Korea-Fans 4. Geleneksel En İyi Kısa Hikaye Yarışması
Korea-Fans 4th Traditional Best Short Story Competition
1. Yarışmacı
Bir Erkeğin Dilinden...
Bugün ona açıklamayı planlıyorum. Heyecan ve mutluluk karışımı bir şeyler hissediyorum. Uzun zamandır,böyle karışık duygular hissetmemiştim. Öyle çokta romantik biri değilimdir. Min Hee'yi gördüğümde gerçekleşiyor bu duygular sadece. Bazen arkadaşlarım arasında alay konusu ediliyorum. Ama beni tanımayan herkesi kendime hayran bırakacak derecede iyi dans ediyorum. Bazen,beni kıskandığını dile getiren birçok kişi oluyor. Ama bu hale gelmek için gece gündüz dans edip ayağımı incittiğim günü hatırlıyordum da onların yan gelip uyurken dansçı olmayı hayal etmeleri pek mantıklı değil benim düşünceme göre. Çok konuştum,en iyisi hazırlanıp çıkmak.
Hava bulutluydu,yağmur yağmıyordu ama rüzgar nedeniyle yüzünü ıslatacak bir şeyler mutlaka bulunuyordu. Okulun haçesinden içeriye girdim.
Min Hee'nin yüzünü görüp,bugünkü soğuk havayı unutmayı istiyordum. Onu bulmam lazım. Sınıfına girdim,kimse yoktu. Önüme gelen kızlara sorum. Min Hee nerede diye. Arka bahçede olduğunu söylediler. Onu görmek için adımlarımı uzattım. Aptal bir gülümseme vardı yüzümde. Ne yapmıştı bana bu kız?
Merdivenlerden indim. Arka bahçeye giderken,onun yanına yetişmeden durdum. Sanki kalbimde iğneler var gibi ufak ama etkisi büyük bir acı kapladı beni. Yanında Yong Su vardı. En yakın arkadaşımdı oysa ki... Min Hee'ye olan duygularımı biliyordu. Böyle biriymiş demek ki... O kadar yakınlardı ki... Onlara her baktığımda acım büyüyor,kabusum olmaya devam ediyordu. Gözlerim doldu,ağlamamak için başımı kaldırdım. Min Hee beni fark etmişti. Ona her şeyi anlatmıştım,aa cevap vermemişti. Gerekte kalmamıştı ya... Arkamı döndüm. Yürümekte zorlanıyordum. Min Hee'nin peşimden geldiğini anladığımda koşmaya başladım. Acayip bakışlar arasında,sokağa çıktım. Tekrar başımı kaldırdım. Yumruğumu sıkıp koşmaya devam ettim. Uzun zamandır böyle bir acı yaşamıyordum. Her tarafım uyuştu sanki,başka şeyler düşünmeye çalışsam da hep onun yüzü geliyordu aklıma. Akşam olana kadar Han Nehri'nin oralarda dolandım. Yalnız kalmaya ihtiyacım vardı. Onu unutmak zor olacak,ilk aşkım olduğu için...
Akşam üstü,nehrin kenarında otururken telefonum çaldı. Arayan Yong Su'ydu. İlk önce açmamak için direndim ama arka arkaya arıyordu. Onu görmemem gerekiyor. Yoksa yapacaklarımdan korkuyorum.
Beni hep kaldığımız yere çağırıyordu. Sallana sallana oraya gittim. Güçlü durmaya çalışarak onun karşısında durdum. Arabasıyla gelmişti,yanında Min Hee'de vardı...
Benimle konuştu,artık sevgililermiş. Sabah gördüklerim için özür diliyormuş. Bana söylemediği için. Daha fazla tahammül edemedim ve yüzüne vurdum. Yere düştü. Biliyorum dedi. Sinirlendiğimi,bunları sinirlendiğim için yaptığımı biliyormuş. Acı çektiğimi hiç bilmedi,hep taş yürekli gördü ya beni... İkisi de benim tarafımdan oldukça suçluydu. Onlar yüzünden bu hale gelmemiş miydim? Sözlerine devam edip Min Hee'yi unutmam gerektiğini söyledi. Yakasına yapıştım. Birkaç kere daha vurdum yüzüne. O hiçbir tepki vermiyordu. Babasının adamlarının onu izlediğini biliyordu çünkü. Hepsi bir anda üzerime geldiler. Min Hee arabadan inip Yong Su'nun yanına geldi. Ben onları izlerken biri sırtıma vurdu. Dizlerimin üzerine çöktüm. Bir kere ve bir kere daha vurdular. Gözlerimden yaşlar akıyordu. Yong Su arabaya gitti. Min Hee ise benimle konuşması gerektiğini söyledi. Yanımdaki adamlara durmalarını söyledi,Yong Su. Ben yerde oturmuş,ne söyleyeceğini bekiyordum.
-İ..iyi misin?
Ayağa kalkmaya çalıştım. Ama tekrar yere düşmek zorunda kaldım. Kolumdan tutmaya çalıştı. Onu itekledim. Yere düştü. Sonra tekrar denedim ve ayağa kalktım. Kanlı yüzümün korkunçluğunu bir kenara bırakıp konuşmaya başladım.
-Mutlu ol...
Değip arkamı döndüm. Sendeleyerek oradan uzaklaştım. Arkamda beni izler bıraktım onları. Eve geldim. Hıçkırarak ağlamaya başlamıştım bu sefer. Gözlerimden akan yaşların haddi hususu yoktu... Acımı dindirmenin tek çözümü vardı. Bildiğimi okudum...
Sabah-Okulda
Her kafadan bir ses çıkıyordu. Ağzına geleni konuşanlar,başkasını boş yere telaşlandıranlar vardı.
"Ne yani,Choi'nin intihar ettiği gerçek mi?"
"Öğrenci Choi'ye yazık oldu. Nedenini bilen var mı?"
"Min Hee ve Yong Su yüzünden diyorlar. En son onlarla birlikteymiş."
"Onu görenler dayak yediğini söylüyorlar. Eve geldiğinde her tarafı kanmış."
Bu ve bunun gibi bir sürü dedikodu Min Hee'nin de kulağına gitmişti. Ağlamaya başladı o da,sessizce. Sonsuza dek bu acıyı çekecekti. Benim yüzümden acı çekmesini istemesem de,bunu bana o yaptırdı...
