Yorumları: 4,075
Konuları: 232
Kayıt Tarihi: 08-08-2008
Teşekkür Puanı:
464
10-08-2011, Saat: 15:19
(Son Düzenleme: 10-08-2011, Saat: 15:59, Düzenleyen: hyun_bin.)
Korea-Fans 3. Geleneksel En Iyi Kisa Hikaye Yarismasi
Korea-Fans 3rd Traditional Best Short Story Competition
1.Yarismaci
Ask Bahari
Yagmur damlalari kadar saf, kar tanesi gibi bembeyaz!
Kore’nin kuzeydogusundaki Kang-Won Do bölgesinde, yasli dedesi ile birlikte yasayan Ra Bi, küçük yasta annesini ve babasini kaybetmisti. Dedesi ile birlikte doganin yalnizligina ortak olmuslardi. Haftada bir gün kasabaya inerler, alisveris yaparlar; ardindan tekrar dagin etegindeki evlerine dönerler ve yalniz dünyalarindaki mutlu hayatlarina devam ederlerdi. Ra bi o kadar güzel bir kizdi ki, özellikle kasaba gençleri Ra Bi ile konusabilmek, onun gönlünü çalabilmek ya da ona biraz daha yakin olabilmek için ugrasirlardi. Ra Bi hiç okula gitmemis olsa da dedesi onu en iyi sekilde yetistirmisti. O kadar zarif, o kadar alimli bir kiz olmasina ragmen, kendini dünyanin ihtiraslarina kaptirmak bir yana, hayata kirli gözlerle bile bakmamisti. Yillarca o gözlere maruz kalmis olsa da…
Ra Bi, dedesi yasli Wang ile kasaba tapinagina dogru giderken, yolun kenarinda mola verdiler. Bu sirada üstü açik son model bir araç Wang Efendi’nin su çektigi kuyunun hemen yaninda durdu. Araçtan inen gençler simarik tavirlari ile Wang Efendi’ye dogru yöneldiler. Araçtan yükselen müzik sesi etraftaki kus civiltilarini sonlandirmis, doga anayi bölgeden uzaklastirmaya yetmisti. Gençler Wang Efenedi’ye kaybolduklarini, bölgedeki kayak merkezini aradiklarini söylediler. Wang Efendi, bir an evvel bu gençleri uzaklastirmak için, gidecekleri yeri tarif etti. Araçta bir genç daha vardi.Bu genç etrafi izleyip,müzigin ritmine kendini kaptirmisken;agacin altinda kitap okuyan Ra Bi ‘i fark etti.Rabi’nin yanina dogru ilerleyen bu kisi Super Juni üyesi Se Won’du.Se Won,Ra Bi’nin yanina dogru ilerledi,oturdu. Se Won Ra Bi’nin güzelligine kendini kaptirmisti. Ilk görüste askin kapilarini aralamis,Ra Bi’nin büyüsüne kapilanlar kervanina katilmisti.Ra Bi, hiç istifini bozmadan Se Won’a selam verdikten sonra dedesiyle birlikte tapinaga dogru yola koyuldular.
Se Won,Ra Bi’inin otrudugu evi ögrenmisti.Gecenin bir yarisi evin duvarindan Ra Bi’yi bir kere daha görebilmek ümidi ile bakiyordu.Ra Bi,kapiyi kilitlemek üzere Se Won’un bulundugu yöne dogru giderken,durumun farkina varan Se Won bastigi taslardan düstü.Sesi duyan Ra Bi kapidan çikip,Se Won’a yardim etti.Se Won büyülenmis bir sekilde Ra Bi’i süzerken ;Ra Bi de kalp diyarinda bir seyler oldugunu hissediyordu.Bu temasla ask bahari baslamis oldu.
Se Won ile Ra Bi gizli gizli bulusuyor. Ask baharindaki mutlu günlerini yasiyorlardi. Bir süre sonra Ra Bi’nin dedesi Wang Efendi’nin ölümüyle bu bahara kara bir bulut girdi. Bu öyle bir buluttu ki ne zaman dagilacagini kestirmek çok güçtü.
Se Won ile Ra Bi’nin bulusmalari kasaba halki tarafindan ögrenilmisti. Kasaba halki, onu kiskanan gençler; Ra Bi hakkinda kötü niyetli dedikodular yaymisti. Artik herkes Ra Bi’i kötü olarak nitelendiriyor, dedesinin ahlak mirasina sahip çikmamakla elestiriyordu. Bu elestiriler öyle bir hal aldi ki Ra Bi’nin evde yalniz oldugu bir gün kasaba halki Ra Bi’nin evini taslamaya baslamisti. Eve zorla giren gençler Ra Bi’nin saçlarini kesmis, onu hirpalamislar ve Ra Bi’ye kötü laflar edip oradan uzaklasmislardi.
Se Won, konserden dönmüstü.Büyük bir sevinçle Ra Bi’nin evine gelmis,ona aldigi en güzel çiçekleri verecek olmanin mutlulugunu yasiyordu.Kapinin açik oldugunu görmesiyle sasiran Se Won içeri girip,Ra Bi’nin avluda, yerde oturmus bos bos etrafa baktigini görmüstü.Ra Bi’nin durumu içler acisiydi.Kiyafeti yirtilmis,saçlari kesilmis….Bu olay Ra Bi’yi o kadar etkilemisti ki Ra Bi’nin akil sagligini yitirmesine sebep olmustu.Ra Bi ruh ve sinir hastaliklari hastanesine terk edilmisti.Zaten yalniz büyüyen Ra Bi yeniden yalnizliga mahkum edilmisti.Se Won,Ra Bi’yi bu yalniz dünyasinda birkaç kez ziyaret etti.Her ziyaretinde o abide gibi güzelligin ve o ask baharinin eriyisiyle üzülüyordu.Se Won sevgilisini daha fazla bu halde görmeye dayanamadi ve bir daha onu görmemek üzere eski dünyasina yöneldi.Ask kapisi Ra Bi’nin suratina kapanmisti.
Yorumları: 4,075
Konuları: 232
Kayıt Tarihi: 08-08-2008
Teşekkür Puanı:
464
10-08-2011, Saat: 15:21
(Son Düzenleme: 10-08-2011, Saat: 15:22, Düzenleyen: hyun_bin.)
