat, 06 Apr 2013 10:16:03 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.korea-fans.com/forum/member.php?action=profile&uid=13621">kvsr.u</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.korea-fans.com/forum/konu-korean-dragon-%EC%9A%A9-%EB%A3%A1-%EB%AF%B8%EB%A5%B4.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Korean Dragon / 용/룡 (미르)</span></span><br />
<br />
<a href="https://hizliresim.com/lbtl7m6" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="https://i.hizliresim.com/lbtl7m6.png" loading="lazy"  alt="[Resim: lbtl7m6.png]" class="mycode_img" /></a></div>
<br />
<br />
Kore Ejderhası Koreli mitolojide bahsedilen ejderhanın aynısıdır. Kore ejderhası, kültürel olarak özeldir<br />
Diğer doğulu ejderhalar gibi, Koreli ejderha da Çinli ejderhadan türemiştir. Oysa Avrupalı mitolojide ejderhaların çoğu ateş ve yok olman anlamı ile  ilgilidir. Kore mitolojisinde ejderhalar çoğunlukla, yardımsever yaşamları, sulamayı anlattığı görülür ve tarım için çoğunlukla yağmur bulutlarını getireceklerine inanılırdı. <br />
<br />
Bu yüzden, birçok Koreli ejderha nehirlerde, dağların içindeki göllerde, okyanuslarda ve hatta derin gölcükler içinde oturduğu inancı vardır<br />
Ejderhanın simgesi, Kore'de geniş bir şekilde kullanilmistir. Hem Kore mitolojisinde hem de eski Kore sanatında Kore ejderhasına büyük önem ve yer verilmiştir.<br />
Siyasal yönden ise ejderha yağmuru ve tarım imparatorunu temsil eder. Bu yüzden, kralın baslığını kullananlar ejderha süslerini giyenler yasaklanmıştır.<br />
Koreli ejderhayı, diğer kültürlerdeki ejderhalardan ayıran benzersiz karakteristik özellikleri bulunmaktadır. Batı mitolojisinde ejderhaların çoğu, genellikle ateş ve yok olma gibi ögelerle anlatılırken, Kore mitolojisinde ise ejderhalar (Ad koyulan Yong), yardımseverdir. Koreli ejderhalar su ve tarıma bağlanır, yağmur ve bulutları çekmesi için muskaları vardır. Birçok efsanenin, bu inanılmaz yaşamların çoğunun, nehirler, göller, okyanuslarda oturduğunu hatta dağların içinde havuzlarda yaşamlarını sürdürdüğüne inanılır. <br />
Ejderhanın simgesi Kore mitolojisinde de görünür, ve açık bir şekilde siyasal bir yan anlamla eski Koreli sanatinda da gözükmektedir ve o dönemin imparatorunu temsil eder. Eski bir efsane, ölüm döşeğinde olan imparator olan, Kore'yi korumak için bir ejderhadan doğu denizine dönmeyi dileyen, Büyük Kral Munmu'dan bahseder.<br />
Koreli ejderhanın, kesin özel karakteristikleri vardır. Mesela kanatları yoktur ve uzun bir sakalı vardır. Bir kısmının, pençeleri vardır.<br />
Bütün olaylarda, onlar, sevecen hayvanlar olarak resmedilir. Onlar alışkanlıkla, iyi şansla özdeşleştirilir.Koreli ejderhanın başka bir ünlü türü, Kye ryongdur, birleşik bir hayvandır: "Ejderha" ve "Tavuk"'un bir karışımıdır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">English</span><br />
<br />
Whereas most dragons in European mythology are generally related to the elements of fire and destruction, dragons in Korean mythology are mostly viewed as benevolent beings related to water and agriculture, often considered bringers of rain and clouds. Hence, many Korean dragons are said to have resided in rivers, lakes, oceans, or even deep ponds within mountains.<br />
The symbol of the dragon has been used extensively, both in Korean mythology and ancient Korean art.<br />
Ancient texts sometimes mention sentient speaking dragons, capable of understanding such complex emotions such as devotion, kindness, and gratitude. One particular Korean legend speaks of the great King Munmu, who on his deathbed wished to become a "Dragon of the East Sea in order to protect Korea".<br />
The Korean dragon was said to have certain specific traits, generally like the Chinese dragon, but it developed a longer beard. It is in many ways very similar in appearance to dragons of Chinese and Japanese mythology.<br />
<br />