2. Yarışmacı
AYNA
35 yıldır aşkı arıyordum. Şimdi ise onun gözlerine bakıyorum. Bir gün gelip beni bulacağını, her şeye bir son verip tüm varlığımı özgürleştireceğine inanıyordum. Ama tam tersi oldu. Nasıl mı? Anlatayım…
Kardeşim Yu Jin’i evlatlık verileceği sırada kaçırdım. O anda dünyada bazı şeylerin gerçekten adaletli olmadığını anladım. Zaten anne ve babamın bizi bırakıp gidişi yeterince üzücüyken kardeşimi de benden ayırmak istemeleri acımasızcaydı. Eğer adalet denilen şey böyle işliyorsa bundan sonra kuralları ben koyacağım dedim kendi kendime. Ben Kim Do Jin, kardeşim Yu Jin’i de alıp o günden sonra sürdürdüğüm hayatıma başladım. Peki, biz ne mi yaparız bu hayatta? Kendimize kısaca avcı deriz. Eğer ki iki çete arasında bir alışveriş yapılacaksa onun kokusunun izini süreriz. Yaptığımız plan ile değiş tokuş edilecek parayı onlardan çalarız. Hayır, biz asla çalmak demiyoruz buna. Sadece var olmayan bir parayı temize çıkartıyoruz; harcayarak. İlk kuralımız para biriktirmemektir. Yarın ne olacağını kimse bilemez. Bugün bizim için varsa onu sonuna kadar yaşamalıydık ve yaşıyorduk da.
Ta ki o gün aşkın gözlerine bakana kadardı bu. Ona bakınca öldüğüm günü bile gördüm. Ona bakınca tüm hayatımı gördüm. Gözleri bana kendimi gösteren, bana çirkinliklerimi, bana kötülüklerimi gösteren bir ayna gibiydi. O anda gözlerini bana doğru dikti. Ben kendiminkileri kaçıramadım. İlk defa zaman her şeyden değerliydi. Artık yarın önemliydi. 35 yıllık hayatım bitmişti. İçimden kendi cenazemi kaldırdım ve oturduğum sandalyeden kalkarak dosdoğru ona yürüdüm. Boynumda hep annemden kalma bir kolye ile dolaşırdım. Masasına oturdum ve kolyemi çıkarıp bunca yıldır ona vermek için beklediğimi söyledim. Şaşırmıştı ama o da beni tanıyordu, o da bekliyordu. Artık her şey yeniydi ve yarın önemliydi.
Yu Jin’in uzun zamandır bahsettiği o büyük işi kabul ettim. Tüm kaynakları araştırdım. Bütün planları eksiksiz yaptım. Artık bu filmin kötü adamı ben olmayacaktım. Klişelere boğulup sevdiklerimle iyi bir hayat yaşayacaktım. Değiş tokuşun yapılacağı o büyük gün hayatımda kardeşimi kaçırdığım günden sonra en heyecan duyduğum gündü. Çünkü yine kaybedeceğim bir şeye sahiptim. Saatler sonra her şey planladığım gibi gitti ve Yu Jin’in beni beklediği garaja doğru gidiyordum. Aniden polis yolumu kesti ve şu an da buradayım. Bu soğuk mahkeme salonunda. Tam karşımda duran onun gözlerine bakıyorum. Benim hakkımda aylardır yaptığım planlardan bahsediyor hâkime. Arada o da benim gözlerime bakıyor. Diğer tarafta aylar önce onu benim peşime takan mafya mensuplarının adamları her şeyin kontrolleri altında olduğundan emin olmak için bekliyorlar. Ve işte hâkim bir karara varıyor. Gerçekten her şey çok çabuk oluveriyor. Sanki birileri adaleti hızlandırılmış bir şekilde sağlıyor. Bu günden itibaren 20 yıllık mahkûmiyetime doğru yürüyorum şimdi. Görevliler ellerimi kelepçeleyip götürürken hala onun gözlerine bakıyorum ve orada hala kendimi görüyorum. Onun da bana duyduğu korku dolu aşkı görüyorum. Siz ondan nefret edeceğimi sanmıştınız değil mi? Hayır, kalbime yalan söylemeyecek kadar çok bekledim onu. Aşk özgürleşmek değildi, bile bile mahkûm olmaktı bunu da anlıyordum şimdi…
Son ~
3. Yarışmacı
02.02.2011
3 hafta öncesi:
Bo Ra ve Jung Ki mutfakta sabah kahvaltılarını ederken, her zamanki atışmalarını yapıyorlardı. Masada karşı karşıya oturuyorlardı. Jung Ki çatalına batırdığı salatalığı Bo Ra’nın ağzına verdi. Bo Ra kısık gözlerle Jung Ki’ye baktı. 3 hafta sonra evlilik yıldönümleriydi. İlk yıl dönümleri. Bo Ra Jung Ki’nin hatırlamayacağına emindi. Çünkü 2 ay önce doğum gününü unutmuştu. Hatırlaması 2 haftasını bulmuştu. Önemli olan onun hediye alması değildi, söylese bile Bo Ra için yeterdi. Acaba şimdiden hatırlatsa mıydı? Ya Jung Ki unutursa yine üzülmek istemiyordu. Ne diyeceğini bilemedi. Zaten Jung Ki’nin verdiği yiyecekler dikkatini iyice dağıtıyordu. Jung Ki çatalına batırdığı peyniri tam Bo Ra’ya uzatırken geç kadın adamın elini tuttu.
“Söylesene Kim Jung Ki benimle ilgili özel günleri bilerek mi unutuyorsun?”
“Saçmalama Kim Bo Ra sadece aklıma geç geliyor. Yoksa neden yapayım?”
“Geç dediğin 2 hafta mı?”
“Geç olsun güç olmasın karıcığım.”
Masada genç kadına eğilip hınzır gülüşünü takındı. Bo Ra onun bu halini çok yakışıklı buluyordu. Kocasının yüzüne baktı. Nasıl olmuştu da bu yakışıklı adam onunla evlenmişti? Bir an yaptığı nazın çok gereksiz olduğunu hissetti. Ama haklıydı. O onunla ilgili tüm günleri hatırlıyordu.
“Şimdi sen söyle Kim Bo Ra yakın zamanda seninle ilgili hatırlamam gereken özel bir gün mü var?”
“Bilmiyorum, olsa bile sen iki hafta sonra hatırlarsın.”
“Ne tarihte olduğunu bilmiyorum ama bu sefer sen benden sonra kutlayacakmışsın gibi geliyor bana.”
“Sanmam ben hep senden önce kutlarım.”
“Göreceğiz.”