2.Yarismaci
Jeju’da Bir Ruh
Bu küçük adada saat çok geç olmadan herkes uyuyordu. Bu sayede ben, dalgalarin essiz melodisini dinleyebilir, ay isiginin denize nasil düstügünü görebilir, insanlarin nasil yasayabildigini anlayabilirdim. Insanlar gerçekten ilginç varliklar. Böyle dedigime bakmayin siz. Ben de insandim bir zamanlar. Size insan oldugum günlerdeki yasamimi anlatacagim;
‘’Bundan yaklasik 600 yil önce Jeju adasinda dogdum. Hayatimin tamami Jeju adasinda geçti. Yasamdan zevk alip, tadini çikariyordum. Yaptigim tek isin deniz kabugu toplamak olmasina karsin hayatim gerçekten eglenceliydi. Böyle tam 18 yil yasadim. Daha sonra ne mi oldu? Deniz kabugu toplamak amaciyla denize daldigim zaman suurumu kaybetmisim. Uyandigimda kocaman bir gemideydim. Bir adam basucumda oturmus bana bakiyordu. Saçlari sapsari, gözleri mavi ve kocamandi. Koreli olmadigini anlamistim. Ileriki zamanlarda ondan hoslanmaya basladim. O da benden hoslaniyormus meger. Jeju’da yasamaya basladi. Beni bir yere götürecegini söyledi. Itiraz etmeden onunla yürümeye basladim. Beni yüksek bir tepeye götürdü. Tepenin altinda sert kayaliklar ve oldukça derin bir deniz vardi. ‘'Sana bir sey söyleyecegim.’’ dedi. ‘'Ne söyleyeceksin?’’ dedim. ‘'Ben… Ben senden hoslaniyorum.’’ sözcükleri döküldü dudaklarindan. O anki saskinligimla dengemi kaybettim ve asagidaki kayaliklara çarparak can verdim. Daha Jeju’nun disina bile çikamadan hayatim son bulmustu. O gün bu gündür her gece, bir ruh olarak hayatimin en mutlu ve en mutsuz anlarini yasadigim bu tepeye gelirim. O sari saçli, adini bile bilmedigim adami bekli görebilirim umuduyla…’’
3.Yarismaci
GA DA NAM HANGOK(Kore'ye gidiyorum)
Ellerimde bavullarim, birisi mavi birisi pembe. Yeni aldigim ayakkabilarim; pudra pembesi. Hava alanindayim ve gidiyorum…
Pudra pembesi çantamdan Playfull Kiss’deki çok aradigim telefonumu çikariyorum. Bu telefonu ne kadar çok istemistim. Özellikleri degil hayatimin orta yerindeki Güney Kore’mde çok sevdigim kisilerde olmasiydi önemli olan. Ve telefonum çaliyordu. Park Jung Min; “Not Alone”… Çogu kisi için ne dedigi belli olmayan tuhaf bir müzik benim için kalbimin çarpmasina neden olacak kadar degerliydi…
Elimde biletim. Gidis “South Korea/ Seul” Dönüs… Dünüsümü alamadim, çünkü dönmeyi hiç istemiyordum. Siraya girdim. Sira bana geldiginde görevli yüzündeki hafif tebessümle; “Lee Won’a benden selam iletin.” Deyince daha da heyecanlandim. Çünkü bir kisi vardi beni anlayan, o anda benim duygularima deger veren…
El çantamda Korece el kitaplarim, küçük kameram, telefonum… Artik hazirim, yillardir hayalini kurdugum ülkeye gidiyorum ve o an aklinda sadece beni nelerin bekledigi…
Koltuguma oturdugumda kulagimdaki müzik ise Lee Seungçul…
Günlügüme yazmaya basladim bile, hiçbir zaman benden ayrilmayan anilari olsun diye… Ve “Ga da Nam Hangog…
Yorumları: 4,075
Konuları: 232
Kayıt Tarihi: 08-08-2008
Teşekkür Puanı:
464
4.Yarismaci
Sen Yoksun Ya...
19 Mart 1987 Eun Young'in ölümünün 3.haftasi.
Eun Young iyi misin? Bugün ölümünün 3.haftasi. Ben hala seni düsünüyorum. Nasil beni birakip gittin anlamiyorum. Eve her gelisimde kapiyi senin açmani bekliyorum,eve her girisimde hiçkiriklara boguluyorum. Sence bu adil mi? Beni bu kahrolasi dünyada birakip gitmen adil mi? Suan tek basimayim. Isten ayrildim. Ilk günler sarhos olmayi denedim. Sarhos oldukça sanki yanimdaymissin gibi hissediyordum. Ama uyandigimda sen yanimda olmuyorsun. Kalbim sikisiyor. Birileri beni boguyormus gibi oluyor. Varliginda nefesim oldugunu anlayamamisim. Ne yazik bana! Keske diyorum sürekli. Keske Eun Young olsaydi, keske Eun Young'a onu sevdigimi daha çok söyleseydim, keske istedigi her seyi yapsaydim, daha çok hediye alip ona daha çok gülseydim. Belki kalbim bu kadar acimazdi. Merak etme Eun Young mektubuma dökülen gözyaslari benim degil, kalbimin yaslari. Sen simdi yanimda olsaydin bana kizardin ama yemin ederim benim gözyaslarim degil bunlar. Artik kizma bana artik sadece mutlu ol. Bu dünyada seni mutlu edemedigim kadar mutlu ol sevgilim.
Kafami yastiga koyuyorum sanki sen varsin yanimda. Son 3 gündür etrafimda seni görmeye basladim Sanirim deliriyorum. Elbiselerinde hala kokun duruyor. Hepsi bana seni hatirlatiyor,hepsi bana seni yasatiyor.
Bu sabah senin hep götürmemi istedigin pahali bir restoranta gittim. Bana en çok yakistirdigin takimimi giydim. Aslinda sen yoktun ama yanimdaydin. Seni kimse göremiyordu ama benim görmem yeterli zaten. Senin için Onigiri kendim içinde Yukhoe istedim. Sen karsimdaydin. Pembe çiçekli elbiseni giymistin. O an sana dokunmayi çok istedim. Yemekler geldigin de sadece bana gülümsedin. Yavasça elimi uzattim yüzüne dokunabilmek için. Biliyordum sen yoktun ama hayalin o kadar canliydi ki kendime hakim olamadim. Hissetmedigim kalp yaslarim akiyordu. Simdi sen yoksun ya, ben ne olacagim?
Evimizin anahtarlarini cebime koyuyorum. Evdeki tüm haplari topladim. Kapiyi kilitledim. Evden çikamayacagimi görecek olan komsularimiza bu dehseti yasatmak istemezdim ama elimde baska çare yok. Seni çok özledim Eun Young. Yanina gelmeliyim. Belki sen korkuyorsundur. Yanina geldigimde sana simsiki sarilacagim. Biz birbirimize aittik ve öyle kalacagiz eskisi gibi bir kisi olacagiz degil mi?
Elim haplara gidiyor, ama en azindan bu mektubu bitirene kadar sabiretmeliyim. Yarin Dogum Günün. Hediyeni vermek için yanina gelecegim ve hiç ayrilmayacagim. IYIKI DOGDUN KARICIGIM. Simdi geliyorum yanina. Bu dünya anlasilan sadece seninle güzeldi. Simdi gidecegim yerden bir daha dönemeyecegimi bilsem de senin oldugun her yer güzel bana. SENI SEVIYORUM Eun Young. Hemde tahmin edemeyecegim kadar.
Seni Seviyorum kocan Kim Tae Sung....
>>>>>> KBS2'den haberler. 4 hafta önce karisini kaybeden nobel ödüllü Edebiyat yazari Kim Tae Sung,komsulari tarafindan evinde ölü bulundu. Kim Tae Sung'un intihar mektubu okuyanlari gözyaslarina bogdu...