<a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Korean_dragon" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kaynak / Source</span></span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Korean Dragon / 용/룡 (미르)</span></span><br />
<br />
<a href="https://hizliresim.com/lbtl7m6" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="https://i.hizliresim.com/lbtl7m6.png" loading="lazy"  alt="[Resim: lbtl7m6.png]" class="mycode_img" /></a></div>
<br />
<br />
Kore Ejderhası Koreli mitolojide bahsedilen ejderhanın aynısıdır. Kore ejderhası, kültürel olarak özeldir<br />
Diğer doğulu ejderhalar gibi, Koreli ejderha da Çinli ejderhadan türemiştir. Oysa Avrupalı mitolojide ejderhaların çoğu ateş ve yok olman anlamı ile  ilgilidir. Kore mitolojisinde ejderhalar çoğunlukla, yardımsever yaşamları, sulamayı anlattığı görülür ve tarım için çoğunlukla yağmur bulutlarını getireceklerine inanılırdı. <br />
<br />
Bu yüzden, birçok Koreli ejderha nehirlerde, dağların içindeki göllerde, okyanuslarda ve hatta derin gölcükler içinde oturduğu inancı vardır<br />
Ejderhanın simgesi, Kore'de geniş bir şekilde kullanilmistir. Hem Kore mitolojisinde hem de eski Kore sanatında Kore ejderhasına büyük önem ve yer verilmiştir.<br />
Siyasal yönden ise ejderha yağmuru ve tarım imparatorunu temsil eder. Bu yüzden, kralın baslığını kullananlar ejderha süslerini giyenler yasaklanmıştır.<br />
Koreli ejderhayı, diğer kültürlerdeki ejderhalardan ayıran benzersiz karakteristik özellikleri bulunmaktadır. Batı mitolojisinde ejderhaların çoğu, genellikle ateş ve yok olma gibi ögelerle anlatılırken, Kore mitolojisinde ise ejderhalar (Ad koyulan Yong), yardımseverdir. Koreli ejderhalar su ve tarıma bağlanır, yağmur ve bulutları çekmesi için muskaları vardır. Birçok efsanenin, bu inanılmaz yaşamların çoğunun, nehirler, göller, okyanuslarda oturduğunu hatta dağların içinde havuzlarda yaşamlarını sürdürdüğüne inanılır. <br />
Ejderhanın simgesi Kore mitolojisinde de görünür, ve açık bir şekilde siyasal bir yan anlamla eski Koreli sanatinda da gözükmektedir ve o dönemin imparatorunu temsil eder. Eski bir efsane, ölüm döşeğinde olan imparator olan, Kore'yi korumak için bir ejderhadan doğu denizine dönmeyi dileyen, Büyük Kral Munmu'dan bahseder.<br />
Koreli ejderhanın, kesin özel karakteristikleri vardır. Mesela kanatları yoktur ve uzun bir sakalı vardır. Bir kısmının, pençeleri vardır.<br />
Bütün olaylarda, onlar, sevecen hayvanlar olarak resmedilir. Onlar alışkanlıkla, iyi şansla özdeşleştirilir.Koreli ejderhanın başka bir ünlü türü, Kye ryongdur, birleşik bir hayvandır: "Ejderha" ve "Tavuk"'un bir karışımıdır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">English</span><br />
<br />
Whereas most dragons in European mythology are generally related to the elements of fire and destruction, dragons in Korean mythology are mostly viewed as benevolent beings related to water and agriculture, often considered bringers of rain and clouds. Hence, many Korean dragons are said to have resided in rivers, lakes, oceans, or even deep ponds within mountains.<br />
The symbol of the dragon has been used extensively, both in Korean mythology and ancient Korean art.<br />
Ancient texts sometimes mention sentient speaking dragons, capable of understanding such complex emotions such as devotion, kindness, and gratitude. One particular Korean legend speaks of the great King Munmu, who on his deathbed wished to become a "Dragon of the East Sea in order to protect Korea".<br />
The Korean dragon was said to have certain specific traits, generally like the Chinese dragon, but it developed a longer beard. It is in many ways very similar in appearance to dragons of Chinese and Japanese mythology.<br />
<br />
<a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Korean_dragon" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kaynak / Source</span></span></a>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>