Jung Ki gülerek ayağa kalktı. İşe gitmesi gerekiyordu. Bo Ra da onula beraber kalktı. Kapıya kadar gittiler.Bo Ra kapının yanındaki dolaptan Jung Ki’nin koyu lacivert ceketini uzattı.Jung Ki memnuniyetle ceketini giydi. 49 haftadır Bo Ra aynı şeyi yapıyordu. Karısının masada bahsettiği günü adı gibi biliyordu. Geçen ki seferi affettirmesi için çok güzel ve şaşırtıcı bir şey yapması gerekiyordu. Arkasını döndü. Perçemleri gözüne girecekmiş olan karısına baktı. Sabah kalktığı gibiydi. Doğal ve güzel. Nasıl olmuştu da bu güzel kız kendisiyle evlenmişti? Elini uzatıp yüzünde ki perçemi geri itti. Pürüzsüz teni çok güzeldi yada bana öyle geliyordu. Bo Ra gülümsedi. her şeyi unutmuş gibiydi. Jung Ki karısına doğru eğildi. Yanağına küçük bir öpücük bıraktı. Neden bir yıl geçmesine rağmen böyle hissediyordu? Neden her gün ilk günkü gibi geliyordu? Bilmiyordu. Fakat bu hoşuna gidiyordu. Fakat bu hoşuna gidiyordu. Karısının gözlerine baktı ve gülümsedi.
“Görüşürüz. İstediğin bir şey var mı? ”
“Tamam bu gün eve biraz erken gelebilirsen iyi olur. ”
“Tamam geleceğim. ”
İkisinin de yüzüne geniş bir gülümse yayıldı. Sanki daha demin atışan bunlar değildi. Her şey güzeldi onlar için…
Şimdi 23.02.2011
Bo Ra gerinerek yataktan kalktı. Jung Ki 2 günlüğüne iş için Busan’a gtmişti. Bo ra’ya biraz zor gelse de alışmalıydı. Hep yanında kalamazdı ki. Kahvaltı etmek istemedi. Zaten Jung Ki olmayınca hiç bir şeyin anlamı olmuyordu. Yüzünü yıkadı. Aynada kendine baktı. Saçlarını düzeltti. Karşıda ki takvimden bir yaprak yırttı. Ayın 20 siydi. Yıl dönümlerine 3 gün vardı. Acaba Jung Ki hatırlayacak mıydı? Günler yavaş mı ilerliyordu yoksa bana mı öyle geliyordu. Acaba takvimde bir yanlışlık mı vardı. Kol saatine baktı 20. Bilgisayarın tarihine baktı 202si ayın.
Bir sorun olsa anlardı. Telefonuna mesaj geldi bir anda. Hızla eline aldı. Tarihine baktı ayın 202siydi. Mesaja baktı Jung Ki’den di. Gülerek açtı. Bugün geleceğini yazmıştı. Birde özlediğini. Tam mesajı cevaplayacakken telefonu çaldı. Arayan oydu.
“Jung Ki. ”
“Oo Kim Bo Ra sana bir iyi bir kötü haberim var.”
“Söyle.”
“Bugün geliyorum. Hatta yoldayım. Ama yollar çok bozuk biraz zor geleceğim.” Genç kadının gözleri irileşti. Ya gelirken kaza yaparsa! Düşüncesi bile kötüydü. Tüm morali alt üst olmuştu.
“Dikkatli gel. ”
“Tamam görüşürüz. “
Telefonu kapattı. Umarım kötü bir şey olmazdı. En iyisi o gelene kadar yemek yapmaktı. Ne yapacaktı ki? Aklı durmuştu Ellerini yanaklarına vurarak kendine gelmeye çalıştı. Biraz da olsa kendine gelmişti. Mutfağa geçti, yemek yapmaya başladı. Saat ilerlemiyordu bir türlü. 2 saat olmuştu ama Jung Ki ortalarda yoktu. En iyisi birazda süslenmekti. Aynanın karşısına geçti. Mutfakta bıraktığı telefonu çalmaya başladı. Koşarak telefonunu almaya gitti ve hemen açtı.
“Alo! Kim Bora ile mi görüşüyorum? ”
“ Evet, buyurun benim. ”
“Ben Seoul Devlet Hastanesi’nden arıyorum. Eşiniz şuan yoğun bakımda. ”
“Ne! ”
“Trafik kazasında ağır bir şekilde yaralanmış. Nefes almıyor denecek kadar az solunum yapıyor. Detayları burada görüşürsünüz. Acele etseniz iyi olur. ”
“Tamam. Hemen geliyorum. ”
Bo Ra’nın gözünden iki yaş süzüldü. Aklına gelen başına gelmişti. Eli ayağı titriyordu. Arabanın anahtarlarını alarak koşmaya başladı.
Üzerinde ne vardı bilmiyordu, umurunda da değildi. Arabayı o kadar hızlı kullanıyordu ki Jung Ki bunu görse kesin karısıyla gurur duyardı. Hastaneye koşarak girdi Gözyaşlarına hakim olamıyordu. Vezneye gitti. Dili dönmüyordu.
“Kim… Kim… Kim Jung Ki2nin odası nerede? Pardon yoğun bakım nerede? Eşim nerede? ”
“Hanımefendi sakin olun. Onu normal odaya aldık. Sağdan 4.oda. ”
“Ben..Teşekkür ederim. ”
Koşarak odaya girdi. Odanın içi kırmızı balonlarla kaplıydı. Jung Ki elide bir demet kırmızı gülle karısına bakıyordu. Bo Ra’nın gözünden iki damla daha yaş aktı. Adama doğru iki adım attı. Ardından yaklaşıp sarıldı. Artık daha çok ağlıyordu. Jung Ki’de karınsı kollarına aldı.
“Tanrı’ya şükürler olsun. ”
“Çok mu korktun? ”
Genç kadın geri çekildi. Kocasının muhteşem suratına baktı. Ve adamın göğsünü yumruklamaya başladı.
“Pislik adam. İnsan karısına bunu nasıl yapar? Hangi çağda yaşıyorsun sen? Aklımı başımdan aldın. Yolda kalp krizi geçirecektim az kalsın.
Adam kendisini yumruklayan elleri tutup bir kez daha sarıldı.
“Evlilik yıldönümümüz kutlu olsun karıcığım. ”
“Ne? ”
“Yıldönümümüz diyorum. Doğru sen unuttun. Şimdide bilmiyormuş numarası yap demiiiii? ”
“O bugün değil ki. Daha 3 gün var. ”
“Hayır bu gün değil. Takvime bak. ”
Bo Ra arkasını döndü. Takvimde 23 yazıyordu. Eşini saatine baktı. Ayın 23’ü. Ama nasıl olabilir di ki? Evde ki her şey ayın 20’sini gösteriyordu.
“Ama….”