Yorumları: 4,075
Konuları: 232
Kayıt Tarihi: 08-08-2008
Teşekkür Puanı:
464
5.yarismaci
Mail Beklentileri
Internetten yabanci insanlarla konusmayi hep sevmistim. Genellikle Italyanlarla tanismak isterdim. Sanirim o ülkedeki eserlere olan ilgimdendi. Gerçi hiç biri benim kadar ilgili degillerdi o sanat harikalarina. Aklimin ucundan geçmezdi hep Italyan aradigim bir yerde, bir Koreliyle tanisip onunla bu kadar konusacagim, bu denli ortak nokta bulacagim. Kore yle ilgili yalnizca Kore Savasi ni ve BM genel sekreteri Ban Ki Moon u bilirdim. Onlari da bilmesem ayip olurdu zaten. Site üzerinden bir Koreli bana mail atmisti basta hiç dikkat etmedim kriterlerime uymuyordu. Sonrasinda ne yazdigini merak ettim ve maili okudum. O zaman kendime itiraf edemesem de yazdiklarindan etkilenmistim.
Ülkeme olan meraki ilgisi ve saygisini öyle bir dille anlatmisti ki bir an ekrana bakakalmistim. Anlik bir içgüdüyle cevap verdim ona. Adi Han Jae Sun du. Henüz soyadlarin isimden önce yazildigini bilmedigimden ona Han Jae diye hitap etmistim mailimde. Sonrasinda biraz bile olsun arastirmadigim için kendime kizdim. O yazdikça cevaplarima bakip kendimden utaniyordum. Ister istemez bu durumumdan ona da söz ettim cevabi beni etkilemisti. Nasil yazdigimin degil ne yazdigimin daha önemli oldugunu söyledi. Yavas yavas ben de Kore hakkinda bir seyler ögreniyordum Jae Sun dan. Ögrendikçe hayranligim artiyordu ve ben engel olmadim, olamadim sadece. Daha yüzünü bile görmedigim bir adamin yazilarina hayran oluyordum. Bir seyi fark ettigimde artik çok geçti. Yüzünü bile görmedigim o adam hakkinda çok sey ögrenmistim. Düsüncelerini, yasam tarzini, nelerden hoslandigini O da benim hakkimda birçok sey ögrenmisti. Beni tüm ögrendigim seyler yüzünden belki de yazdiklarindan bilmiyorum, ama ona âsik olmustum. Yazdiklarina hayranligim, yazdiklarina âsik olmama sonra da Jae Sun un kendisine âsik olmama sebep olmustu. Ya da saglamisti mi demeliyim? Artik mail kutumu her açtigimda gözüm onun ismini ariyordu, yalnizca onun yazdiklarina odaklanmaya baslamistim artik.
Neredeyse dünyadan soyutlamistim kendimi. Zaten çok olmayan arkadaslarimdan gittikçe soguyordum. Bir gün ülkeme Türkiye ye ziyarete gelecegini haber veren bir mail yolladi.
Gözlerimi monitörden ayirmamistim kendimi tokatlamistim artik hayal âleminde yasiyorum diye. Ama gerçekti iste. Ne zaman gelecegini soramadim aklima gelmedi bile. Yalnizca biraz disari çikmak istemistim o kocaman ev bir an gözümde minicik bir kutu gibi göründü.
Arabama atladiktan sonra kendimi havaalaninda buldum. Buraya geldigimi fark etmemistim bile. Allah im bana neler oluyor diye kafayi yiyordum. Kafayi yedigimi düsünerek kaç gün geçirdim kim bilir? Neden sonra maillerimi kontrol etmek geldi aklima Jae Sun dan mail gelmisti. Hem alayli hem de yapmacik bir sitemkâr havayla Ne oldu yoksa beni görmek istemiyor musun? Ne zaman gelecegimi bile sormadin bileti iptal mi ettirsem? demisti. Böyle bir sey yapmayacagini biliyordum, seziyordum. Karsiliginda Biraz mesguldüm kusura bakma cevap yazamadim. Çok sevindim senin adina ne zaman geleceksin havaalanindan ben alayim seni. yazan bir mail gönderdim. Her zamankilerden oldukça soguktu bu. Ama çok sevinmis görünmek de istemiyordum. Simdi o maili düsündükçe ne kadar aptal oldugumu anliyorum. Sadece basit birisi gibi görünmek istememistim. 6 gün sonra Türkiye saatiyle 15.30 da burada olacagini söyledi. Tabii ki o zaman hava alanindaydim. Ama o yoktu endiselendim bir an ya gelmezse diye, ama geldi. Gelmeden önce birbirimize fotograflarimizi attik. Bu sekilde birbirimizi bulabildik kolayca. Bunu da o akil etmisti onu bu yüzden seviyordum belki de. Yalnizca 8 gün kaldi burada. Onun da beni sevdiginden asla emin olamadim zaten böyle bir konusma da geçmedi aramizda. Hem kim hiç görmedigi birine âsik olurdu ki. Jae Sun la 8 gün benim için çok çabuk geçti ama bu sürede ona daha fazla âsik olmustum. Yalnizligimi onun sayesinde yenebilmistim fiziksel olarak degil ama ruhsal açidan. Uçaga binmeden elime bir defter verdi ve uçak kalkmadan önce kesinlikle açmamam konusunda siki siki tembihledi beni. Eger açarsam benimle bir daha asla iletisim kurmayacagini söyledi. Benim için öylesine önemliydi ki bunu yapsam bile farkina varmayacagini bilsem de uçak kalkmadan defteri açmadim. Simdi olsa ne yapardim hala emin degilim dogrusu. Uçak kalktiktan sonra defteri açtim ellerimin islandigini fark ettim bir an. Gözlerimden yaslar akiyordu farkinda degildim. Simdiye kadar hiç aglamamistim oysa ki. Defterde benimle ilgili düsünceleri yaziyordu benim asla emin olamadigim düsünceler Ben onu hakkinda ne hissettiysem aynilarini o da benim için hissetmisti. Hem mutlu hem üzüntülüydüm. Karmasik duygular Ondan önce asla yasamadigim seyler bunlar. Yine de içimde biraz umut vardi yine konusurduk belki ben giderdim onu yanina kim bilir. Kafamda bu ve buna benzer düsüncelerle eve gittim. Mail kutuma bakmak istedim birden nedendi bilemezdim. Jae Sun dan bir mail gelmisti bir an sasirdim zira daha yeni yanimdan ayrilmisti üstelik uçaktaydi. Ama mail dün gelmisti o yanimda oldugu için hiç dikkat etmemistim. Maili açtim, söyle bir göz gezdirirken lösemi kelimesine rastladim donmustum o an. Bunu ne anlam geldigini biliyordum. 11 yil önce kardesim bu hastaliktan hayata gözlerini yummustu. O benim tek ailemdi. Simdi ömrüm boyunca kardesimden sonra sevdigim sevebildigim ilk erkegin ayni hastaliktan ölecek olmasi hayatin anlamsiz oldugunu hissettirdi bana. Ölmemesini istedim ama o bana çoktan haber vermisti ölecegini. Beni sevdigi için benimle yüz yüze konusmak istedigi için bir kez olsun gözlerimin içine bakmak istedigi için gelmisti buraya bunlari yazmisti mailde. Oysa ben bahaneler uydurarak bakmamistim gözlerine. Aslinda sadece korkuyordum ya gözlerde bekledigim seyi göremezsem diye. Ne olursa olsun bakmaliyim diye düsündüm ve havaalanindaydim. Gözlerini görmek istiyordum simdi gitmezsem eger, baska hiçbir zaman göremeyecegim gözleri görmek için gitmeliydim ve gittim. Ondan 1 buçuk saat sonraki uçaga binmistim. Hiç umudum yoktu ama havaalaninda buldum onu, öyle en yalniz kösede oturuyordu yalnizca bakiyordu bos bos. Ayni benim yaptigim gibi. Karsisina geçtigimi fark etmemisti bile dizimin üstüne çöktüm gözlerini gözlerimle ayni hizaya getirdim ve öylece baktim sadece baktim ilk kez birinin gözlerine dikkat etmistim.
Birbirimize baktik sadece, ne kadar hiç bilmiyorum. Tek kelime çikmadi agizlarimizdan zaten gerek de yoktu biz böyle de anlasiyorduk. Ben ona onu ne kadar çok sevdigimi haykiriyorum, neden erkenden gitti diye kiziyordum neden bana beni sevdigini söylemedi diye kiziyordum gözlerimde o da cevap veriyordu. Kisa bir süreligine dudaklarimiz birbirine degdi hiç hatirlamiyorum nasil ve ne zaman oldugunu, hipnotize olmus gibiydim. Içimdeki ask aciya dönüsüyordu. Askim bitmeyecekti ama yanina bir de kocaman aci eklenecekti. Ben yalnizca bunu biliyordum. Ve Jae Sun un gözlerini Dudaklarimiz ayrildiginda elime küçük bir defter daha verdi gözlerime son kez bakti ben de onunkilere
Defteri açtim bir süre sonra defterin neden küçük oldugunu söylüyordu bana. Onu takip edecegimi ve bu defteri bana verebilecegini dilemisti. Dilegini gerçeklestirdigim için mutluyum. Jae Sun seni takip ettim her zaman ederim ölümde bile yayina gelirim diye düsünüyordum yazdiklarinin devamini okudum. Baska bir dilegi daha vardi: hep mutlu olmam ve onun yerine de yasamam. Simdi elimden geldigince bu dilegini de gerçeklestirmeye çabaliyorum. 4 yildir bunun için çabaliyorum. Yalnizca onu hatirlayarak mutlu oluyorum ve olmaya devam edecegim
Yorumları: 4,075
Konuları: 232
Kayıt Tarihi: 08-08-2008
Teşekkür Puanı:
464
6.yarismaci
Rüzgar Melegi...
Dagin tepesindeydi. Hafif hafif yagan kar,rüzgarin da verdigi kuvvetten dolayi her tarafi kaplamisti.. Yalniz iki kisi vardi. Öteki de ahsap evin kapisindaydi. Onu izliyordu. O kadar masum bir sahneydi ki. Yanina gitmek istedi ama onu yalniz birakmam daha iyi olur dedi ve bekledi. Yillardir çektigi onca sikintidan sonra hep hayalini kurdu bu olayin..
Bir dagin tepesinde yalniz,bütün her yeri ayaklarinin altinda oldugunu hissetmek.. Sanki sadece bir kisiden olusmus bu dünya.. Onun için öyleydi. Kapidaki genç adam.. Onun bütün dünyasi oydu.. O ve rüzgar... Bir süre daha kaldi öyle ve izledi Seoul'ü. Sanirim biliyordu bir daha bu manzarayi,bu hissi alamayacagini.. Sonra yere oturdu. Yüzü kizarmisti.. Aldigi karar oldukça agirdi onun için.. Ama bir daha göremeyecegi bu sehri son bir kere hayallerinde kurdugu gibi izledi..
Izledi ve duydu rüzgarin sesini.. Kuvvetliydi,ama hiçbir zarari yoktu. Onun için öyleydi.. Sonra dudaginin yaninda hafif bir tebessüm.. Ayaga kalkarak ahsap eve dogru agir adimlarla ilerledi. Içerideki genç
adam onunla konusmadi.. Onun yalniz kalmaya ihtiyaci oldugunu düsündü.. Ikisi de çok seviyorlardi... Ama onca zaman uzak durmak zorunda kalmislardi birbirlerinden. Ve simdi bulusmuslardi. Su an hissetmeseler de bulmuslardi mutlulugu. Koltukta oturan genç adam,kapida tebessüm eden kizin yanina geldi ve ona sarildi. Güçlüydüler ve her zaman güçlü kalacaklardi. Bundan sonra üzülmek yoktu onlar için sadece mutlu olmak ve umutla bakacaklardi her yeni bir güne...
Geri çekildi ve yüzünü ellerini arasina aldi. Yüzü bembeyazdi. Yasadigi aciya bunca zamandir taniklik eden ve acisina ortakti bu genç adam. Bir süre sonra genç adamin yüzüne bakti ve güldü. Gözleri parildiryordu. Bunca zaman göremedigi mutlu ve neseli kiz genç adami mutlu ediyordu. Daha mutlulugun basinda olan bu iki insan birbirlerine kenetlenmisti sanki. Sonra sessizce kizin elinden tuttu ve koltuga oturdular. Eski bir albümdü bu,içinde eski fotograflar vardi. Bu iki sevgilinin küçükklükten kalma fotograflardi. Bu fotograflara bakarken disaridaki rüzgar da eslik ediyordu onlara. Sanki hafif hafif sarki söylüyordu. Iste bu yüzden Rüzgar Melegi diyordu sevgilisine.. Rüzgara olan hayranligi hep sasirtiyordu onu... Sonra tekrar ona bakti. Gelecekte gülümsemenin hiç eksik olmayacagi bu yüze bakti. Ve agzinin yaninda,gamzelerini belli eden bir tebessümle izledi fotograflari..
Yorumları: 4,075
Konuları: 232
Kayıt Tarihi: 08-08-2008
Teşekkür Puanı:
464
7.Yarismaci
ATES VE BARUT
Karakterler:
Park Neul
Lee Ji Seok
SHINee
1.Bölüm SHINee??