“Ama senin telefonun da ve bilgisayarın da 20’si yazıyordu değil mi? ”
“Evet ama sen…”
“Birazcık oynama yaptım. ”
“Çok adisin. ”
“Bende seni seviyorum karıcığım. Hadi eve gidelim. ”
Ev…..
“Bo Ra seni özledim, yanıma gel. ”
“Tabi canım tabi… Sen nefes alamıyorsun daraltırım ben seni gelemem. maazallah nefes darlığı çekersin falan. ”
“Şakaydı. Söz veriyorum bir daha yapmayacağım. ”
“İyileşmen ne kadar sürer? 1 ay mı yoksa 2 ay mı?3 de olabilir. ”
“Ya Bo Ra lütfen yaaaaa. ”
“Çek cezanı sen. Ben sana biliyorum. Seni gidi pis yalancı. Al yastıklarını salona. Gözüm görmesin seni. :P ”
>>>> SON <<<<
4. Yarışmacı
5 Yıldız 1 Kalp…
Nerden başlamalı bilmiyorum ki, beş yıldızın olduğu bir kalbin parçalandığı bir dönemden geçtim!! Geçtim diyorum çünkü 2 yıldan fazla oldu.
Onlarsız adım atmak ne kadar zordu, bir programa katılırken her zaman yanımda olan o 4 muhteşem kişi Jung Min, Jun, Kyu ve Saeng artık yoktu.. Evet ben ss501 lideri hyun joong!! Hala lideriyim demek ne kadar harika bir duygu. Herkese inat bunu diyebiliyorum! Farklı şirketlerde olsak bile bizim tek kalbimiz var ve bu kalpte tek gerçek var oda ss501…
İnsanların kalbi yıllarca bir kişiye ait olurmuş derler kalp öyle bir şeymiş ki sevdiği insan yanında olmayınca sanki dünyadaki bütün varlıkların hepsi ona küser sanırmış. Sözleşmemizin biteceği o dönemde kalbimin acıdığı kadar hiç acımamıştı, ben hiç tek olmayı düşünmemiştim ki… Hep beş kişideki bir kalptik biz. Evet bir kalp diyorum çünkü benim kalbim 4 ayrı parçaya bölünmüştü.
O dönemde Kyu’nun mesleğini bırakma düşüncesi, Jun’un bir şeyler yapmak için kendini hırpaladığı, Min’in sessiz kalışı ve benim üzerime gelinen onca şey… Ne yapabilirdik ki… Hayatın oynadığı bu oyunda bizde nasibimizi almıştık…
Önce dostluğumuzdan mı söz etsem ya da anılarımızdan yok yok en iyisi bir sorunla karşılaştığımızda tek yürek olduğumuzdan bahsedeyim. O dönemde bir sürü haber çıktı hakkımızda basında hangisi gerçekti ki kim bilebilirdi kalbimizden geçenleri soran oldu mu ne istersiniz! Soran olmadı biz para getiren birkaç kişiydik onlar için. Soran olsaydı ne olurdu ki birlikte kalamasak ta bir şey söyleyebilirdim.
Bir lider olarak diğerleri hakkında en iyiyi düşünmek benim görevimdi biri ağlarken ben teselli etmeliydim, ya da başardığı bir işte ilk ben koşmalıydım sevincini paylaşması için. Ne kadar zordu kardeşlerimin üzgünlüğünü görüp bir şey yapamamak aciz olmak elden bir şey gelememek öyle bir duyguydu.
Onlara bir umut verememek çok zordu. Günlerce onlardan ayrı gezdim onlarsız ne yapabilirim diye düşündüm ayaklarım beni taşıyamacak duruma geldiğinde durdum deniz kenarında oturdum etraftan geçen kişilere baktım, geçen arkadaş gruplarını görünce eski günlerim aklıma geldi ne buruk sevinçti onlar şimdi benim için düşünmek ne kadar mutlu etse de o kadar acı veriyordu artık. Anılarım olarak kalbimin bir kenarına ayrıldı.
Unuturum diye yapmadığım şeyleri yaptım onlarla olan anılarımı bir deftere topladım, olur ya insanoğluyuz!! kardeşlerimle bir araya geldiğimde aklımda daha çok anı olsun.
Aslında yazmak şarkılar şiirler her şeyi yapmak isterdim, onlarsız ilk sahneye çıktığımda kalbim parçalanacak sandım ben hiç tek olmayı hayal etmemiştim. Şarkıyı söylerken bile bir yerden Min çıkacak ya da Jun Saeng Kyu çıkacak diye çok bakındım. Yoklardı evet ss501 bir süreliğine bile olsa ayrılmıştı.
Bir daha sahneye çıktığımda onların yanımda olmayacağı gerçeği çok korkuttu beni o yüzden ne kadar çok çalışırsam o kadar çabuk istediğim yere gelebilir , bir an önce bir araya gelebilirdik.
Onlarla oturup saatlerce içmeyi sohbet etmeyi şakalaşmayı Jun ile Min’in didiştiği Kyu’nun bir kösede durup sessiz kalışı ve Saeng’in tatlı gülüşünü görmeyi çok özledim.
Biz 5 dakika bile ayrı kalmayanlar günlerce haftalarca hatta aylarca göremiyorduk hiçbirimizi. Min’in albümü çıktığında ne kadar mutlu olmuştum hele yükseldiğinde Jun’un ilk albüm fotoğraflarını gördüğümdeki sözlerim ‘’Jun bu yapar.’’( İlk albümünde İskoç eteği giymişti.) Saeng’in solo albümü benimki ile aynı zamana denk gelmişti birlikte music bankta sahne alışımız muhteşemdi. En son olarak Kyu’muzun albümü ‘yesterday’ onu dinlerken hep dünki hallerimiz aklıma geliyor.
Hepimiz yine bir albüm hazırlığındayız, ne kadar solo kariyerimize odaklansakta biz ss501’riz. Hala bizim birlikteliğimizi bekleyen varsa ne olursa olsun bu 5 yıldıztaki tek kalp bir gün birleşip aranızda dönecek.
Son ~
5. Yarışmacı
In-Ha...
![[Resim: shortstoryy.jpg]](http://img171.imageshack.us/img171/8503/shortstoryy.jpg)
Korea-Fans 4th Traditional Best Short Story Competition
1. Yarışmacı
Bir Erkeğin Dilinden...