Saat 07: 40…
Yüzüme vuran isikla uykum bölünmüstü. Söylene söylene gözlerimi açtim ve ellerimi yüzüme koydum. Hala uykum var. Neden annem su perdeleri kapatmaz ki sanki? Ben böyle söylenirken ince sesli bir bayan anons yapti. Dogru mu duymustum yoksa o bayan az önce “Kore’ye vardigimizi” mi söylemisti. Kore!? Aman Allah’im öyle bir uyumustum ki nereden oldugumu bile bilmiyordum. Hemen camdan baktim asagida Kore’yi görüyordum. Bu harika bir duyguydu. Hemen yanimda uyuyan Neul’u uyandirmaya koyuldum. Uyaninca o da tipki benim gibi yüzüme bos ifadelerle bakti ve yüzünü kapatti. “Neul! Neul! Geldiiiiik!!! Kore’ye geldik!! Hadi uyaaan!” dedim. Birden gözlerini açti ve asagiya bakti. Ikimizde sevinçten çiglik attik. Yavas yavas uçak alçaliyordu. Ve biz de heyecan yükseliyordu…
Havaalanina nihayet inmistik. Ilk is olarak pasaport gösterme vs. bunlarla ugrastik. Görevli kadin sanirim bize deli gözüyle bakiyordu çünkü sanki hiç havaalani görmemis gibi “Ooo suraya bak! Ay inanmiyorum!” diyorduk. J Daha sonra valizlerimizi almaya gittik. Valizlerimizi aldik ve buradan çikinca ne yapacagimizi konusarak çikisa dogru yürüyorduk. Kapiya dogru giderken bir gitar sesi duyduk ve dönüp baktik. Etrafinda bir topluluk olusan bu kisiyi merak ettik. “Neul!” “Efendim Seok?” “Hiç adetim degildir biliyorsun ama çok merak ettim gel gidip bakalim.” Dedim. Neul “Saçmalama Seok? Yapmamiz gereken bir sürü sey var. Hem neye bakacakmisiz alt tarafi gitar çaliyor” dedi ama ben onu dinlemedim ve onu da sürükleyerek topluluga dogru yürümeye basladim. Aralardan geçerek ortada kim oldugunu anlamaya çalistim. Ortada bir erkek vardi sapkasini önüne koymus gitar çalip sarki söylüyordu. O an bize o kadar eglenceli gelmisti ki biz de denemek istiyorduk. Ama insanlarin tepksinden çekiniyorduk. Gitarci bizi çagirdi ve siz de söylemek istiyorsunuz sanirim dedi. Biz saskin saskin bakakaldik tabii. Gitarci toplulugu da bu fikre çagirdigi için mecburen söylemek zorunda kaldik. Ve Neul ile birlikte Korece slow bir sarki söylemeye basladik.Sarkinin ortasinda bir kiz çiglik atarak geldi. “SHINee geldi SHINee geldi” diye ortaligi birbirine katti. Bir anda etrafimizdakiler yok oluverdi. Biz ise bu duruma gerçekten bozulmustuk. SHINee’de kim?
…. SHINee Dünya’sinda….
Jong:Hey orada bir topluluk var! Bu ne demek oluyor simdi bugün gelecegimizi herkes biliyordu. Bir sürü ufo ve mesaj aldim. Neden kimse bizi karsilamadi?
Key: Neye bakiyorlar orada?
Taemin: Minho hyung sen daha uzunsun neler oluyor orada görüyor musun?
Minho: Ortada iki kiz ve bir erkek var. Sarki söylüyorlar bunlar da mi ünlü sizce?
Taemin: Onlar da mi Koreli?
Minho: Hayir! Galiba baska bir yerden geldiler ?_?
Jong: Hih! Omo suraya bakin! Biri bizi fark etti.
Key: Hepsi buraya geliyor Jong! Sevinsene sabahtan beri bunu istiyordun.
Onew: Hey! Kaç saattir kapinin önünde sizi bekliyorum! Haberiniz var mi? Neler oluyor burada? Araba bizi bekliyor.
Taemin: Onew hyung çok sey kaçirdin.
Jong: Söyleyecegim aklima gelmezdi ama o hakli!
Key Onew’in yüzüne üzgün gibi bakar ve gider.
Minho kafasini sallar.
Onew: Ne!?
……..
Kalabaligin gittigi yere dogru baktik.Ama kimseyi göremiyorduk. Bu insanlar sanki çogalmis gibiydi. Hatta az önce pasaportumuza bakan kadin bile oradaydi. Sinirli bir sekilde Neul’e baktim “Biliyor musun Neul?” “Neyi?” “Galiba Kore’de de her sey ayni olacak!” Neul kalabaliga bakarak “Bosver Seok zaten buraya gelme amacimiz havaalaninda oturup bir gitarciyla sarki söylemek ve popüler olmak degil” dedi. Hakliydi. Saate baktim ve yerimden firladim. Neul sasirdi ve daha konusamadan onu çektim. “Nereye gidiyoruz? Noluyo?”dedi
“Geç kaldik geç kaldik. Okul müdürü Kore’ye varinca hemen okula gelin sirada çok kisi var demisti hatirlamiyo musun? “Ne olmus ki?” “Ne mi olmus bizden sonra bir sürü insan o okula girmeye çalisiyor saatini kaçirirsak listeden siliniriz” dedim. Neul ve ben kosa kosa disari çiktik ve taksiye binip gidecegimiz okula dogru yola koyulduk.
Yorumları: 4,075
Konuları: 232
Kayıt Tarihi: 08-08-2008
Teşekkür Puanı:
464
8.yarismaci
Savasin izleri
Baygindi.Gözlerini açtiginda yorgun bakislarla , nerede oldugunu anlamaya çalisti.Aralanmis pencereden hafifçe esen rüzgar , toprak kokusunu içeriye tasiyor, tül perdeyi nerdeyse küçük odanin ortasina kadar havalandiriyordu.Pencereden bakmak istedi. Rüzgar dansini bitirmis , havaya kalkan yapraklar düsmeye baslamislardi. Agaçlar salivermisti kendini.Günes son isiklarini gönderirken karanlik agir agir kente girmis , sokak lambalari bir bir yanmaya baslamisti .Sokakta sadece askerler vardi . Kolunda kanli sargilari fark etti. Son hatirladigi babasina sarildigiydi. .. Daha fazla devam edemiyordu . Belki de burada son vermeliydi yazilarina . Hala o günün acisini hissedebiliyordu.
Küçük bir kiz çocugu terk ettikleri çiftlige bakarak aglayan babasini teselli etmeye çalisarak soruyordu :’’Babacigim neden agliyorsun?’’Babasi ‘’Evimizi biraktik, bizden sonra burayi düsmanlar talan eder , belki de bir daha yuvamizi göremeyiz .’’ der. Küçük kiz babasini kucaklayarak : ‘’Babacigim sen hiç merak etme , evden çikarken ben kapilarin hepsini kilitledim , anahtarlari da yanima aldim.’’der.
Hiçbir amaci kalmamisçasina elindeki kalemi sallayarak kagida bakti . Artik her sey geçmiste kalmisti , onlari her ne kadar hatirlamamak istese de anilarina hakim olamiyordu. Yasadiklarini bir an da silmek saçmalikti .Birkaç gündür böyleydi iyice içine kapanmis sessizlesmisti.Birseyler onu hala o günlerde hapsediyordu. Anlatamadiklarini kagida dökecekti.Belki bu sekilde huzur bulucakti ruhu. Narin elleriyle kalem tutup yazi yazarken ,yüzü gerilip gevsiyor ,gözleri kisilip açiliyor, kaslari kalkip iniyor,dudaklari titriyor , sanki yazdigi yaziyi yaziyordu.Evet yazdiklarinin hepsini saniyesi saniyesine yasamisti .’Feryat ediyordu çünkü; hiçbir sey yapamiyordu. …‘’diye devam edebildi sadece .Çekik ela gözlerinden yaslar dökülmeye yanaklarina.Elleri titriyordu. Kagidi burusturup firlatti. Masanin üzerindeki her seyi yere atmaya basladi.