Bugün ona açıklamayı planlıyorum. Heyecan ve mutluluk karışımı bir şeyler hissediyorum. Uzun zamandır,böyle karışık duygular hissetmemiştim. Öyle çokta romantik biri değilimdir. Min Hee'yi gördüğümde gerçekleşiyor bu duygular sadece. Bazen arkadaşlarım arasında alay konusu ediliyorum. Ama beni tanımayan herkesi kendime hayran bırakacak derecede iyi dans ediyorum. Bazen,beni kıskandığını dile getiren birçok kişi oluyor. Ama bu hale gelmek için gece gündüz dans edip ayağımı incittiğim günü hatırlıyordum da onların yan gelip uyurken dansçı olmayı hayal etmeleri pek mantıklı değil benim düşünceme göre. Çok konuştum,en iyisi hazırlanıp çıkmak.
Hava bulutluydu,yağmur yağmıyordu ama rüzgar nedeniyle yüzünü ıslatacak bir şeyler mutlaka bulunuyordu. Okulun haçesinden içeriye girdim.
Min Hee'nin yüzünü görüp,bugünkü soğuk havayı unutmayı istiyordum. Onu bulmam lazım. Sınıfına girdim,kimse yoktu. Önüme gelen kızlara sorum. Min Hee nerede diye. Arka bahçede olduğunu söylediler. Onu görmek için adımlarımı uzattım. Aptal bir gülümseme vardı yüzümde. Ne yapmıştı bana bu kız?
Merdivenlerden indim. Arka bahçeye giderken,onun yanına yetişmeden durdum. Sanki kalbimde iğneler var gibi ufak ama etkisi büyük bir acı kapladı beni. Yanında Yong Su vardı. En yakın arkadaşımdı oysa ki... Min Hee'ye olan duygularımı biliyordu. Böyle biriymiş demek ki... O kadar yakınlardı ki... Onlara her baktığımda acım büyüyor,kabusum olmaya devam ediyordu. Gözlerim doldu,ağlamamak için başımı kaldırdım. Min Hee beni fark etmişti. Ona her şeyi anlatmıştım,aa cevap vermemişti. Gerekte kalmamıştı ya... Arkamı döndüm. Yürümekte zorlanıyordum. Min Hee'nin peşimden geldiğini anladığımda koşmaya başladım. Acayip bakışlar arasında,sokağa çıktım. Tekrar başımı kaldırdım. Yumruğumu sıkıp koşmaya devam ettim. Uzun zamandır böyle bir acı yaşamıyordum. Her tarafım uyuştu sanki,başka şeyler düşünmeye çalışsam da hep onun yüzü geliyordu aklıma. Akşam olana kadar Han Nehri'nin oralarda dolandım. Yalnız kalmaya ihtiyacım vardı. Onu unutmak zor olacak,ilk aşkım olduğu için...
Akşam üstü,nehrin kenarında otururken telefonum çaldı. Arayan Yong Su'ydu. İlk önce açmamak için direndim ama arka arkaya arıyordu. Onu görmemem gerekiyor. Yoksa yapacaklarımdan korkuyorum.
Beni hep kaldığımız yere çağırıyordu. Sallana sallana oraya gittim. Güçlü durmaya çalışarak onun karşısında durdum. Arabasıyla gelmişti,yanında Min Hee'de vardı...
Benimle konuştu,artık sevgililermiş. Sabah gördüklerim için özür diliyormuş. Bana söylemediği için. Daha fazla tahammül edemedim ve yüzüne vurdum. Yere düştü. Biliyorum dedi. Sinirlendiğimi,bunları sinirlendiğim için yaptığımı biliyormuş. Acı çektiğimi hiç bilmedi,hep taş yürekli gördü ya beni... İkisi de benim tarafımdan oldukça suçluydu. Onlar yüzünden bu hale gelmemiş miydim? Sözlerine devam edip Min Hee'yi unutmam gerektiğini söyledi. Yakasına yapıştım. Birkaç kere daha vurdum yüzüne. O hiçbir tepki vermiyordu. Babasının adamlarının onu izlediğini biliyordu çünkü. Hepsi bir anda üzerime geldiler. Min Hee arabadan inip Yong Su'nun yanına geldi. Ben onları izlerken biri sırtıma vurdu. Dizlerimin üzerine çöktüm. Bir kere ve bir kere daha vurdular. Gözlerimden yaşlar akıyordu. Yong Su arabaya gitti. Min Hee ise benimle konuşması gerektiğini söyledi. Yanımdaki adamlara durmalarını söyledi,Yong Su. Ben yerde oturmuş,ne söyleyeceğini bekiyordum.
-İ..iyi misin?
Ayağa kalkmaya çalıştım. Ama tekrar yere düşmek zorunda kaldım. Kolumdan tutmaya çalıştı. Onu itekledim. Yere düştü. Sonra tekrar denedim ve ayağa kalktım. Kanlı yüzümün korkunçluğunu bir kenara bırakıp konuşmaya başladım.
-Mutlu ol...
Değip arkamı döndüm. Sendeleyerek oradan uzaklaştım. Arkamda beni izler bıraktım onları. Eve geldim. Hıçkırarak ağlamaya başlamıştım bu sefer. Gözlerimden akan yaşların haddi hususu yoktu... Acımı dindirmenin tek çözümü vardı. Bildiğimi okudum...
Sabah-Okulda
Her kafadan bir ses çıkıyordu. Ağzına geleni konuşanlar,başkasını boş yere telaşlandıranlar vardı.
"Ne yani,Choi'nin intihar ettiği gerçek mi?"
"Öğrenci Choi'ye yazık oldu. Nedenini bilen var mı?"
"Min Hee ve Yong Su yüzünden diyorlar. En son onlarla birlikteymiş."
"Onu görenler dayak yediğini söylüyorlar. Eve geldiğinde her tarafı kanmış."
Bu ve bunun gibi bir sürü dedikodu Min Hee'nin de kulağına gitmişti. Ağlamaya başladı o da,sessizce. Sonsuza dek bu acıyı çekecekti. Benim yüzümden acı çekmesini istemesem de,bunu bana o yaptırdı...
2. Yarışmacı
AYNA
35 yıldır aşkı arıyordum. Şimdi ise onun gözlerine bakıyorum. Bir gün gelip beni bulacağını, her şeye bir son verip tüm varlığımı özgürleştireceğine inanıyordum. Ama tam tersi oldu. Nasıl mı? Anlatayım…
Kardeşim Yu Jin’i evlatlık verileceği sırada kaçırdım. O anda dünyada bazı şeylerin gerçekten adaletli olmadığını anladım. Zaten anne ve babamın bizi bırakıp gidişi yeterince üzücüyken kardeşimi de benden ayırmak istemeleri acımasızcaydı. Eğer adalet denilen şey böyle işliyorsa bundan sonra kuralları ben koyacağım dedim kendi kendime. Ben Kim Do Jin, kardeşim Yu Jin’i de alıp o günden sonra sürdürdüğüm hayatıma başladım. Peki, biz ne mi yaparız bu hayatta? Kendimize kısaca avcı deriz. Eğer ki iki çete arasında bir alışveriş yapılacaksa onun kokusunun izini süreriz. Yaptığımız plan ile değiş tokuş edilecek parayı onlardan çalarız. Hayır, biz asla çalmak demiyoruz buna. Sadece var olmayan bir parayı temize çıkartıyoruz; harcayarak. İlk kuralımız para biriktirmemektir. Yarın ne olacağını kimse bilemez. Bugün bizim için varsa onu sonuna kadar yaşamalıydık ve yaşıyorduk da.