Sandalyesini geriye dogru çekip oturdu. Sakinlesmeye çalisiyordu .Masanin çekmecelerini karistirmaya basladi.Çekmeceden bir siyah kapli defter ile birkaç tane kenarlari sararmis ve yipranmis fotograf çikardi.Çekmecesini biraz daha karistirinca sari renkli, üzerinde pas lekeleri bulunan eski bir dolma kalem buldu. Bunu hatirliyordu. O daha küçük bir kiz çocuguyken kendi ülkesi bile olmamasina ragmen savasa gelen bir Mehmetçik’ten hediye olarak almisti. O kadar mutlu olmustu ki sanki bir an da savasin getirdigi o korkunç yüz ifadesi yok olmustu. Küçük çekik ela gözlerinin içi gülüyordu adeta… Tozlu siyah kapli defterin üzerine Türkçe kelimeler vardi.Tüm dikkatiyle harflere bakarken gözlerini kisiyor, yüzündeki çizgiler daha belirgin hale geliyor , onlari anlamaya çalisiyordu. Bu defter onun Mehmetçik ‘ine aitti.Defterin içinden siyah beyaz bir fotograf düsmüstü,ona takilmisti gözü. Bu babasiyla çektirdigi son fotografti.Içi sizliyordu.Avuçlarinin içine aldi , kalbine yaslayarak sesizce aglamaya basladi.Sahip oldugu anilar parça parçaydi. Içi tarifi imkansiz bir özlemle dolmustu.Birden ürperdi,özlem yerini korkuya birakmisti. Anilari gözünde canlanmaya basladi.
Babasi orduda görevliydi. Ve bu savas onun son görevi olmustu.
‘’Türklerin savaslarda gösterdikleri kahramanliklari anlatmak için bir kelime bulmak su anda mümkün degildir.’’ Diye anlatirdir babasi . Ne olursa olsun Türklere güvenmesini ve onlardan yardim istemesini söylerdi.
Evlerine bakarken babasina sarildiginda düsman askerler etrafi sarmis ve ates açmislardi. Kisa sürede destek ekip gelmisti fakat babasi için artik çok geçti.Kizini korumak için kendini feda etmisti. Son kez ona bakip yüzünü oksadi.Kurumus dudaklarindan zor güç kelimeler döküldü . ‘’Melegim’’ diyerek son nefesini verdi.
Yorumları: 4,075
Konuları: 232
Kayıt Tarihi: 08-08-2008
Teşekkür Puanı:
464
9.yarismaci
EVERLASTING FRIENDS
Yüzüme vuran rüzgarin hafif ve hosuma giden serinligiyle esnerken bu keyfimi yarida kesecek dokunus beni çok bekletmeden gelmisti.
“Bilet buldum sonunda. Yasasin!” diye sevinç çigliklari atarak kolumu sarsti Elif. –
“Ne bileti” dedim saskinliktan çatik kaslarla.
“Super Junior’um Türkiye’ye geliyor! Konser bileti. Yasasin, iste E.L.F gücü! Bak iste bunlar” diyerek çantasindan büyük bir poster ve yaklasik 8-10 küçük resim çikardi.
“Söyle bakalim, hangisini begendin?”
Gözlerimi devirerek elindeki büyük postere göz gezdirdim. Aslinda yakisiklilarmis bunlar ama alismisiz bir kere alaya almaya. Gözüm birden birinde takili kaldi. Elif bunu anlamis olacak ki baktigim yere bakip “Heechul öyle mi?” dedi.
“Farkli bir tarzi var” diye mirildandim sadece. Kendine gel! Ne yapiyordum ben? “Aman hepsi de kiza benziyor” diye düzelttim olayi. Aslinda benzettigim için degil, Elif’i kizdirmayi sevdigim içindi. Kirildigini fark ediyordum ama seytanim devam etmem için beni tetikliyordu.
“Bugün.. seninle gidebilmek için iki bilet almistim” dedi kirgin ve kabul etmemi isteyen umut dolu sesiyle.
“Bunlar için mi gidecegim? Ah, güldürme beni. Finallere çalismam gerek. Degerli vaktimi harcayamam.”
Ne oldugunu anlamadan büyük bir pratiklikle çantasini toparlayip yanimdan uzaklasti. Yine kirmistim kalbini. Aksam evde gönlünü alirim diye düsünerek ayaga kalktigimda bankin üstüne düsen resim dikkatimi çekmisti. Büyük ihtimal siki sikiya sakladigi o grubun resimlerinden biriydi. Elime aldigimda yine öylece kalakalmistim. Resmin altinda “Heechul” yazisini görünce gözlerimi devirip çantamin küçük gözüne attim ve fakültenin kapisina kadar yürüdüm. Vicdanim içeri girmeye izin vermemisti ama.
Oflayarak çantamdan telefonu çikardim ve rehberin en basinda olan numara için arama tusuna bastim.
“Mesgulüm.. Konser için hazirlanacagim” dedi Elif kizgin ve kirgin bir sekilde.
“Dur kapatma.. Konser..saat kaçtaydi?”
“Geliyor musun yani?”
“Geliyorum bas belasi! Geliyorum..”
--*--*--*--
“Elif! Kuzenimin dügününde bile yapmadigim bir seyi yaptiriyorsun. Topuklu ayakkabi ve bu cicili elbise de neyin nesi!”
“Öyle deme çok güzel oldun. Hem anlastik. Sen bu konser için bunlari giyersen ben de sana profiterol yapacagim” dedi Elif hayran hayran beni süzerken. Deli kiz! Onun sevimligine karsi koyamiyordum ve benim gerçek anlamda tek dostumdu. Ve tabi yaptigi profiteroller bana karsi en güçlü silahiydi. Bu yüzden sesimi çikarmadan aynanin karsisina geçtim. Ne kadar da degismistim böyle!
Elif’in her zamanki unutkanligi ve çigligi geldi kulagima.
“Inanmiyorum! Eve ugrayip üstümü degistirdigimde biletleri diger çantamda unutmusum!”
“Bravo Elif! Benim için hava hos. Su magazadan bu topuklular ve etekle çikmama gerek kalmayacak” dedim el çirparak. O ise beni dinlemiyor gibiydi.
“Sen konser alaninin önünde beni bekle. Biletleri alir almaz ordayim” diye bagirdi ve konusmama bile firsat vermeden kosarak yanimdan uzaklasti.
Bu topuklularla basim belada diye kara kara düsünerek kasadaki islemleri hallettikten sonra paytak yürüyüsümle konser alanina ilerlemeye basladim. Neyse ki yakindi .
Insanlarin garip bakislari arasinda yürürken (!) düsmeye ramak kala bir eli kolumda hissettim.