Ta ki o gün aşkın gözlerine bakana kadardı bu. Ona bakınca öldüğüm günü bile gördüm. Ona bakınca tüm hayatımı gördüm. Gözleri bana kendimi gösteren, bana çirkinliklerimi, bana kötülüklerimi gösteren bir ayna gibiydi. O anda gözlerini bana doğru dikti. Ben kendiminkileri kaçıramadım. İlk defa zaman her şeyden değerliydi. Artık yarın önemliydi. 35 yıllık hayatım bitmişti. İçimden kendi cenazemi kaldırdım ve oturduğum sandalyeden kalkarak dosdoğru ona yürüdüm. Boynumda hep annemden kalma bir kolye ile dolaşırdım. Masasına oturdum ve kolyemi çıkarıp bunca yıldır ona vermek için beklediğimi söyledim. Şaşırmıştı ama o da beni tanıyordu, o da bekliyordu. Artık her şey yeniydi ve yarın önemliydi.
Yu Jin’in uzun zamandır bahsettiği o büyük işi kabul ettim. Tüm kaynakları araştırdım. Bütün planları eksiksiz yaptım. Artık bu filmin kötü adamı ben olmayacaktım. Klişelere boğulup sevdiklerimle iyi bir hayat yaşayacaktım. Değiş tokuşun yapılacağı o büyük gün hayatımda kardeşimi kaçırdığım günden sonra en heyecan duyduğum gündü. Çünkü yine kaybedeceğim bir şeye sahiptim. Saatler sonra her şey planladığım gibi gitti ve Yu Jin’in beni beklediği garaja doğru gidiyordum. Aniden polis yolumu kesti ve şu an da buradayım. Bu soğuk mahkeme salonunda. Tam karşımda duran onun gözlerine bakıyorum. Benim hakkımda aylardır yaptığım planlardan bahsediyor hâkime. Arada o da benim gözlerime bakıyor. Diğer tarafta aylar önce onu benim peşime takan mafya mensuplarının adamları her şeyin kontrolleri altında olduğundan emin olmak için bekliyorlar. Ve işte hâkim bir karara varıyor. Gerçekten her şey çok çabuk oluveriyor. Sanki birileri adaleti hızlandırılmış bir şekilde sağlıyor. Bu günden itibaren 20 yıllık mahkûmiyetime doğru yürüyorum şimdi. Görevliler ellerimi kelepçeleyip götürürken hala onun gözlerine bakıyorum ve orada hala kendimi görüyorum. Onun da bana duyduğu korku dolu aşkı görüyorum. Siz ondan nefret edeceğimi sanmıştınız değil mi? Hayır, kalbime yalan söylemeyecek kadar çok bekledim onu. Aşk özgürleşmek değildi, bile bile mahkûm olmaktı bunu da anlıyordum şimdi…
Son ~
3. Yarışmacı
02.02.2011
3 hafta öncesi:
Bo Ra ve Jung Ki mutfakta sabah kahvaltılarını ederken, her zamanki atışmalarını yapıyorlardı. Masada karşı karşıya oturuyorlardı. Jung Ki çatalına batırdığı salatalığı Bo Ra’nın ağzına verdi. Bo Ra kısık gözlerle Jung Ki’ye baktı. 3 hafta sonra evlilik yıldönümleriydi. İlk yıl dönümleri. Bo Ra Jung Ki’nin hatırlamayacağına emindi. Çünkü 2 ay önce doğum gününü unutmuştu. Hatırlaması 2 haftasını bulmuştu. Önemli olan onun hediye alması değildi, söylese bile Bo Ra için yeterdi. Acaba şimdiden hatırlatsa mıydı? Ya Jung Ki unutursa yine üzülmek istemiyordu. Ne diyeceğini bilemedi. Zaten Jung Ki’nin verdiği yiyecekler dikkatini iyice dağıtıyordu. Jung Ki çatalına batırdığı peyniri tam Bo Ra’ya uzatırken geç kadın adamın elini tuttu.
“Söylesene Kim Jung Ki benimle ilgili özel günleri bilerek mi unutuyorsun?”
“Saçmalama Kim Bo Ra sadece aklıma geç geliyor. Yoksa neden yapayım?”
“Geç dediğin 2 hafta mı?”
“Geç olsun güç olmasın karıcığım.”
Masada genç kadına eğilip hınzır gülüşünü takındı. Bo Ra onun bu halini çok yakışıklı buluyordu. Kocasının yüzüne baktı. Nasıl olmuştu da bu yakışıklı adam onunla evlenmişti? Bir an yaptığı nazın çok gereksiz olduğunu hissetti. Ama haklıydı. O onunla ilgili tüm günleri hatırlıyordu.
“Şimdi sen söyle Kim Bo Ra yakın zamanda seninle ilgili hatırlamam gereken özel bir gün mü var?”
“Bilmiyorum, olsa bile sen iki hafta sonra hatırlarsın.”
“Ne tarihte olduğunu bilmiyorum ama bu sefer sen benden sonra kutlayacakmışsın gibi geliyor bana.”
“Sanmam ben hep senden önce kutlarım.”
“Göreceğiz.”
Jung Ki gülerek ayağa kalktı. İşe gitmesi gerekiyordu. Bo Ra da onula beraber kalktı. Kapıya kadar gittiler.Bo Ra kapının yanındaki dolaptan Jung Ki’nin koyu lacivert ceketini uzattı.Jung Ki memnuniyetle ceketini giydi. 49 haftadır Bo Ra aynı şeyi yapıyordu. Karısının masada bahsettiği günü adı gibi biliyordu. Geçen ki seferi affettirmesi için çok güzel ve şaşırtıcı bir şey yapması gerekiyordu. Arkasını döndü. Perçemleri gözüne girecekmiş olan karısına baktı. Sabah kalktığı gibiydi. Doğal ve güzel. Nasıl olmuştu da bu güzel kız kendisiyle evlenmişti? Elini uzatıp yüzünde ki perçemi geri itti. Pürüzsüz teni çok güzeldi yada bana öyle geliyordu. Bo Ra gülümsedi. her şeyi unutmuş gibiydi. Jung Ki karısına doğru eğildi. Yanağına küçük bir öpücük bıraktı. Neden bir yıl geçmesine rağmen böyle hissediyordu? Neden her gün ilk günkü gibi geliyordu? Bilmiyordu. Fakat bu hoşuna gidiyordu. Fakat bu hoşuna gidiyordu. Karısının gözlerine baktı ve gülümsedi.