“Yürümeyi ögretmemi ister misin?” dedi gözlüklü ve sapkali bir adam iyi bir Ingilizceyle.
“Hey! Hey! Bana dokunma hakkini nerden buluyorsun?” diye çikisarak kolumu sertçe çektim ama bir adim atmamla yere düsüsüm rezilligimin tam anlamiyla resmiydi. Etek giyersem olacagi buydu iste. Dizimi kanatmistim ve etek boyu fark etmeden daha da yukari çikmisti. O adam aninda üstündeki ceketi dizlerime örterek bir hamlede beni kucagina aldi ve yakindaki banka oturttu. Yerin dibine girmek istiyordum o an. Kahretsin!
Adini bile bilmedigim, yabanci oldugunu anladigim genç hiç susmayan telefonuna nihayet cevap vermisti. Ne cevap ama (!)
Anlamadigim bir dilde bir iki sert kelime söyleyip kapatti kabaca. Neyse ki Ingilizce tercümanlik bölümünde okuyordum da Ingilizce kurdugu cümleleri anliyordum.
Dizime örttügü ceketi hafifçe kaldirip yarama üfledi ve “peçete, islak mendil ya da yara bandi var mi?” diye sordu ciddiyetle. Benim gibi bir sakarda bulunmasi gereken üç temel esyaydi bunlar. Hemen çantamdan yara bandini çikarip uzattim ve o anda karsimdaki adam bir müddet durdu.
“Hey! Alacak misin? Birak ben hallederim” dedim sertçe. O ise beni hiç dinlemeden elindeki resmi bana uzatip “bunun hayrani misin?” diye sordu dudaginin kenarindan siritarak. Bu, Heechul denen adamin çantama attigim resmiydi.
“Hayir hayir! Arkadasim Elif onun grubunun hayrani ve bu resmi düsürdü ben de aldim.” Dedim aceleyle. Neden bu kadar çok açiklama geregi duymustum ki?
Alayci bir sekilde gülüp bir seyler mirildandi ama anlamamistim.
“Her neyse” diyerek büyük pratiklikle önce islak mendil ve peçeteyle dizimdeki kani temizledi, sonra da özenle yara bandini yapistirdi. Aslinda hosuma gitmisti bu durum. Ilk kez bir erkekten böyle bir ilgi görüyordum. Elif’in sevecegi kadar varmis bu insanlar. Günes gözlügü oldugu halde çekik oldugunu anlayabiliyordum.
“Tamamdir. Konsere yetismek zorundayim.” Dedi ceketini dizlerimden çekerek.Hemen ayaga kalkip etegimi düzelttim ve onun bana yaptigi gibi hafifçe egilip tesekkür ettim. Ah, bugün kesinlikle mutasyona ugramis olmaliyim!
“Sen de mi konsere geliyorsun?” dedi pesinden yürüdügümü anlayinca.
“Evet, maalesef” diye cevapladim gözlerimi ayakkabilarimdan çekmeden. Birden koluma girip “gecikmeyelim” dedi ve çeke çeke götürmeye basladi. Büyük oranda ona yaslanmak zorunda kaliyordum ama alismaya baslamistim bu topuklulara. Bu insanlar ne sicakkanliydi böyle. Nihayet Elif’le bulusacagimiz yere gelince durdurdum.
“Burada arkadasimi bekleyecegim, tesekkürler” dedim huzursuzca. “Heechul resmine ve bir kaleme ihtiyacim var” dedi beni umursamayarak. Neden diye sormadan çantamdan aceleyle istedigi gibi resmi ve kalemi çikarip uzattim. Bir seyler karaladiktan sonra elime tutusturup “Sana neden yardim ettigimin cevabi orda” dedi. Hizla elimdeki resmi çevirip yazdigi seye baktim
“Everlasting Friends.. Hep kalici arkadaslar..” diye mirildandim donuk bir ifadeyle.
Birden kulagima egildi.
“Sana bir sir versem tutar misin?”
Basimi saskinca evet anlaminda salladim. Birden gözlügünü ve sapkasini çikardi. Ben yüzünü dikkatle incelerken kizlarin “Heechul” diye attigi çigliklarla kendime geldim ve istemsizce “Sen… Heechul” diye mirildandim.
Hizla konser alanina girerken arkasina dönüp bagirdi. “Ne derler bilirsin. Iki kisinin bildigi sir degildir. E.L.F olman dilegiyle. Hosça kal!”
Oldugum yerde kalmis, onun pariltili gülüsüyle gidisini izliyordum.. Birden nefes nefese Elif gelip dokundu omzuma.
“Biletleri buldum. Ama Heechul’un resmini düsürmüsüm” dedi aceleyle.
Elif’e bakip gülümsedim ve elimdeki resmi gösterdim.
“Profiterol degil de bu resmi istesem olmaz mi? Ve.. E.L.F olmam mümkün mü?”
Yorumları: 4,075
Konuları: 232
Kayıt Tarihi: 08-08-2008
Teşekkür Puanı:
464
10. Yarismaci
Biz Ayrildik
Neden birbirimize uygun degildik? Neden ayri dünyalarin insaniydik? Zengin olmadigim için mi? Ünlü olmadigim için mi? Fazla mi zayiftim ona göre? Boyum çok mu kisaydi ki? O bana çok mu fazlaydi? Nerede hata yapmistim? Oysa o, hatanin onda oldugunu söylüyordu. Ama buna kendi de inanmadigindan herhalde, beni de inandiramiyordu. Sadece ayrilmak için bahane sunuyordu. Ve benim de bu bahaneleri yemekten baska çarem yoktu. Evet, aciydi tadlari. Önce dilimi yakiyordu, sonra midemi. Kalbimi? O zaten asik oldugumdan beri yaniyordu. Ama ayrilirken daha bir aci veriyordu.
“Üzgünüm, hata bende. Hiç baslamamaliydik. Eun Chan biz, ayri dünyalarin insaniyiz.” “Yeter, bu kliselesmis sözleri duymak istemiyorum! Geçerli bir sey söyle bana Shin.” “Daha ne söyleyebilirim ki? Olmuyor iste.” “Haklisin. Sen ünlüsün. Bunun için bir an önce kiyida kösede bir yerde benimle bulusmak istedin. Benim gibi biriyle ask yasadigin duyulursa imajin zedelenir degil mi? Ah pardon! Ask mi dedim? Hayir hayir. Bu ask degil. Aska hiçbir sey engel degil.” Bu sözü söylerken sesim titremeye baslamisti. Her ne kadar inanmak istemesem de.. “Bitti mi? Bittiyse ayrilalim.” “Biz zaten ayrildik.” Inanmak istemesem de son sözü kesin bir sekilde ben söylemistim. Sesim oldukça cilizdi evet. Gözyaslarim akmak için hummali bir çaba sarfediyordu. Yine de, son sözü kararliligimla ben söylemistim.
Son bir kez bakmaya müsaade etmedim kendime. Arkama hizla döndüm. Adimlarim hizli ama çok güçsüzdü. Her an yere yigiliverecekmisim gibi hissediyordum. Yine de beni ayakta tutan bir sey vardi, gurur.
Onsuz yasayamayacagimi belli etmemeliydim. Ben kimseye muhtaç degildim. O gider, yerine baska biri gelirdi. Eger o gurur denen sey olmasa, ayaklarina kapanirdim. Yalvarirdim. “Beni birakma, sensiz yasayamam” diye çigliklar atardim. Ama sükürler olsun ki, gurursuz degildim. Ve simdi yine, onun sayesinde ayaktaydim.
Rüzgar yerdeki yapraklari süpürmekle kalmiyor, yüzümdeki hüzne de toprak atiyordu. Ayni zamanda süpürdügü topraklarin yerine yenisini koyuyordu. Yapraklarin canliligindan ve yesilliginden eser kalmamisti. Renkleri saprariydi. Günes de eskisi gibi parlamiyordu gökyüzünde. Batmaya yüz tutmustu. Evet, dogru bildiniz. Mevsim güzdü. Ve güz Seul'de daha bir baskaydi. Çünkü biz, burada ayrilmistik. Mevsim güzdü. Sevgililerin ayrilik vakti de gelip çatmisti. Bizi de ayiriyordu iste. Ama hayir. Bizi ayiran güz degildi aslinda. Bizi ayiran neydi onu da bilmiyordum. Biz “ayrilmistik” sadece. En sonunda beni ayakta tutan gururum da kayboldu gitti. Seul Parki'nin ortasinda çöküp aglamaya basladim. Ve her bir hiçkirigimda kendime hatirlatmayi ihmal etmedim. “Biz ayrildik.”
Yorumları: 4,075
Konuları: 232
Kayıt Tarihi: 08-08-2008
Teşekkür Puanı:
464
11.Yarismaci
Seul: Film Gibi
Ah! Mis! Demek Seul’de hava bu kadar güzel. Rüya gibi! Seul’de olmak… Yillardir hayalini kurdugum sehre ayak basmak. Tipki bir film gibi… Sanki birazdan annemin suratima serptigi suyla uyanacakmisim gibi. Bakalim… Ah! Canim yandi, fazla siktim sanirim etimi. Rüya falan görmüyormusum, gerçekten Seul’deyim! \o/
Cebimden haritayi çikardim ve nerede oldugumu, ne yöne gitmem gerektigini bulmaya çalistim. Heyecanla haritayi çözmeye çalisirken yanima bir ahjumma geldi ve egilip yüzüme bakti. “Nereye gitmek istiyorsun, kizim?” Ah! Bu insanlar gerçekten de yardimseverdi, dizilerde gördüklerim yalan falan degildi. “Sey, ahjumma, aslinda bilmiyorum. Kalacak yere ihtiyacim var. Bir otel bulsam iyi olurdu.” Ahjumma gülümseyerek basini salladi ve bana yolu tarif etmeye çalisti. Sag konu kaldirmis bana yönleri tarif ediyorken genç ve siyah giyinmis birisi ahjummaya çarpip hizla uzaklasti. “Çantam! Ays! Çantami aldi su velet!” Olan bitenin farkina varmam uzun sürmedi ve ahjummaya valizime sahip çikmasini söyleyerek kapkaççinin pesinden kosmaya basladim. Lanet olsun, çok hizli kosuyordu; ama üzülmesi gereken oydu ki ben ondan daha hizliydim. Kisa sürede aramizdaki mesafeyi kapattim ve elindeki çantayi çektim. Çantayi birakmadi ve bana döndü, sag yumrugu yüzüme yaklasirken egildim. Çantayi tutmaktan olan kolunu arkasina çevirip sirtinin ortasina dizimi geçirdim. Kolunu çevirip tekrar bana döndü, hizimi kesmeden yüzünün sol tarafina okkali bir yumruk indirdim. Sendeledi, bunu firsat bilip birkaç kez karnini tekmeledim. Çantayi alip kaçmaya baslayacaktim ki, ayagimi çekti ve yerle bütünlestim. Sanirim ayak bilegimi incitmistim ki tek seferde dogrulamadim ve kapkaççi üzerime geliyordu. Kollarimla yüzümü kapatmis yiyecegim dayaga psikolojik olarak hazirlanmaya çalisiyordum. Üzerimde bir gölge belirdi önce. Ve sonra…
Kimse beni dövmüyordu? Kapkaççi gitmis miydi? Buranin kapkaççilari bile mi iyi niyetliydi? Sorularimin cevabini verecek olan, bana uzanan elin sahibiydi. “Iyi misin?” Herkes etrafa toplanmis, olanlari, bizi, izliyordu. Kafami kaldirip elin sahibine baktim, yüzünde kendini begenmis bir ifadeyle bana bakiyordu. Eline uzanip kalktim ve sol ayagimin üzerine basamadigimi fark edip ona yaslanmak zorunda kaldim. “Ya! Yarim kilometre kosup, bir kapkaççiyi haklamaya çalistim. Iyi miyim?” Küçük bir kahkaha atti. Etraftakiler alkislamaya basladi. Kahkahasini yineledi ve bu O’nun yüzüne bakmama sebep oldu. Baska bir yerde görsem Koreli olduguna yemin edecegim biçimde gözleri, kavisleri olmayan yumusak inan bir burnu ve dolgun dudaklari vardi. Gülüsünde hem sinirime hem de kalbime dokunan bir seyler vardi. Kendime gelip etraftakilerin neden alkisladigini sordum. “Bir dizi setinin içine daldiniz, bayan. Kendi oyunumu birakip sizin oyununuza dahil oldum ve sizi kurtararak kahramaniniz oldum.” Gözlerindeki samimilik beni kendine çekiyordu. Dikkatimi dagitip beni normal hayata döndüren ahjummanin sesi oldu. “Ah! Kizim! Neden kostun ki öyle pesinden o veledin! Iyi misin?” Tatli ahjummaya dönüp gülümsedim. “Ben iyiyim, merak etmeyin. Iste çantaniz.” Ahjumma tesekkür etti ve bir seyim olmadigindan emin olunca evine dogru yola koyuldu. “Gel, hastaneye gidelim, bilegine baksinlar.” Ahjummanin gidisini izleyen gözlerimi ona çevirdim. Gerçekten beni hastaneye götürmek ister gibi bakiyordu. “Gerek yok, kendim halledebilirim.” Tek bir hareketle beni sirtimdan ve bacaklarimdan kavrayip kucagina aldi. “Ays. Cidden. Günün ortasinda bana yaptirdiklarina bak. Tipki Koreli kizlar gibi inatçisin; ama aksanina ve yüzüne bakilirsa Koreli degilsin. Sahi nerelisin sen?” Gözlerini bana çevirip cevap vermemi bekledi, kucagina alisindan dolayi saskinligim yüzüme yansimis olacak ki, bakinca tekrar o hos kahkahasini atti. “Türkiye.” Gülümsedi ve onaylarcasina kafasini salladi. Seul’e ayak basali bir saat bile olmuyordu ve basima gelenler… Seul basli basina bir film gibiydi. Kahramanim gerçekten de O mu olacakti peki?
|