“Görüşürüz. İstediğin bir şey var mı? ”
“Tamam bu gün eve biraz erken gelebilirsen iyi olur. ”
“Tamam geleceğim. ”
İkisinin de yüzüne geniş bir gülümse yayıldı. Sanki daha demin atışan bunlar değildi. Her şey güzeldi onlar için…
Şimdi 23.02.2011
Bo Ra gerinerek yataktan kalktı. Jung Ki 2 günlüğüne iş için Busan’a gtmişti. Bo ra’ya biraz zor gelse de alışmalıydı. Hep yanında kalamazdı ki. Kahvaltı etmek istemedi. Zaten Jung Ki olmayınca hiç bir şeyin anlamı olmuyordu. Yüzünü yıkadı. Aynada kendine baktı. Saçlarını düzeltti. Karşıda ki takvimden bir yaprak yırttı. Ayın 20 siydi. Yıl dönümlerine 3 gün vardı. Acaba Jung Ki hatırlayacak mıydı? Günler yavaş mı ilerliyordu yoksa bana mı öyle geliyordu. Acaba takvimde bir yanlışlık mı vardı. Kol saatine baktı 20. Bilgisayarın tarihine baktı 202si ayın.
Bir sorun olsa anlardı. Telefonuna mesaj geldi bir anda. Hızla eline aldı. Tarihine baktı ayın 202siydi. Mesaja baktı Jung Ki’den di. Gülerek açtı. Bugün geleceğini yazmıştı. Birde özlediğini. Tam mesajı cevaplayacakken telefonu çaldı. Arayan oydu.
“Jung Ki. ”
“Oo Kim Bo Ra sana bir iyi bir kötü haberim var.”
“Söyle.”
“Bugün geliyorum. Hatta yoldayım. Ama yollar çok bozuk biraz zor geleceğim.” Genç kadının gözleri irileşti. Ya gelirken kaza yaparsa! Düşüncesi bile kötüydü. Tüm morali alt üst olmuştu.
“Dikkatli gel. ”
“Tamam görüşürüz. “
Telefonu kapattı. Umarım kötü bir şey olmazdı. En iyisi o gelene kadar yemek yapmaktı. Ne yapacaktı ki? Aklı durmuştu Ellerini yanaklarına vurarak kendine gelmeye çalıştı. Biraz da olsa kendine gelmişti. Mutfağa geçti, yemek yapmaya başladı. Saat ilerlemiyordu bir türlü. 2 saat olmuştu ama Jung Ki ortalarda yoktu. En iyisi birazda süslenmekti. Aynanın karşısına geçti. Mutfakta bıraktığı telefonu çalmaya başladı. Koşarak telefonunu almaya gitti ve hemen açtı.
“Alo! Kim Bora ile mi görüşüyorum? ”
“ Evet, buyurun benim. ”
“Ben Seoul Devlet Hastanesi’nden arıyorum. Eşiniz şuan yoğun bakımda. ”
“Ne! ”
“Trafik kazasında ağır bir şekilde yaralanmış. Nefes almıyor denecek kadar az solunum yapıyor. Detayları burada görüşürsünüz. Acele etseniz iyi olur. ”
“Tamam. Hemen geliyorum. ”
Bo Ra’nın gözünden iki yaş süzüldü. Aklına gelen başına gelmişti. Eli ayağı titriyordu. Arabanın anahtarlarını alarak koşmaya başladı.
Üzerinde ne vardı bilmiyordu, umurunda da değildi. Arabayı o kadar hızlı kullanıyordu ki Jung Ki bunu görse kesin karısıyla gurur duyardı. Hastaneye koşarak girdi Gözyaşlarına hakim olamıyordu. Vezneye gitti. Dili dönmüyordu.
“Kim… Kim… Kim Jung Ki2nin odası nerede? Pardon yoğun bakım nerede? Eşim nerede? ”
“Hanımefendi sakin olun. Onu normal odaya aldık. Sağdan 4.oda. ”
“Ben..Teşekkür ederim. ”
Koşarak odaya girdi. Odanın içi kırmızı balonlarla kaplıydı. Jung Ki elide bir demet kırmızı gülle karısına bakıyordu. Bo Ra’nın gözünden iki damla daha yaş aktı. Adama doğru iki adım attı. Ardından yaklaşıp sarıldı. Artık daha çok ağlıyordu. Jung Ki’de karınsı kollarına aldı.
“Tanrı’ya şükürler olsun. ”
“Çok mu korktun? ”
Genç kadın geri çekildi. Kocasının muhteşem suratına baktı. Ve adamın göğsünü yumruklamaya başladı.
“Pislik adam. İnsan karısına bunu nasıl yapar? Hangi çağda yaşıyorsun sen? Aklımı başımdan aldın. Yolda kalp krizi geçirecektim az kalsın.
Adam kendisini yumruklayan elleri tutup bir kez daha sarıldı.
“Evlilik yıldönümümüz kutlu olsun karıcığım. ”
“Ne? ”
“Yıldönümümüz diyorum. Doğru sen unuttun. Şimdide bilmiyormuş numarası yap demiiiii? ”
“O bugün değil ki. Daha 3 gün var. ”
“Hayır bu gün değil. Takvime bak. ”
Bo Ra arkasını döndü. Takvimde 23 yazıyordu. Eşini saatine baktı. Ayın 23’ü. Ama nasıl olabilir di ki? Evde ki her şey ayın 20’sini gösteriyordu.
“Ama….”
“Ama senin telefonun da ve bilgisayarın da 20’si yazıyordu değil mi? ”
“Evet ama sen…”
“Birazcık oynama yaptım. ”
“Çok adisin. ”
“Bende seni seviyorum karıcığım. Hadi eve gidelim. ”
Ev…..
“Bo Ra seni özledim, yanıma gel. ”
“Tabi canım tabi… Sen nefes alamıyorsun daraltırım ben seni gelemem. maazallah nefes darlığı çekersin falan. ”
“Şakaydı. Söz veriyorum bir daha yapmayacağım. ”
“İyileşmen ne kadar sürer? 1 ay mı yoksa 2 ay mı?3 de olabilir. ”
“Ya Bo Ra lütfen yaaaaa. ”
“Çek cezanı sen. Ben sana biliyorum. Seni gidi pis yalancı. Al yastıklarını salona. Gözüm görmesin seni. :P ”
>>>> SON <<<<
4. Yarışmacı
5 Yıldız 1 Kalp…
Nerden başlamalı bilmiyorum ki, beş yıldızın olduğu bir kalbin parçalandığı bir dönemden geçtim!! Geçtim diyorum çünkü 2 yıldan fazla oldu.
Onlarsız adım atmak ne kadar zordu, bir programa katılırken her zaman yanımda olan o 4 muhteşem kişi Jung Min, Jun, Kyu ve Saeng artık yoktu.. Evet ben ss501 lideri hyun joong!! Hala lideriyim demek ne kadar harika bir duygu. Herkese inat bunu diyebiliyorum! Farklı şirketlerde olsak bile bizim tek kalbimiz var ve bu kalpte tek gerçek var oda ss501…
İnsanların kalbi yıllarca bir kişiye ait olurmuş derler kalp öyle bir şeymiş ki sevdiği insan yanında olmayınca sanki dünyadaki bütün varlıkların hepsi ona küser sanırmış. Sözleşmemizin biteceği o dönemde kalbimin acıdığı kadar hiç acımamıştı, ben hiç tek olmayı düşünmemiştim ki… Hep beş kişideki bir kalptik biz. Evet bir kalp diyorum çünkü benim kalbim 4 ayrı parçaya bölünmüştü.
O dönemde Kyu’nun mesleğini bırakma düşüncesi, Jun’un bir şeyler yapmak için kendini hırpaladığı, Min’in sessiz kalışı ve benim üzerime gelinen onca şey… Ne yapabilirdik ki… Hayatın oynadığı bu oyunda bizde nasibimizi almıştık…
Önce dostluğumuzdan mı söz etsem ya da anılarımızdan yok yok en iyisi bir sorunla karşılaştığımızda tek yürek olduğumuzdan bahsedeyim. O dönemde bir sürü haber çıktı hakkımızda basında hangisi gerçekti ki kim bilebilirdi kalbimizden geçenleri soran oldu mu ne istersiniz! Soran olmadı biz para getiren birkaç kişiydik onlar için. Soran olsaydı ne olurdu ki birlikte kalamasak ta bir şey söyleyebilirdim.
Bir lider olarak diğerleri hakkında en iyiyi düşünmek benim görevimdi biri ağlarken ben teselli etmeliydim, ya da başardığı bir işte ilk ben koşmalıydım sevincini paylaşması için. Ne kadar zordu kardeşlerimin üzgünlüğünü görüp bir şey yapamamak aciz olmak elden bir şey gelememek öyle bir duyguydu.
Onlara bir umut verememek çok zordu. Günlerce onlardan ayrı gezdim onlarsız ne yapabilirim diye düşündüm ayaklarım beni taşıyamacak duruma geldiğinde durdum deniz kenarında oturdum etraftan geçen kişilere baktım, geçen arkadaş gruplarını görünce eski günlerim aklıma geldi ne buruk sevinçti onlar şimdi benim için düşünmek ne kadar mutlu etse de o kadar acı veriyordu artık. Anılarım olarak kalbimin bir kenarına ayrıldı.
Unuturum diye yapmadığım şeyleri yaptım onlarla olan anılarımı bir deftere topladım, olur ya insanoğluyuz!! kardeşlerimle bir araya geldiğimde aklımda daha çok anı olsun.
Aslında yazmak şarkılar şiirler her şeyi yapmak isterdim, onlarsız ilk sahneye çıktığımda kalbim parçalanacak sandım ben hiç tek olmayı hayal etmemiştim. Şarkıyı söylerken bile bir yerden Min çıkacak ya da Jun Saeng Kyu çıkacak diye çok bakındım. Yoklardı evet ss501 bir süreliğine bile olsa ayrılmıştı.
Bir daha sahneye çıktığımda onların yanımda olmayacağı gerçeği çok korkuttu beni o yüzden ne kadar çok çalışırsam o kadar çabuk istediğim yere gelebilir , bir an önce bir araya gelebilirdik.
Onlarla oturup saatlerce içmeyi sohbet etmeyi şakalaşmayı Jun ile Min’in didiştiği Kyu’nun bir kösede durup sessiz kalışı ve Saeng’in tatlı gülüşünü görmeyi çok özledim.
Biz 5 dakika bile ayrı kalmayanlar günlerce haftalarca hatta aylarca göremiyorduk hiçbirimizi. Min’in albümü çıktığında ne kadar mutlu olmuştum hele yükseldiğinde Jun’un ilk albüm fotoğraflarını gördüğümdeki sözlerim ‘’Jun bu yapar.’’( İlk albümünde İskoç eteği giymişti.) Saeng’in solo albümü benimki ile aynı zamana denk gelmişti birlikte music bankta sahne alışımız muhteşemdi. En son olarak Kyu’muzun albümü ‘yesterday’ onu dinlerken hep dünki hallerimiz aklıma geliyor.
Hepimiz yine bir albüm hazırlığındayız, ne kadar solo kariyerimize odaklansakta biz ss501’riz. Hala bizim birlikteliğimizi bekleyen varsa ne olursa olsun bu 5 yıldıztaki tek kalp bir gün birleşip aranızda dönecek.
Son ~
5. Yarışmacı
In-Ha...
![[Resim: shortstoryy.jpg]](http://img171.imageshack.us/img171/8503/shortstoryy.jpg)
? BLOCKB IS MY LIFE ?
![[Resim: tumblr_olvtfdqgPs1sp9bkwo2_500.gif]](https://68.media.tumblr.com/07c3ed2b6fd95dd962423cad2f95e4a8/tumblr_olvtfdqgPs1sp9bkwo2_500.gif)
Kore_Güzeli black pearl ♥
![[Resim: tumblr_olvtfdqgPs1sp9bkwo2_500.gif]](https://68.media.tumblr.com/07c3ed2b6fd95dd962423cad2f95e4a8/tumblr_olvtfdqgPs1sp9bkwo2_500.gif)
Kore_Güzeli black pearl ♥





Ellerinize sağlık.
![[Resim: SWIY7k8.gif]](http://i.imgur.com/SWIY7k8.gif)


![[Resim: NoRXrOH.gif]](http://i.imgur.com/NoRXrOH.gif)
Spoiler![[Resim: 7se2Nvk.gif]](http://i.imgur.com/7se2Nvk.gif)
![[Resim: ieeeeat.png]](http://img40.imageshack.us/img40/1130/ieeeeat.png)
